Gebelik

Yerleşme Kanaması

Yerleşme Kanaması (Üstüne Görme) Nedir?

Yerleşme kanaması döllenmenin meydana gelmesi durumunda embriyonun rahim içerisine yerleşmesi yani tutunması sırasında oluşan kanamadır. Bu kanama halk arasında üstüne görme olarak da adlandırılabiliyor ve kimi zaman adet kanaması ile karıştırılabiliyor. Ancak yerleşme kanamasının adet kanamasından çok daha farklı olduğunu belirtmeliyiz. Adet kanaması döllenmeyen yumurtanın vücuttan atılmasını sağlayan ve doğurganlık çağında olan her kadının belirli aralıklarla yaşadıkları kanamadır.

İmplantasyon kanaması yani yerleşme kanaması ise sadece gebelik durumunda meydana gelir ve adet kanamasından çok daha az oranda bir kanama yaşanır. Yerleşme kanaması sadece lekelenme şeklinde olur. Adet dönemlerinde olduğu gibi yoğun ve uzun süren bir kanama meydana gelmez.

Ayrıca hamilelik döneminde kanama olması durumunda mutlaka doktorunuz ile görüşmelisiniz. Yerleşme kanamasının tıbben bir sorun olarak değerlendirilmediğini belirtelim. Ancak gebeliğin sonraki dönemlerinde meydana gelen kanamalar normal kabul edilmez. İmplantasyon kanamasının kaç gün sürdüğüne değineceğiz ancak öncesinde bu kanamanın ne zaman meydana geldiğini mercek altına alalım.

Yerleşme Kanaması Ne Zaman Olur?

Yerleşme kanaması ne zaman olur

Toplumda üstüne görme olarak bilinen bu kanamanın tam olarak ne zaman meydana geldiği de kadınlar tarafından en çok merak edilen hususlar arasında yer alıyor. Anne adayları tarafından döllenmenin ne zaman meydana geldiğinin tahmin edilmesi pek mümkün olmaz. Çünkü sperm hücreleri rahimde koşulların uygun olması durumunda 3 gün boyunca aktif kalabiliyor. Dolayısıyla döllenme, korunmasız cinsel ilişkiden saatler sonra meydana gelebileceği gibi 3 gün sonrasında da meydana gelebiliyor. Döllenmeden 6 gün ile 12 gün sonrasında ise implantasyon kanaması meydana geliyor.

Elbette yerleşme kanaması her anne adayında aynı gün meydana gelmez. Genellikle beklenen adet döneminden daha erken bir dönemde yerleşme kanamasının olduğunu söyleyebiliriz. En çok merak edilen unsurlardan biri de bu kanamanın meydana gelmesini takiben kaç gün sonra gebelik testinin yapılabileceği oluyor. Yaklaşık olarak 5 ile 6 gün sonrasında gebelik testi yapılabilir. Kadınların büyük bölümü özellikle planlı bir gebelik söz konusu değilse yerleşme kanamasını adet döneminin başlangıcı olarak değerlendiriyor.

Bu nedenle gebelik testi yapılmıyor ve gebeliğin tespit edilmesi çok daha geç dönemlerde mümkün olabiliyor. Ancak istenmeyen gebeliklerde kürtaj işleminin yasalar gereği gebeliğin 10. haftasına kadar yapılabildiğini unutmamak gerekir. Bu nedenle adet dönemine sadece 1 gün kala meydana gelen lekelenme şeklinde kanamaların da dikkate alınması ve gebelik testinin mutlaka yapılması önerilir.

Gebelik testi ile hamile olduğunu öğrenen anne adaylarının ise hamilelik döneminde kanama olması konusunda bilinçli davranması önem taşıyor. Yerleşme kanamasının dışında diğer kanamaların nedeninin mutlaka araştırılması gerekir. Elbette her kanama düşük yapıldığı anlamına gelmez. Ancak farklı nedenlerle de gebelikte kanama olabiliyor ve bu gibi durumlarda da erken müdahale çok büyük bir önem taşıyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/prolaktin

Üstüne Görme Nedir?

Üstüne görme nedir

Kadınlar hamile kaldıklarında adet kanaması kesilir ve gebelik dönemi boyunca adet kanaması yaşanmaz. Fakat döllenmenin meydana gelmesi durumunda embriyo rahim içi dokuya tutunmaya çalışır ve bu sırada da yerleşme kanaması meydana gelebilir. Çoğu zaman kanamaya farklı bir semptom eşlik etmez.

Sadece bazı anne adayları hafif bir yanma ya da batma hissi yaşadıklarını dile getirebiliyor. Halk arasında üstüne görme olarak adlandırılan kanama da budur. 1 ile 2 gün sürebilen ve lekelenme şeklinde olan bu kanama şayet yoğun olursa ya da kanamaya şiddetli ağrı gibi şikayetler eşlik ederse elbette muayene ve tetkikler yapılmasına ihtiyaç duyulacaktır. Bunun dışında yerleşme kanaması durumunda endişe etmeye gerek olmaz çünkü bu kanama tıbben son derece normal kabul edilen hatta beklenen bir durumdur.

Nasıl ki implantasyon kanaması durumunu adet kanaması ile karıştırmamak gerekiyorsa düşük kanaması ile de karıştırmamak gerekiyor. Erken gebelik döneminde de düşük meydana gelebilir. Düşük her zaman şiddetli kanama ile başlamayabilir. Bu nedenle kanamanın lekelenme şeklinde olması durumunda da diğer düşük belirtileri ortaya çıktığında derhal bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşülmelidir. Sancı, ağrı ya da kramp hissi gibi belirtiler düşük durumunda sıklıkla yaşanan şikayetlerdir.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/gebelikte-kanama

Yerleşme Kanaması Ağrılı Olur mu?

