Kategori: Gebelik

Tüplerin bağlanması

Tüplerin Bağlanması Nedir? Nasıl Yapılır?

Tüplerin bağlanması son derece etkili olan doğum kontrol yöntemlerinden biridir. Kadınların yumurtlama döneminde salınan yumurta, sperm hücresi tarafından fallop tüpleri adı verilen kanalcıklarda döllenir ve gebelik oluşur. Fallop tüpü rahmin sağında 1, solunda 1 adet olmak üzere toplam 2 adettir. Yapılan cerrahi operasyon ile tüplerin geçirgenliğinin kalıcı olacak şekilde bozulması işlemi, halk arasında tüplerin bağlanması adıyla bilinen tüp ligasyonudur.

Bu işlemin tüplerin alınmasıyla karıştırılmaması gerekir. İkisi birbirinden çok farklı cerrahi operasyonlardır. Gebeliği engellemek amacına yönelik olarak gerçekleştirilen tüplerin bağlanması operasyonunda fallop tüpleri tahliye edilmez, sadece yakma, bağlama ya da halka şeklinde bir aparatın takılması gibi yöntemler ile tüplerin geçirgenliği engellenir ve böylelikle sperm hücreleri ile yumurta buluşmaz.

Operasyon fallop tüplerine kalıcı olarak zarar verebildiğinden ileride anne olmayı isteme konusunda kararsız olan kadınlar kesinlikle bu yöntemi tercih etmemelidir. Bu durumda size uygun olan diğer kontrol yöntemleri hakkında doktorunuza danışabilirsiniz. Ayrıca evli kadınların tüplerin bağlanması operasyonunu yaptırabilmesi için eşlerinin de onay verdiğine dair imzası gerekir. Ameliyatın yapılabilmesi için rıza formunun her iki eş tarafından da imzalanmış olması şarttır.

Tüplerin Bağlanması Sonrası Hamilelik Oluşur mu?

Tüplerin bağlanmasından sonra hamilelik

Konuyla ilgili en çok merak edilen unsurlardan biri de tüplerin bağlanması durumunda gebelik oluşup oluşmayacağıdır. Cinsel ilişkide sperm hücreleri rahme ulaşsa da rahimdeki yumurtaya ulaşamaz ve döllenme gerçekleşemez. Bir anlamda sperm hücreleri ile yumurta karşılaşamaz da diyebiliriz.

Haliyle gebelik oluşması tıbben mümkün olmaz. Bu yöntem % 100’e yakın kontrasepsiyon sağlayan metotlar arasında yer alıyor. İşlemin gerçekleştirilmesinin ardından korunmasız ilişkiye girilebilir ve hamilelik oluşma riski yok denecek kadar azdır. Bu risk de tamamen işlemin niteliği ile ilgilidir. Zira operasyonun gerçekleştirilmesinin temel amacı da zaten hamilelik oluşmasını engellemektir.

Çok ender durumlarda tüpler kendiliğinden açılabilir ve gebelik oluşabilir. Her ne kadar son derece düşük bir risk olsa da bu durum göz önünde bulundurulmalı ve operasyonun ardından adet gecikmesi yaşanması halinde mutlaka bir sağlık kuruluşunda gebelik testi yaptırılmalıdır.

Kimler İçin Uygun Değildir?

İleride çocuk sahibi olup olmama konusunda kararsız olan kişiler için tüplerin bağlanması uygun bir yöntem değildir. Özellikle 30’u yaşlarda bu yöntemin tercih edilmesi tavsiye edilmez. Çünkü ileride eş değişikliği yapılabilir ve kadın eşinden çocuk yapmak isteyebilir. Böyle bir durumda hamile kalınması mümkün olmadığından eşler arasında da problem yaşanabilir. Bu yöntem sadece çocuk sahibi olmak istemeyen ve bu konuda kesinlikle kararlı olan kişiler için uygundur.

Olumlu Yönleri Nelerdir?