Genellikle implantasyon kanaması durumunda kadınların ağrı ya da sızı hissetmesi beklenmez. Ayrıca kramp ya da yanma hissi gibi durumlar da çoğunlukla ortaya çıkmaz. Ancak ender durumlarda anne adaylarının hafif düzeyde bir ağrı ya da sızı hissettiklerini de söyleyebiliriz. Elbette yerleşme kanaması durumunda yaşanan ağrı günlerce devam etmez. Çok kısa süreli ve çok hafif düzeyde olduğunu da belirtmek gerekiyor. Anne adaylarında yerleşme kanaması olduğu dönemlerde ya da kanamadan bir süre sonra şu şikayetler de ortaya çıkabilir:

  • Asabiyet
  • Ani sıcak basmaları ve terlemeler
  • Vücut ısısının yükselmesi
  • İştah azalması
  • Sıklıkla idrara çıkma isteği
  • Gün boyunca halsiz ve yorgun hissetme
  • Sindirim sistemi düzensizlikleri ve kabızlık
  • Ciltte yağlanma olması
  • Sivilce ve akne gibi bazı cilt problemleri

İmplantasyon Kanaması Kaç Gün Sürer?

implantasyon kanaması kaç gün sürer

Kadınlarda implantasyon kanaması süresine dair net bir zamandan söz edilemez. Çünkü her kadında bu kanamanın süresi farklı olabiliyor. Bazı anne adaylarında yerleşme kanaması sadece 3 saat ile 4 saat sürüyor ve kesiliyor. Ancak bazı anne adaylarında lekelenme şeklindeki bu kanamanın 3 güne kadar uzayabilen bir süre boyunca devam ettiğini söyleyebiliriz.

Ancak burada kritik bir unsurun altını çizmek gerekiyor. Şayet yerleşme kanaması daha uzun süre devam ederse, kanamanın miktarı sürekli artış gösteriyorsa ya da kanama ile birlikte şiddetli ağrı gibi şikayetler mevcutsa bu durumda kanamanın kesilmesini beklememek, zaman kaybetmeden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşmek gerekiyor. Çünkü düşük en sık gebeliğin ilk 3 ayı içerisinde gerçekleşiyor. Anne adayının sağlığı açısından düşük durumunda derhal tıbbi bir müdahale yapılması gerekir.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/anti-cmv-igg

Yerleşme Kanaması Rengi Nasıldır?

Öncelikle adet dönemlerinde kanın çoğunlukla parlak kırmızı renkte olduğu bilgisini aktaralım. Adet kanamasının ilk günlerinde kadın rengi kahverengiye yakın olabilir. Fakat üstüne görme olarak bilinen implantasyon kanamasında kanın rengi soluk pembe ya da soluk kahverengi tonlarında oluyor.

Tıpkı adet kanamasında olduğu gibi yerleşme kanamasının süresi de her kadında aynı olmaz. Adet kanamaları çoğunlukla 10 günden daha kısa sürelidir. Üstüne görme kanaması ise 3 günden daha kısa zamanda kesilir. Ayrıca yerleşme kanaması durumunda kanın daha koyu bir kıvama sahip olduğunu söyleyebiliriz. Adet kanamasında kan daha akışkan bir özellikte olur.

Yerleşme Kanaması Hesaplama

Gebelik durumunda yerleşme kanaması hesaplamasının çok detaylı bir işlem gerektirmediğini belirtmek gerekir. Genel olarak bu kanamanın beklenen adet döneminden birkaç gün önce meydana geldiğini söyleyebiliriz. Ancak bu süre her kadında farklı olabilir.

Beklenen adet kanamasından 4 gün önce yerleşme kanaması olabileceği gibi sadece 1 gün öncesinde de olabilir. Bu nedenle adet düzensizliği yaşamayan kadınlar için hesaplama işlemi daha kolay olur. Fakat adet düzensizliği söz konusu olduğunda hesaplama işlemleri daha karışık bir form kazanabilir. Yerleşme kanaması hakkında merak ettiğiniz konuları yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/beta-hcg-degerleri

 

Detaylı bilgi için bize ulaşın:
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Prolaktin

Prolaktin (Süt Hormonu) Nedir? Kaç Olmalı?

Prolaktin beynin orta bölümünde yer alan hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Kısaca ‘PRL’ olarak da adlandırılabilen bu hormon halk arasında ise süt hormonu olarak biliniyor. Bunun nedeni gebeliğin 8. haftasından sonra meme bezlerinin gelişimini sağlıyor olmasıdır. Bu hormon doğumdan hemen sonra da süt üretimini sağlıyor. Bu hormon yumurtlama ve adet döngüsü üzerinde de etkilidir.

Hamilelik ve emzirme dönemlerinde hipofiz bezinden düzenli olarak salgılanan hormon FSH ve GnRH hormonlarının salgılanmasını durduruyor. Bu sayede bir süreliğine yeniden hamile kalınmasını da önlemiş oluyor. Bir anlamda kadınların gebelik döneminde adet görmemesinden sorumlu olan hormonun prolaktin olduğunu belirtebiliriz. Prolaktin testinin nasıl yapıldığını ya da bu hormonun neden yükseldiğini açıklayacağız. Ancak öncesinde yüksekliğinin ne anlama geldiğine değinelim.

Prolaktin Yüksekliği Ne Anlama Gelir?

Prolaktin yüksekliği ne anlama gelir

Kadınlarda gebelik ve emzirme dönemleri boyunca prolaktin hormonunun yüksek düzeylerde seyretmesi normal kabul edilen bir durumdur. Fakat hamile olmayan kadınlarda kimi zaman süt hormonu yüksekliği tespit edilebiliyor. Erkeklerde de prolaktinin yüksek olması gibi bir sorun meydana gelebilir ve bu durum hem kadınlarda hem de erkeklerde cinsel isteksizliğe yol açabiliyor. Prolaktin yüksekliğinin belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Hamilelik
  • Gebelik dışında memeden berrak ya da beyaza yakın sıvı gelmesi
  • Östrojen ve progesteron seviyelerinin düşük olması
  • Adet düzensizliği
  • Vajinada kuruluk
  • Kısırlık (infertilite)
  • Erkeklerde meme büyümesi
  • Erkeklerde ereksiyon bozukluğu olması
  • Erkeklerde tüy seviyesinde ani bir azalma olması
  • Hipofiz bezinde kitle olmasından kaynaklı baş ağrısı ya da görme bozuklukları

Prolaktin Yüksekliği Neden Olur?