Vücutta hormonal bir değişikliğe neden olmaması, gebeliği önlemek için sürekli olarak hormonların baskılanmasına ihtiyaç duyulmaması bu işlemin olumlu yönlerinden biridir. Operasyonun ardından iyileşme süresi oldukça kısadır ve hasta aynı gün taburcu olarak evine gidebilir. Uzun bir süre cinsel perhiz gerekmez.

İyileşmenin tamamlanmasının hemen ardından cinsel ilişki yaşanabilir. Tek bir cerrahi operasyon ile gebeliğin önlenebiliyor olması tüplerin bağlanması uygulamasının olumlu yönleri arasında bulunuyor. Bu operasyondan faydalanabilmek için daha önce normal yolla ya da sezaryen ile doğum yapmış olmanız önemli değildir. Her iki doğum yönteminden sonra fallop tüplerine müdahale edilebilir ve bağlanabilir.

Tüplerin Bağlanmasının Zararları Nelerdir?

Tüplerin bağlanmasının zararları

Konuya genel olarak bakıldığında, tüplerin bağlanması uygulamasının tek zararı geri dönüşünün son derece zor olmasıdır. İleride çocuk sahibi olma konusunda fikir değişikliği yapıldığında ve kadın hamile kalmak istediğinde ikinci bir operasyon yapılması gerekir. Ancak bu operasyonun başarı şansının çok düşük olduğunun altını çizmekte fayda var. Çünkü fallop tüplerinde yeniden geçirgenliği sağlamak hem yüksek maliyet gerektirir hem de operasyonun başarı şansı düşük olduğundan gebelik oluşma ihtimali de son derece düşük olur. Bu durumda tüp bebek uygulamasından faydalanılması daha akılcı bir seçim olacaktır.

Bu arada tüplerin bağlanması sadece gebelik riskine karşı koruma sağlar. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önleme gibi bir etkisi yoktur. Aynı zamanda işlem cerrahi bir operasyondur ve tüm cerrahi operasyonlar gibi bu işlem de bazı riskler taşır. Genel anestezi ile yapılması halinde anesteziden kaynaklı olan riskler de ortaya çıkabilir. Fakat pek çok cerrahi operasyon ile kıyaslandığında risklerin gerçekleşme ihtimalinin çok daha düşük olduğu bir işlemdir.

Tüplerin Bağlanmasının Avantajları Nelerdir?

Hamilelik riskine karşı ömür boyu koruma sağlıyor olması tüplerin bağlanması işleminin en önemli avantajıdır. Tek bir uygulama ile kalıcı bir koruma sağlıyor olması, cinsel yaşam konforu bakımından önem taşıyor. Her cinsel ilişkiden önce prezervatif kullanılmasına ya da düzenli olarak doğum kontrol hapı alınmasına gerek kalmıyor.

Bu işlem vajinanın işlevleri ya da cinsel haz gibi konularda ise herhangi bir değişikliğe neden olmaz. Koruyuculuğu çok yüksek olan tüplerin bağlanması uygulamasının kısa sürede tamamlanıyor olması da avantajlar listesinde bulunuyor. Emziren anneler de tüplerini bağlatabilir. Bu operasyon sütün kalitesi ya da miktarı üzerinde olumsuz bir etki yapmaz. Kadınlar hayatlarının herhangi bir döneminde bu işlemden faydalanabilir.

Tüplerin Bağlanması Adet Düzensizliği Yapar mı?

Tüplerin bağlanması adet düzensizliği yaparmı

Kadınlarda adet döngüsü tüplerin bağlanması operasyonundan etkilenmez. Bu işlemin hormonlar üzerinde herhangi bir etkisi olmadığından adet gecikmesine ya da erken adet görme gibi bir duruma sebebiyet vermesi mümkün değildir. Operasyon öncesinde hastanın adet döngüsü nasılsa, operasyonun ardından da aynı şekilde devam eder.