Öncelikle prolaktin yüksekliğinin bazı problemlere işaret ettiğini belirtmek gerekiyor. Bunlar arasında en yaygın görülenlerden biri hipofiz bezinde iyi huylu tümör mevcudiyetidir. Aynı zamanda PKOS yani polikistik over sendromu da nedenler arasında yer alıyor. Bazı böbrek hastalıkları ile karaciğer rahatsızlıklarının da prolaktinin yüksekliğine neden olabildiğini belirtelim. Vücutta prolaktinin yüksek olmasına sebebiyet verebilecek diğer unsurları ise şu şekilde listelemek mümkündür:

  • Sürekli olarak dar iç çamaşırı kullanımı
  • Aşırı stres
  • Uzun süren uykusuzluklar
  • Bazı antidepresan ilaçları
  • Akciğer kanseri
  • Dengesiz ve sağlıksız beslenme
  • Anoreksiya rahatsızlığı
  • Meme travmaları
  • Endokrinolojik sorunlar

Prolaktinin yüksekliği tespit edildikten sonra buna neden olan unsurların araştırılması için de bir dizi tetkik ve muayene yapılmasına ihtiyaç olacaktır. Ardından bu hormonun yükselmesine neden olan unsuru ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi prosedürü uygulanır.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/gebelik-tespiti

Prolaktin Yüksekliği Nelere Sebep Olur?

Prolaktin yüksekliği nelere sebep olur

Kadınlarda ve erkeklerde prolaktin yüksekliği bazı sorunları da beraberinde getirebiliyor. Erkeklerde bu hormonun yüksek olması testesteron seviyesinin düşmesine neden olur. Bu durum cinsel isteksizlik, sperm hücrelerinin kalitesinde düşme olması ya da kısırlık gibi sonuçlar da doğurabilir. Erkeklerde ereksiyon bozukluğu, erken boşalma ve meme büyümesi gibi sorunlara da sebebiyet verebildiğini belirtelim. Bazı erkeklerde ise vücut tüylerinde azalma meydana gelir.

Kadınlarda ise hamilelik ve emzirme dönemlerinin dışında süt hormonu yüksekliği yaygın bir biçimde adet düzensizliklerine neden olabiliyor. Meme başından süt gelmesi, yumurta fonksiyonlarının yavaşlaması hatta durması gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

Prolaktin Yüksekliği Nasıl Tedavi Edilir?

Hastalarda prolaktin yüksekliğinin tedavisinden önce bu soruna neden olan faktörlerin belirlenmesi gerekiyor. Çünkü her hastada bu hormonun yüksekliği aynı nedenden kaynaklanmaz. Bazı hastalarda aşırı stres bazı hastalarda ise tümör mevcudiyeti nedeniyle bu hormon seviyesinde yükselme meydana geliyor.

Kimi zaman sağlıksız beslenme ya da uykusuzluk gibi sorunların da prolaktinde yükselmeye neden olduğunu unutmamak gerekiyor. Hiperprolaktinemi yani prolaktin yüksekliği tanısı konmasının ardından tedavi seçenekleri doktor tarafından değerlendirilir ve en uygun tedavi protokolü uygulanır. Bu tedavi ilaç kullanımına dayalı olabileceği gibi cerrahi müdahale de olabilir.

Bu arada prolaktin yüksekliği kullanılan bazı ilaçlardan da kaynaklanabiliyor. Bu ilaçlara şu örnekleri verebiliriz:

  • Dopamin reseptör antagonistleri
  • Dopamin sentez inhibitörleri
  • Antipsikotik ilaçlar
  • Opiat ilaçlar
  • Atikonvülzan ilaçlar (epilepsi ilaçları)
  • Antihipertansif ilaçlardan bazıları
  • Antihistaminik ilaçlardan bazıları
  • Östrojen içeren ilaçlar

Bu arada doğum kontrol haplarının da bu hormonun yüksekliği gibi bir sorun yaratıp yaratmadığı merak ediliyor. Doğum kontrol haplarında östrojen mevcuttur ancak düşük dozdadır. Bu yüzden prolaktin yüksekliğine neden olmaz.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/anti-cmv-igg

Strese Bağlı Prolaktin Yüksekliği Neden Olur?

Stres tek başına onlarca farklı hastalığın nedeni olabildiği gibi prolaktin yüksekliğinin de neden olabiliyor. Strese bağlı olarak bu hormonun yükseldiği pek çok farklı araştırma sonucunda yer alıyor. Bu nedenle aşırı stresli bir yaşam sürenlerin ya da çok stresli bir iş hayatı bulunanların risk altında olduğundan söz edebiliriz. Bu hastalara stresten uzak bir yaşam sürmeleri ya da stres ile baş etmenin yollarını öğrenmeleri, uygulamaları tavsiye ediliyor.

Prolaktin Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Prolaktin hastaları nasıl beslenmeli

Hastaya prolaktin yüksekliği tanısı konduğunda nasıl beslemeleri gerektiği de merak ediliyor. Ancak mutlaka sıkı bir diyet içeren beslenme programlarının uygulanmasına gerek yok. Sadece sağlıklı, dengeli ve çok yönlü bir beslenme programının uygulanması yeterli olacaktır. Gün içerisinde tüketilmesi gereken su miktarı da asla göz ardı edilmemelidir.

Aynı zamanda bu hormonun yüksek olması durumunda bazı spesifik gıdaların mutlaka tüketilmesi gerekiyor şeklinde bir öneride de bulunulamaz. Önemli olan sağlıklı bir beslenme şekline geçiş yapılmasıdır. Doktorun önerilerinin ve uyarılarının dikkate alınması da büyük önem taşıyor. Şayet reçete edildiyse ilaç kullanımına da özen gösterilmeli ve bu sayede prolaktinin ideal seviyeye ulaşması sağlanmalıdır.

Prolaktin Testi Nedir? Nasıl Yapılır?

Hastanın vücudundaki süt hormonu seviyesinin ölçülebilmesi için kan testi yapılması gerekiyor. Kan testinin genellikle sabah saatlerinde yapılması önerilir. Gün içerisinde vücuttaki hormon seviyesi artabilir ya da azalabilir. Yapılacak kan testinden bir gün önce meme uçlarının uyarılmaması, cinsel ilişkiye girilmemesi gerekiyor. Bu durum vücuttaki hormon seviyesinin en doğru şekilde ölçülmesi açısından önem taşıyor. Bu arada prolaktinin ideal seviyesi şöyledir:

  • Kadınlarda: 15 µg/L ile 25 µg/L arası
  • Erkeklerde: 5 µg/L ile 10 µg/L arası

Yapılan test sonucu ile birlikte fiziki muayene sonucu ve hastanın öyküsü de bir arada değerlendirilir. Bu sayede tanı konması da mümkün olur.

Prolaktin Hormonu Düşüklüğü Neden Olur?

Vücudun hormon dengesinin korunması, pek çok hastalıktan korunma açısında da önem taşıyor. Dolayısıyla nasıl ki prolaktin yüksekliği istenen bir durum değilse bu hormonun düşük olması da tıbbi anlamda istenen bir durum değildir. Ancak çeşitli unsurlara bağlı olarak bu hormonun vücutta olması gerekenden daha düşük düzeye gerilemesi söz konusu olabilir. Prolaktin düşüklüğüne yol açan faktörler arasında en yaygın olanları şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Hipofiz bezi ile ilgili bazı patolojiler
  • Kafa travmaları
  • Bazı enfeksiyonlar
  • Pituiter tümörler
  • İnfilratif rahatsızlıklar
  • Bazı parkinson ilaçları

Elbette prolaktinin düşük olması durumunda da tıbbi müdahale yapılması ve gerekli tedavinin uygulanması gerekiyor. Prolaktin hormonuyla ilgili sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-idrar-yolu-enfeksiyonu

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Gebelik tespiti

Gebelik Tespiti Nasıl Yapılır? Çeşitleri Nelerdir?

Gebelik tespiti yapılabilmesi için evde idrar numunesi kullanılarak gerçekleştirilen gebelik testi sonucunun pozitif çıkması yeterli değildir. Bu testler her ne kadar %90’ın üzerinde doğruluk oranına sahip olsa da yanılma payının göz önünde bulundurulması gerekiyor. Bu nedenle sadece idrar ile yapılan test sonucu dikkate alınarak hamilelik tanısı konamaz.

Kesin bir gebelik tanısının konması için hamileliğin en önemli belirtileri arasında yer alan adet gecikmesi de yeterli bir done değildir. Adet gecikmesi pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilir. Gebelikten söz edebilmek için kan numunesi ile test yapılması ve ultrason ile gebelik kesesinin görülmesi gerekiyor. Bu noktada hangi testlerin daha güvenilir olduğu merak edilebilir. Bu sorunun yanıtını vermeden önce gebelik tespitinin nasıl yapıldığı konusunda önemli noktalara değinelim.

Gebelik Tespiti Nasıl Yapılır?

Gebelik tespiti nasıl yapılır

Erkek ve kadın üreme hücrelerinin buluşması, döllenmenin meydana gelmesi ve embriyonun rahim içerisine yerleşmesi şeklinde başlayan gebelik sürecinde kandaki beta hCG hormonu artış göstermeye başlar. Elbette gebelik tespiti noktasında bu hormonun düzeyi büyük önem taşıyor.

Planlı gebeliklerde çiftler bir an önce gebelik tanısının konmasını istiyor. Ancak bunun için öncelikle kanda beta hCG hormonunun belirli bir seviyenin üzerine çıkması gerekir. Kanda gebelik tespiti esnasında gözden geçirilen bu hormonun seviyesidir. Gebelik süreci toplamda 40 hafta olarak kabul edilir. Bu süreçte kandaki beta hCG hormon seviyeleri şöyledir:

  • Gebeliğin 3. Haftası: 5-50 mlU/mL
  • Gebeliğin 4. Haftası: 5-426 mlU/mL
  • Gebeliğin 5. Haftası: 18-7.340 mlU/mL
  • Gebeliğin 6. Haftası: 1.080-56.500 mlU/mL
  • Gebeliğin 7 – 8. Haftası: 7.650-229.000 mlU/mL
  • Gebeliğin 9 – 12. Haftası: 25.700-288.000 mlU/mL
  • Gebeliğin 13 – 16. Haftası: 13.300-254.000 mlU/mL
  • Gebeliğin 17 – 24. Haftası: 4.060-165.400 mlU/mL
  • Gebeliğin 25 – 40. Haftası: 3.640- 117.000 mlU/mL

Gebelik hormonu embriyonun rahim iç tabakasına yerleşmesiyle birlikte yani ortalama olarak döllenmeyi takiben 6. günde salgılanmaya başlayarak kana karışır. Bu süreden önce gebeliğin tespit edilmesi mümkün olmaz. Her ne kadar çiftler gebelik testinin yapılması konusunda kimi zaman aceleci davranıyor olsa da test sonuçlarının erken dönemde yanıltıcı olabileceğinin unutulmaması gerekiyor. Adet gecikmesi olmadan yapılan testler, hamile olsanız bile negatif çıkabilir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-grip-asisi

Ultrason ile Gebelik Teşhisi

Kanda ya da idrarda gebelik tespiti yapılmış olsa da tanı konabilmesi adına ultrason görüntülemesinden faydalanılması gerekiyor. Kadınlarda adet dönemi yaklaşık bir hafta geciktiğinde, şayet hamilelik söz konusuysa gebeliğin 5. haftasında vajinal ultrason yapılabilir ve bu sayede gebelik kesesi görüntülenebilir. Abdominal ultrason yani karından yapılan ultrasonda gebelik kesesinin görülebilmesi için bir hafta daha beklemek gerekir. Karın üstünden yapılan ultrasonda gebelik kesesi en erken hamileliğin 6. haftasında görülebiliyor.