Fakat kadınlarda adet döngüsünün stres gibi psikolojik unsurlardan da etkilenebildiğini unutmamak gerekiyor. Ameliyat olma stresini ya da kalıcı bir doğum kontrol yöntemini tercih etmiş olmanın stresini yüksek düzeyde yaşayan kişilerde geçici olarak bir adet düzensizliği görülebilir. Adet düzensizliğinin uzun sürmesi durumunda nedenlerinin araştırılabilmesi için mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalısınız. Bununla birlikte tüplerin bağlanması operasyonunun erken menopoza neden olmadığını da belirtmek gerekiyor.

Tüplerin Bağlanması Ne Kadar Sürer?

Genel olarak işlem 30 dakika gibi kısa bir süre içerisinde tamamlanıyor. Bu operasyon hem genel anestezi ile hem de laparoskopi yöntemi ile gerçekleştirilebilir ve hangi yöntemin tercih edilmesi gerektiğine kesinlikle doktorunuz karar vermelidir. Gerekli muayene yapıldıktan sonra tüplerin bağlanması operasyonu planlanır ve operasyonun yapılacağı gün yiyecek ve içecek tüketmeden sağlık kuruluşuna gitmeniz istenir.

Ardından anestezi uygulaması yapılır ve anestezinin etkisini göstermesiyle birlikte cerrahi müdahale gerçekleştirilir. Yakma ya da bağlama yönteminde sonuç aynıdır ve fallop tüplerinin geçirgenliği kalıcı olarak engellenir. Operasyonun ardından kısa bir süre gözlem altında kaldıktan sonra taburcu olabilirsiniz.

Bu işlem için genellikle göbeğin hemen alt kısmına küçük bir kesi uygulanır. Bu kesiden fallop tüplerine ulaşılır ve cerrahi müdahale ile tüplerin bağlanması işlemi gerçekleştirilir. Operasyonun yapıldığı gün ve sonraki gün hafif düzeyde bir ağrı olabilir. Doktorunuz tarafından ağrı kesici ilaç reçete edilecektir ve bu ilacı kullanarak ağrının geçmesini sağlayabilirsiniz.

Şayet operasyondan sonra aşırı karın ağrısı, kanama ya da yüksek ateş durumu olursa hiç zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Bununla birlikte operasyon öncesinde hamile olduğunuza dair bir şüpheniz varsa mutlaka doktorunuza bilgi vermeli ve gebelik testi yaptırmalısınız.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Hamilelik belirtileri nelerdir

Mol gebelik nedir

Rahim ağzında yara

Cinsiyet belirleme 

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:

https://www.healthline.com/health/womens-health/blocked-fallopian-tubes

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

 

 

akraba evliliği

Akraba Evliliği Sonuçları ve Zararları

Aynı soydan olan kişilerin yaptıkları evlilikler akraba evliliği olarak tanımlanır. Akraba evliliklerinin sadece sosyal açıdan değil, tıbbi açıdan da değerlendirilmesi gerekir. Çok ciddi riskler taşıyan bu evliliklerin ülkemizde görülme sıklığı % 22 düzeylerindedir. Akraba evliliklerinin genel olarak 2 grupta incelendiğini söyleyebiliriz. Bunların ilki kuzen evliliği, diğeri ise torun evliliği olarak adlandırılır.

Dünyanın hiçbir yerinde akraba evliliği neticesinde doğan çocukların henüz anne karnındayken taranması ve risklerin ortaya çıkıp çıkmadığının belirlenmesi tıbbi ve teknik açıdan mümkün olmaz. Dolayısıyla çiftler bebekleri dünyaya geldikten sonra akraba evliliklerinin sonuçları ile karşılaşırlar. Zira bebek dünyaya gelmeden de akraba evliliğinin sonuçları ölü doğum, düşük gibi nedenlerle görülebiliyor. Bu nedenle ikinci derece akrabalık söz konusu olduğunda dahi akraba evliliği kesinlikle önerilmez. Bireylerin bu konuda bilinç sahibi olması çok büyük bir önem taşıyor.