Bu süreçte adet gecikmesi dışında gebelik belirtileri henüz ortaya çıkmamıştır. Ayrıca kimi zaman akılları karıştıran bir detayın altını çizelim. Hamilelik hesaplaması tüm dünya genelinde anne adayının son adet dönemi dikkate alınarak yapılır. Bu nedenle gebeliğin ilk 2 haftasında aslında teknik anlamda henüz hamilelik oluşmamıştır. Vajinal ultrason ve karından ultrason ile gebelik kesesinin görülmesi için idrar ya da kanda gebelik testinin pozitif çıkmasını takiben 5 ya da 6 hafta beklemeniz gerekmez.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Gebelik bazı kadınlar için mutluluk verici bazı kadınlar için de endişe verici bir durumdur. Bu sebeple kadınlar bir an önce durumunu anlamak amacıyla teste başvurular. Günümüzdeki idrar testleri oldukça hassas olup adet gecikmesi 3-4 gün olunca bile gebelik durumunu gösterebiliyor. Kan testleri ise şüphe durumunda adet gecikmesi olmadan bile yapılabiliyor.

Ancak gebelikte en kesin tanı yöntemi bizim için ultrasonografik incelemedir. Adet gecikmesi bir haftayı bulunca Vajinal veya karından bakılan ultrasonografi ile gebelik kesesi görülebiliyor…

Gebelik Tespiti İçin Kan Testi

Gebelik tespiti için kan testi

Kanda gebelik tespiti basit bir test ile yapılabiliyor. Bu test için tek bir tüp kan numunesi yeterli oluyor ve aç ya da tok olmanız önem taşımıyor. Günün dilediğiniz herhangi bir saatinde bu testin yapılması için kan verebilirsiniz. Ancak kanda gebelik tespitinin yapılabilmesi için de adet gecikmesini beklemeniz gerektiğini unutmayın. Embriyonun rahim içerisine yerleşmesinden önce halk arasında “hamilelik hormonu” olarak da bilinen hCG hormonu salgılanmaz. Bu nedenle kan testinde ya da idrar testinde doğru sonuç alınması mümkün olmaz.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/gebelikte-kanama

Hamilelik teşhisi noktasında önem taşıyan 2 farklı kan testi bulunuyor.

Niteliksel hCG Kan Testi

Bu test ile sadece vücutta beta hCG hormonunun üretilip üretilmediği anlaşılır. Şayet söz konusu hormon üretiliyorsa sonuç ‘pozitif’, üretilmiyorsa sonuç ‘negatif’ olarak açıklanır.

Nicel hCG Kan Testi

Bu test ise kandaki hCG hormonunun seviyesini ölçer. Gebeliğin mevcut olup olmadığı ile birlikte gebeliğin kaçıncı haftasında olunduğuna dair fikir verir.

Doktorunuz bir süre bekledikten sonra yeniden kan testi yaptırmanızı isteyebilir ya da kesin gebelik teşhisi için ultrason görüntülemesini beklemenizi talep edebilir. Çünkü kan testinde sonucun pozitif çıkması her daim sağlıklı bir hamilelik anlamına gelmez.

Kanda Gebelik Testinin Avantajları

Kan numunesiyle yapılan gebelik testinin en önemli avantajı idrar numunesi ile yapılan testten daha erken sonuç verebiliyor olmasıdır. Bu testler idrar testlerinden yaklaşık 7 gün daha erken sonuç verebilir ve dolayısıyla şayet kandaki hCG seviyesi belirli bir oranın üzerindeyse kesin gebelik tespiti için hemen gebelik kesesinin kontrol edilmesi amacıyla ultrason görüntülemesi aşamasına geçilmesi mümkün olabiliyor. Ancak bunun için gebeliğin belirli bir haftasında olmanız gerektiğini hatırlatalım.

Kanda Gebelik Testi Dezavantajları

Kanda gebelik testi

Kanda gebelik testi planlı gebeliklerde müjdeli haberin daha erken alınmasını sağlıyor olsa da gebelik tespiti noktasında bazı dezavantajları vardır. Öncelikle bu test evde yapılabilen idrar testlerinden değildir ve mutlaka laboratuvar ortamında yapılması gerekir. Tercih edilen laboratuvarın yoğunluğuna bağlı olarak test sonucunun alınması birkaç gün sürebilir. İdrar testleri ile kıyaslandığında fiyatı da biraz daha yüksektir.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-laboratuvar-testleri

Gebeliğin (Hamileliğin) Kesin Tanısı Nasıl Konur?

Yapılan testlerde gebelik tespiti tam olarak yapılmış olsa bile ultrason görüntülemesinden önce hamilelik tanısı konamaz. Bunun nedeni kanda hCG hormonunun sağlıklı olmayan gebeliklerde de yükselebiliyor olmasıdır. Bir başka deyişle test sonuçları ‘pozitif’ olsa da mol gebelik ya da dış gebelik gibi ihtimallerin de mutlaka göz önünde bulundurulması gerekiyor. Hamileliğe dair kesin tanı konması için ultrason görüntülemesinin beklenmesi de bundan kaynaklanıyor.

Hangi Test Daha Güvenilirdir?

Hangi test daha güvenlidir

İdrar testi ile kıyaslandığında kanda gebelik testi gebelik tespiti konusunda daha güvenilir bulunur. Bunun nedeni idrarda hamilelik testlerinin son derece düşük olsa da bir yanılma payının olmasıdır. Günümüzde idrarla yapılan gebelik testleri çok sayıda farklı firma tarafından üretiliyor ve piyasada pek çok farklı test çeşidi bulmak mümkün olabiliyor.