Merak edenler için –> https://www.drismetyildirim.com/gebelikte-egzersiz

Akraba Evliliği Neden Risklidir?

Tıbbi açıdan akraba evliliği neden riskli olarak değerlendirilir sorusunun yanıtı da merak ediliyor. Çünkü bu evliliklerden doğan çocuklarda otozomal resesif ve aynı zamanda çok faktörlü kalıtım gösteren hastalıkların ortaya çıkma olasılığı ciddi düzeyde yükseliyor. Bildiğiniz gibi genetik faktörler, bireylerin yaşadıkları hastalıkların bazılarında belirleyici bir unsur oluyor. Genler anne ve babadan doğan çocuklara aktarıldığından haliyle genler arasında bir benzerlik olması da kaçınılmazdır. Baskın olmayan genlerde hastalıklar ortaya çıkmıyor ve birey sadece o genlerin taşıyıcısı oluyor.

Ancak söz konusu akraba evliliği olduğunda hem annenin hem de babanın bozuk genleri taşıma ihtimali yükseliyor ve dolayısıyla doğan çocukta hastalığın görülme riski de iki katına çıkıyor. Çok sayıda kişi kan uyuşmazlığı ile bu konuyu birbirine karıştırıyor. Evlenmeden önce test yapılması ve iki kişinin kan gruplarının uyuşması, akraba evliliğinden kaynaklanan riskleri ortadan kaldırmaz. Kan uyuşmazlığı ya da kan grubu uyuşmazlığının akraba evliliklerinde doğan riskler ile hiçbir ilgisi yoktur.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-idrar-rengi-nasil-olmalidir

Akraba Evliliği Sonucunda Oluşan Hastalıklar

Akraba evliliği sonucunda oluşan hastalıklar

Toplumda akraba evliliği durumunda otozomal resesif hastalıkların görülme riskinin oldukça ciddi düzeyde artış gösterdiğinin bilinmesi gerekir. Akraba evliliğine bağlı olarak görülen hastalıklara şu örnekleri verebiliriz:

Talasemi

Halk adında bilinen adıyla Akdeniz anemisi bir kan hastalığıdır ve Türkiye’de oldukça yaygın bir şekilde görülüyor. Eğer anne ve baba taşıyıcı ise çocuklarda talasemi görülme olasılığı % 25 oluyor. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Antalya’da ve Adana’da her 10 kişiden biri talasemi taşıyıcısı olduğundan bu bölgelerde akraba evliliği sonucu artan talasemi riski çok daha fazla önem taşıyor. Türkiye genelinde her 40 kişiden biri talasemi taşıyıcısıdır.

Kistik Fibroz

Yapılan akraba evliliği nedeniyle riski artığı bir diğer hastalık da kistik fibrozdur. Mevcut kalıtsal hastalıklar listesinde en yaygın görülenden biri olan bu rahatsızlığın maalesef kati bir tedavisi bulunmuyor. Genlerle aktarılan bir hastalık olduğu ise yapılan araştırmalar ile kanıtlandı.

KAH

Konjenital Adrenal Hiperplazi hastalığı özellikle böbrek üstü bezlerde bazı hormonları etkisi altına alıyor. Bebeklerin doğumundan hemen sonra hayati tehlike de doğurabilen bu rahatsızlık ciddi su kaybı ya da ciddi sıvı kaybına da neden olabiliyor. KAH rahatsızlığı hayat boyu tedavi gerektiren bir hastalıktır.

SMA

Spinal Musküler Atrofi de yine akraba evliliği nedeniyle bebeklerde görülme riski artan hastalıklar listesindedir. Bebeklerde süt çocukluğu döneminde hayati risk doğurur kas güçsüzlüğü şeklinde kendini gösterir. Akraba evliliklerinde bu hastalığın görülme riski % 25 oluyor.