Hangi firmanın testlerinin tercih edildiğine bağlı olarak yanılma payı oranı değişebilir. Ancak kanda gebelik testinde yanılma olasılığı bulunmaz. Sadece bazı durumlarda hCG seviyesine bağlı olarak testin tekrarlanması gerekebilir.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/nst-non-stress-test-nedir

Gebelik Testi Ne Zaman Yapılmalı?

İkinci kez gebelik tespiti amacıyla test yapılmasına gerek kalmaması için beklenmesi gereken süreyi tamamlamalısınız. Bu konuda aceleci davranılması doğru olmaz. Gebelikte salgılanan hormonun idrara geçmesi kana karışmasından birkaç gün sonra olabiliyor.

Dolayısıyla kanda gebelik testi pozitif çıksa bile birkaç gün boyunca idrarda hamilelik testi negatif çıkmaya devam edebilir. 7 günlük bir adet gecikmesi durumunda kan testinin yapılması daha güvenilir bir sonuç almanızı sağlar. İdrar testi için de 8 ile 9 günlük bir adet gecikmesi olmasını beklemelisiniz. Konuyla ilgili sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Hamilelikte grip aşısı

Hamilelikte Grip Aşısı Bebeğe Zarar Verir mi?

Hamilelikte grip aşısı anne adayı ve bebeği korumak için yapılan aşılardan biridir. Grip bulaşıcı ve aynı zamanda virüs kaynaklı bir rahatsızlıktır. Hastanın burun, boğaz ve akciğerlerini etkileyen bu hastalığa herkes kolaylıkla yakalanabiliyor. Dolayısıyla anne adayları için de yakalanma riskinin yüksek olduğu hastalıklar arasında grip de bulunuyor.

Hamilelik döneminde grip sadece anne adayını etkilemez. Fetüs de gripten etkilendiği için gebelik döneminde grip aşısının mutlaka yaptırılması öneriliyor. Bu arada grip aşısının canlı aşılardan olmadığını, anne adaylarının güvenle yaptırabileceğini belirtelim. Grip aşısının ne kadar süre koruduğundan söz edeceğiz ancak öncesinde bebeğin bu hastalıktan nasıl etkilendiğini mercek altına alalım.

Grip Anne Karnındaki Bebeği Etkiler mi?

Yetişkin insanlarda grip semptomlar başlamadan 1 gün önce ve başladıktan 5 gün sonra bulaşıcı olma özelliğini koruyor. Ancak gebelik durumunda tablo çok daha farklı bir boyut kazanıyor. Anne adayının gribe yakalanması durumunda virüsün hemen kana karışması ve bebeği de olumsuz yönde etkilemesi riski düşüktür. Ancak gribin yol açtığı 38 derece üstünde yüksek ateş gibi semptomlar anne karnındaki bebeği de olumsuz yönde etkileyebilir. Gebelik ilk 3 ayında gribe bağlı yüksek ateş gibi semptomlar bebek için daha riskli olabiliyor.

Gribe yakalanan anne adaylarının semptomlar nedeniyle sağlıklı bir şekilde uyuyamaması, beslenme noktasında çeşitli sıkıntılar yaşaması gibi durumlar da bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. Hamileliğin son dönemlerinde anne adayının gribe yakalanması durumunda doğumdan sonra bebeğe gribi bulaştırma riski bulunuyor. Sonuç olarak gebelik döneminde gribin anne karnındaki bebeği hiçbir şekilde etkilemediğini söyleyemeyiz. Zira hamilelikte grip aşısı yaptırılmasının önemi bu noktada da kendini belli ediyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/anti-cmv-igg

Emziren Anneler Grip Aşısı Olabilir mi?

Emziren anneler grip aşısı olabilir mi

Emziren annelerin grip aşısı yaptırmasında bir sakınca bulunmuyor. Ancak hamilelikte grip aşısı yaptırılması ya da emzirme döneminde bu aşının yapılması ile ilgili bilinmesi gereken önemli bir detayın altını çizmek gerekiyor. Bu aşı herkese yapılamaz. Kimlere grip aşısı yapılmaması gerektiğini kısaca listeleyelim:

  • Şiddetli yumurta alerjisi olan kişiler
  • Daha önce grip aşısı yaptıran ve şiddetli alerjik reaksiyon gösteren kişiler
  • Ateşli hastalığı bulunan kişiler
  • Aşının yapılmasını takiben 6 hafta içerisinde Gullian Barre sendromu geçirmiş olan kişiler

Bu konuda gebelik takibinizi yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşebilirsiniz.

Hamilelikte Grip Nasıl Tedavi Edilir?

Anne adayları hamilelikte grip aşısı yaptırmakta geç kalabiliyor ve grip hastalığına yakalanabiliyor. Böyle bir durumda yapmanız gereken derhal doktorunuza danışmanızdır. Gebelik döneminde asla gelişigüzel ilaç kullanılmamalı ve bu nedenle sadece doktorunuz tarafından reçete edilen ilaçları kullanmalısınız.

Gelişigüzel kullanılan antibiyotik ilaçlar ya da ateş düşürücü ilaçlar hem anne adaylarına hem de anne karnındaki bebeğe ciddi zararlar verebilir. Gebelikte grip tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar mevcut. Bu ilaçların kullanım süresi ve dozajının doktorunuz tarafından belirlenmesi gerekir.

Anne adaylarının bol bol istirahat etmesi, C vitamini yönünden zengin gıdaları tüketmesi ve günlük su tüketimine dikkat etmesi, semptomların daha kısa zamanda azalmasına yardımcı olur. Kimi zaman semptomlar uyku düzenini de etkileyebiliyor ancak olabildiğince uyku düzenini korumaya çalışmalısınız. Boğaz ağrısı gibi sıkıntıları ortadan kaldırmak için doktorunuza danışarak pastil kullanabilirsiniz.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Gebelik dönemi boyunca hiçbir şekilde gebenin gribal enfeksiyona yakalanması istenmez. Bunun sebebi gebelikte vücut direncinin düşmesine bağlı olarak gripin etki derecesinin ne kadar şiddetli olabileceğinin tahmin edilmemesidir. Gebe olan kadının kendini özellikle salgın durumlarında izole etmesi ve hijyenine dikkat etmesi oldukça önemlidir. Ancak özellikle salgın dönemlerinde grip aşısının yapılması bir gerekliliktir. Yarar zarar hesabı yapıldığında aşının çok çok faydalı olacağı ortadadır

Hamilelikte Grip Aşısı Ne Zaman Yapılır?

Hamilelikte grip aşısı ne zaman yapılır

Öncelikle hamilelikte grip aşısı yapılmasının ardından aşının koruyuculuk etkisinin yaklaşık 2 hafta sonra ortaya çıktığını belirtelim. Bu nedenle gribin en sık görüldüğü dönemden hemen önce aşının yapılması en ideal seçim olacaktır. Genellikle bu dönem yılın ekim ve kasım aylarıdır. Şayet bu dönemde aşı yaptırmadıysanız mart ayının sonuna kadar aşı yaptırabilirsiniz. Aşının koruyuculuk etkisinin 6 ay ile 8 ay arasında değiştiğini ve grip aşısının her yıl mutlaka yapılması gerektiğini de belirtmek gerekiyor.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/gebelik-kolestazi

Grip Belirtileri Nelerdir?

Grip belirtileri virüsün vücuda girmesini takiben 1 gün ile 3 gün arasında geçen sürede ortaya çıkabilir. Aynı zamanda gebelik döneminde olanlarda da belirtiler daha farklı değildir. Belirtiler 2 ile 3 gün içerisinde şiddetlenebilir ve sonrasında şiddetinde azalmalar olur. İyileşme süresinin de 2 haftaya kadar uzayabildiğini belirtelim. Anne adaylarının hamilelikte grip aşısı konusunda sıklıkla merak ettikleri grip belirtileri şöyledir:

  • 38 derecenin üzerinde yüksek vücut ateşi
  • Titreme
  • Kuru öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Hapşırma
  • Burun akıntısı ve burunda tıkanıklık
  • Baş ağrısı
  • Kas ve eklem ağrıları
  • Sürekli halsiz hissetme
  • İshal
  • Sürekli uyku hali
  • Mide bulantısı ve kusma (çok ender görülür)

Grip Aşısının Yan Etkileri Nelerdir?

Grip aşısının yan etkileri

Anne adayları hamilelikte grip aşısı yaptırması durumunda ne gibi yan etkiler ile karşılaşabileceğini de merak ediyor. Bu aşının yan etkileri çok sayıda farklı aşı ile kıyaslandığında çok daha azdır. Grip aşısının yan etkilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Aşının yapıldığı yerde kızarıklık ve şişlik
  • Yüksek ateş
  • Kas ağrısı
  • Halsizlik
  • Alerjik reaksiyon

Bu yan etkiler çoğunlukla aşının yapılmasından sonraki 6 saat ile 12 saat arasında ortaya çıkıyor ve 1 ile 2 gün içerisinde de kendiliğinden ortadan kalkıyor. Bu nedenle grip aşısının yan etkilerine karşı herhangi bir müdahale yapılmasına gerek olmaz. Fakat vücudun grip aşısına alerjik reaksiyon göstermesi durumunda mutlaka hastaya müdahale edilmesi gerekir. Alerjik reaksiyona dair bir orandan söz etmek yanıltıcı olur çünkü her bireyde bu aşı alerjik reaksiyona neden olabilir. Ancak diğer yan etkilerin görülme oranı yaklaşık % 15 dolaylarındadır.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/bebegin-kalp-atislari-ne-zaman-duyulur

Grip Aşısı Ne Kadar Korur?

Gebelik dönemi dışında ya da hamilelikte grip aşısı 6 ay ile 8 ay arasında bir koruyuculuk süresi sunuyor. Mevsimsel gribe neden olan grip virüsü her yıl değişebiliyor ve bu nedenle grip aşısının içeriği de her yıl yeniden belirleniyor. Dünya Sağlık Örgütü bir yıl öncesinde salgın yapan grip virüsünün tiplerini belirliyor. Buna bağlı olarak sonraki yıl uygulanacak aşının içeriği belirleniyor. Yapılan her grip aşısı içinde bulunulan dönem için koruyuculuk etkisine sahiptir. Bu yıl yaptırdığınız grip aşısı sizi bir sonraki yıl korumaz.

Son yıllarda kullanılan grip aşılarında influenza A’nın 2 farklı alt tipi ve influenza B’nin 1 alt tipi yer alıyor. Grip aşısının yetişkin kişilerde koruyuculuk oranı % 80 dolaylarındadır. Ancak yaşı ilerlemiş olan kişilerde koruyuculuk oranı daha düşük oluyor. Buna bağlı olarak 65 yaş üstünde grip kaynaklı ölümler daha sık yaşanıyor.

Grip Aşısı Kaç Kere Yapılır?

Yetişkin bireylerde ve hamilelikte grip aşısı tek ve tam doz şeklinde uygulanır. Grip aşısının her yıl yeniden yapılması gerekiyor ve bu durum her yaş grubu için geçerlidir. 3 yaş altında olan çocuklarda aşı yarım doz halinde uygulandıktan 4 hafta sonra ikinci doz uygulanır. Daha önce hiç grip aşısı yaptırmamış olan 3 ile 8 yaş arası çocuklarda da 4 hafta ara verilmesi sureti ile yarım doz aşı iki defa uygulanır ve tam doz tamamlanmış olur. Konuyla ilgili sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://www.cdc.gov/vaccines/pregnancy/hcp-toolkit/flu-vaccine-pregnancy.html

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Gebelikte kanama

Gebelikte Kanama Neden Olur? Ne Kadar Sürer?