Orak Hücre Anemisi

Alyuvar yapısının bozuk olmasına sebebiyet veren bu hastalık ilerleyen dönemde damar tıkanıklığına da neden olabiliyor. Kan yıkımından kaynaklanan bu hastalık da yaşamı zorlayıcı etkileri bünyesinde barındırıyor.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/dogum-kontrol-hapi

Akraba Evliliği ve Olası Riskleri

Akraba evliliği ve olası riskleri

Tıpta herhangi bir konuda %1 oranındaki bir risk dahi önemsenir. Bu nedenle akraba evliliği ve neden olduğu hastalıklar hakkında tüm bireylerin detaylı bilgi sahibi olması önerilir.

Ölü Doğum

Hamilelik sonrasında bebeğin ölü olarak dünyaya gelmesi hem anne hem de baba için büyük bir yıkım olabiliyor. Ölü doğum riski akraba evliliği durumunda ciddi düzeyde yükseliyor. Norma bir evlilikte ölü doğum olma riski % 1,4 olarak biliniyor. Ancak akraba evliliklerinde bu oran % 2,14’e çıkıyor. Ölü doğum akraba evliliklerinde en önemli ve en ciddi risklerden biridir.

Düşük

Yine önem taşıyan risklerden biri de düşüktür. Düşük, tüm gebeliklerde ortaya çıkabilecek risklerden biri olarak değerlendirilse de akraba evliliklerinde oranın çok daha yüksek olduğunu da belirtmek gerekiyor. Normal gebeliklerde düşük riski % 5,21 düzeyindedir. Ancak akraba evliliği ile oluşan gebeliklerde bu risk % 10,55 düzeyine çıkıyor. Bu evliliklerde düşük genellikle gebeliğin erken dönemlerinde görülüyor.

Yeni Doğan Kaybı

Üzerinde önemle durulması gereken risklerden biri de yeni doğan kaybı olarak karşımıza çıkıyor. Akraba evliliklerinde gebelik sorunsuz bir şekilde tamamlanmış ve aynı zamanda doğum da sorunsuz bir şekilde yapılabilmiş olsa da yeni doğan riski mevcudiyetini koruyor. Normal evliliklerde yeni doğan kaybı riskinin % 10,76 olduğunu belirtebiliriz. Ancak akraba evliliği durumunda bu risk % 16,29’a kadar çıkabiliyor. Dolayısıyla yeni doğan kaybının da son derece önemli bir risk olduğunu göz ardı etmemek gerekiyor.

Özürlülük

Riskler arasında özürlülük durumu da bulunuyor. Anne ya da babada özürlülük durumu mevcutsa, genler ile bu durumun bebeğe aktarılması riski de daha fazla oluyor.

Akraba Evliliği Genetik Testleri Nasıl Yapılır?

Akraba evliliği genetik testleri

Geliştirilen yeni tarama yöntemleri sayesinde akraba evliliği durumunda bebek sahibi olmadan önce çiftler genetik testi yaptırabiliyor. PGT olarak adlandırılan bu test çiftlerden kan numunesi alınarak gerçekleştiriliyor ve test sayesinde 70 genetik hastalık ile 303 mutasyonun taranabilmesi mümkün oluyor. Elbette çiftlerin genetik testten geçmiş olması, kesinlikle sağlıklı bir bebeğin dünyaya geleceği anlamına gelmiyor.  Ancak mutlaka test yaptırılması ve mevcut hastalık riskleri hakkında bilgi alınması öneriliyor. Böylelikle çiftlerin aktarılan bir genetik hastalığa sahip olup olmadığının anlaşılması mümkün oluyor.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/anne-karnindaki-bebegin-hareketleri

Akraba Evlilikleri Sonuçları

Avrupa’da her 100 kişiden biri akraba evliliği yapıyor. Pakistan’da akraba evliliğinin oranı % 60 iken Suudi Arabistan’da bu oran % 65’e çıkıyor. Özellikle Müslüman ülkelerde akraba evliliğinin daha sık yapıldığını görebiliriz. Sadece bazı Afrika ülkelerinde bu evlilikler kabul edilmiyor. Akraba evliliğinin sadece ülkemizde değil, dünyanın pek çok ülkesinde tıbbi açıdan ciddiyetle ele alınması gerektiğini belirtebiliriz. Yapılan araştırmalar bu konuda toplumda yeterince bilgi sahibi olunmadığını da ortaya koyuyor.

Ülkemizde akraba evliliği yapan kişilerin büyük bölümü bebek sahibi olduklarında ve mevcut sakatlık ya da hastalık riski gerçekleştiğinde bu durumu “kader” olarak değerlendiriyor. Hastalığın akraba evliliğinden kaynaklanmış olabileceğine ise ihtimal bile verilmiyor.

Hatta çiftler sağlıklı bir çocuk sahibi de olmak istedikleri için mevcut riskleri göz ardı ederek ikinci, üçüncü ve dördüncü çocuğu da yapabiliyor. Akraba evliliklerinin tıbbi ve sosyal açıdan bir arada değerlendirilmesi gerekiyor. En azından genetik tarama testleri hakkında toplumun bilgilendirilmesi ve testlerin yaptırılması için teşvik edilmesi akraba evliliklerinin sonuçlarını azaltmak adına çok büyük bir önem taşıyor.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3419292/

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

ultrasonografik inceleme

11-14 Hafta Ultrasonografik İnceleme

Ultrasonografik inceleme: Henüz 45-80 mm uzunluğunda olan bir ceninde modern bir ultrasonografi cihazı ile anatomik inceleme ayrıntılı bir şekilde yapılabilir. Gebeliğin 11 ve 14. haftalarında ceninde sonografik inceleme ile görülmesi gereken çok önemli anatomik yapılar mevcuttur.

Özellikle kromozom adı verilen, anne ve babadan genetik materyal geçişini sağlayan yapıların sayısal ve yapısal anormalliklerine bağlı ortaya çıkan ‘’Trizomi’’ hastalığının teşhisi bu dönemde konulabilmektedir. Tecrübeli ellerde yapılan sonografik inceleme ile erken dönemde problemli gebelikler tespit edilebilecek ve tedavi yoluna gidilecektir. Gebeliğin 11-14 haftasında uygulanan sonografik incelemede bakılan parametreler ise:

Ense Kalınlığı Ölçümü  NT Ölçümü)

Gebeliğin ense kalınlığının 2,5 mm’yi geçmesi durumunda Trizomi 21 ( Down Sendromu- Mongol Hastalığı) Trizomi 18 ve Trizomi 13 riski belirgin şekilde artmaktadır. Ayrıca kalp ile ilgili anormal gelişim riski belirgin şekilde yükselmektedir. Bu ölçüm ile beraber kanda bazı gebelik ile ilgili kimyasal maddelere bakarak mevcut risk belirgin şekilde ortaya çıkarılabilmektedir ( İkili Test). Risk değeri 270 e 1 üzerinde çıkan gebelerde amniosentez yapılarak risk % 100 e yakın ortaya çıkarılmaktadır.

Burun Kemiğinin Görülmesi

Gebeliğin sonografik incelemesinde burun kemiğinin görülmesi gerekir. Kemiğin görülmediği durumlarda artmış Trizomi riski mevcuttur.

Kalp Triküspid Kapakçığı Yetmezliği

Son yapılan araştırmalarda cenin kalbinde triküspid adı verilen kapakçığın yetersizliği durumunda trizomi ve kalp hastalığı riskinde artış görülmüştür. Doppler ultrasonografi ile yapılabilen bir inceleme olup, ense kalınlığı ve ikili test ile kombine edildiğinde sonucu önem kazanır.

Maksillo-Frontal Açıda Genişleme

Gebeliğin 11-14 haftasında ceninin alın kemiği ile çene kemiği arasındaki açının 90 dereceyi geçmesi durumunda trizomi riskinde artış meydana gelmektedir. Henüz araştırma safhasında olan bir parametre olup diğer parametreler ile kombine edildiğinde anlam kazanır.

Duktus venozus doppleri

Kalp anomalileri ve trizomi hakkında erken dönem risk bulgularını gösterir.

Diğer Parametreler

11-14 Haftalık sonografik incelemede ayrıca, kalbin 4 odacığının ve atım sayısının, mide boşluğunun, idrar torbasının, beyin kısımlarının, omurlarının, kol ve bacakların, el ve ayak parmaklarının, cenin yüz yapısının, beslenme organının ve suyunun, anne rahim yapısının kontrol edilmesi gerekir.

11-14. Hafta İkili Tarama Testi

Ultrasonografik inceleme yöntemi, ses dalgaları ile görüntüleme sağlar. Bu sayede anne karnındaki bebeğin değerlendirilmesi açısından oldukça önemli bir yer edinmiştir. Normal dışı bulguların erken tespit edilmesi ve sorunun evresine göre çözüm alternatifleri üretilebilmesi sayesinde gerekli planlamalar yapılabilmektedir.

Ultrason, özellikle çeşitli anomalilerin anne karnında teşhis edilmesini sağlar. Doğumdan sonra bebeğe erken dönemde müdahale edilmesine yardım eder.

Ancak çeşitli faktörler, ultrason sonucu etkileyebilir. Bunlar:

  • Hamileliğin kaçıncı haftada olduğu,
  • Ultrasonu yapan kişinin tecrübesi ve uzmanlığı,
  • Ultrason cihazının kalitesi ve özellikleri,
  • Anne adayının karın yapısının yağlı olması ya da geçirilmiş karın operasyonları sonucu meydana değişimler,
  • Bebeğin pozisyonu.

Ultrason, bebeğe zarar verir mi?

Ultrason, ses dalgalarıyla çalışmaktadır. Bu sebeple de gebeliğe herhangi bir zarar vermez. Bu konuyla ilgili yapılan sayısız bilimsel araştırma, ultrasonun herhangi bir anomali riskine sebep olmadığını göstermiştir.

İnceleme görüntüleri renkli midir?

Ultrasonografik İnceleme, genellikle siyah beyazdır. Renkli sonuçlar veren, renkli doppler adı verilen, damarlardaki kan akımının incelendiği yöntemdir. Ancak toplum arasında renkli ultrason şeklinde ifade edilen yöntem, 3-4 boyutlu ultrasonlardır.

Bebeğin cinsiyeti belli olur mu?

Şayet bebek uygun pozisyondaysa ve diğer faktörler bebeğin cinsiyetinin öğrenilmesine müsaade ediyorsa, bebeğin cinsiyeti tespit edilebilir. Ancak gebeliğin bu haftaları, cinsiyetin doğru tahmini için henüz oldukça erkendir.

Ultrason sırasında idrara sıkışık olmam gerekir mi?

Rahim ve plasenta yani bebeğin eşinin pozisyonuna göre idrara sıkışık olmak gerekebilir. Bu konuyla ilgili doktor, gerekli bilgileri verecektir.

İnceleme karın üzerinden mi yapılmaktadır?

Gebeliklerin 11 ve 14. Haftalarında yapılan incelemeler, genellikle karından yapılmaktadır. Ancak anne adayının karın ve rahim özellikleri ve bebeğin pozisyonu sebebiyle vajinal ultrason yapmak da gerekebilir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/gebelik-tespiti

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Yerleşme Kanaması

Yerleşme Kanaması (Üstüne Görme) Nedir?

Yerleşme kanaması döllenmenin meydana gelmesi durumunda embriyonun rahim içerisine yerleşmesi yani tutunması sırasında …

Prolaktin

Prolaktin (Süt Hormonu) Nedir? Kaç Olmalı?

Prolaktin beynin orta bölümünde yer alan hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Kısaca ‘PRL’ olarak …

Kolposkopi

Kolposkopi Nedir? Nasıl Yapılır? Fiyatları Ne Kadar?

Kolposkopi alt genital bölgenin detaylı bir incelemeden geçirilmesi için güçlü bir ışık kaynağı ve mercekler …