Gebelikte kanama tıbben normal kabul edilen bir durum değildir. Elbette kanama olması mutlaka bebeğin kaybedildiği ya da % 100 düşük yapılacağı anlamına gelmez. Özellikle hamilelik döneminin ilk 3 ayında kanama problemi yaygın bir şekilde yaşanabiliyor. İkinci ve üçüncü trimester dönemlerinde olan kanamaların büyük bölümünün ise bir komplikasyon neticesinde ortaya çıktığını da belirtmek gerekiyor. Anne adaylarının hamilelikte kanama olması durumunda atması gereken öncelikli adımlar şöyledir:

  1. Kanama miktarının belirlenebilmesi için ped kullanın. Ne oranda ve ne tip bir kanama olduğunu gözlemleyin.
  2. Kanama durumunda asla tampon kullanmayın, vajinal duş yapmayın ve cinsel ilişkiye girmeyin.
  3. Rutin kontrol gününü beklemeden derhal doktorunuza bilgi verin.

Gebelikte Kanama Ne Zaman Olur?

Gebelikte kanama ne zaman olur

Öncelikle gebelikte kanama sorununun gebeliğin her döneminde ortaya çıkabildiğini belirtmeliyiz. Hamileliğin ilk yarısında kanama olma sıklığı % 20 ila % 30 dolaylarındadır. İmplantasyon yani yerleşme kanaması döllenmeden 10 ila 12 gün sonrasında olur. Rahim ağzında yaradan kaynaklanan kanamalar ise genellikle cinsel ilişki sonrasında yaşanır. Enfeksiyondan ya da miyomdan kaynaklanan kanamalar ise gebeliğin her döneminde ortaya çıkabilir.

Ayrıca hamilelikte kanama düşük ile sonuçlanabiliyor ve düşük genellikle gebeliğin ilk 12 haftası içerisinde gerçekleşiyor. Mol gebelik kanamanın ender nedenlerinden biridir ve kanama şikayeti gebeliğin ilk haftalarında görülür. Anne adayı ve bebek için ciddi risk barındıran geç dönem kanamalarıdır. Erken doğum kanaması ise gebeliğin 37. haftasından önce gerçekleşir.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Gebeliğin her döneminde Vajinal kanama önemlidir değişik sebeplere bağlı olarak meydana gelir özellikle ilk üç ayda olan kanamalar düşük açısından önemlidir ileri aylarda olan kanamalar ise erken doğum açısından oldukça önemlidir bazen hayati risklere sahip kanamalar olabilir dolayısıyla her türlü kanıma durumunda muhakkak doktoruz ile görüşmeniz gerekir…

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/dis-gebelik-nedir

Hamilelikte Ara Kanama Olur mu?

Hamilelik döneminde ara kanama olmaz. Dolayısıyla gebelikte kanama anne adayları tarafından da ‘normal’ ya da ‘beklenen bir durum’ gibi algılanmamalıdır. Hamilelik döneminde adet kanamasının da olmadığını belirtmek gerekiyor. Erken dönemde meydana gelen kanamalar düşük, dış gebelik, mol gebelik gibi şüpheleri doğurabildiğinden derhal müdahale edilmesi gereken sorunlardır. Özellikle rahimden parça gelmesi gibi bir durumun kanama şikayetine eşlik ettiği durumlarda zamanında müdahale daha fazla önem taşıyor. Gebelikte hiçbir ara kanamanın normal olmadığını vurgulamakta fayda var.

12 Haftalık Gebelikte Kanama Normal mi?

12 haftalık gebelikte kanama

Hamileliğin 12. haftası ila 14. haftası arasında yaşanan kanamaların en yaygın nedeni geç düşüktür. Geç düşük nedenleri arasında ise en yaygın olan rahim ağzı yetmezliği yani rahim ağzının idealden daha açık olmasıdır. Bu durumda da gebelikte kanama meydana gelebilir. Enfeksiyon gebeliğin bu döneminde meydana gelen bir diğer kanama nedenidir. Rahim ağzı enfeksiyonu ya da idrar yolu enfeksiyonu ile birlikte hafif düzeyde bir kanama şikayeti de ortaya çıkabilir. Hamileliğin hiçbir döneminde kanama normal kabul edilmediğinden 12. hafta içerisinde yaşanan hamilelikte kanama da tıbben normal değildir ve derhal müdahale edilmesi gereken bir durumdur.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/anne-karnindaki-bebegin-hareketleri

6 Haftalık Gebelikte Kanama Olması

6 haftalık gebelikte kanama olması durumunda akıllara gelen ilk durum implantasyon yani yerleşme kanamasıdır. Fetusun rahim içerisindeki yerleşme çabası beraberinde hafif kanamayı da getirebiliyor. Bu kanamanın uzun sürmesi, şiddetli olması, kasıklarda, belde ya da karın bölgesinde şiddetli ağrı hissedilmesi gibi durumlarda ise akıllara gelen durum düşük ihtimalidir. Özellikle kanama esnasında vajinadan parça gelmesi düşük ihtimalini güçlendiriyor ve haliyle müdahale edilmesi gerekiyor. Düşük kanaması çoğunlukla şiddetli olsa da hafif kanama ile düşük meydana gelebilir.

Dış gebelik durumunda da 6 haftalık gebelikte kanama olabilir. fetusun rahim dışında bir yere yerleşmesi olarak tanımlanabilecek olan dış gebelik durumunda ya da mol gebelik durumunda kanama şikayeti ortaya çıkabiliyor. Yapılan muayene ve tetkikler ile teşhis konabilir ve her iki gebelik durumunda da yine doktor müdahalesi gerekiyor. Enfeksiyon gebeliğin her döneminde ortaya çıkabildiğinden erken dönemde de görülebilir ve kanama sorununa yol açabilir. 6 haftalık gebeliklerde özellikle gebelik testinin yapılmaması durumunda anne adayları kanamayı regl dönemi kanaması ile karıştırabiliyor. Kimi zaman düşük başladığında anne adayları hamile olduğunu öğreniyor. Bu nedenle adet gecikmesi durumunda gebelik testinin yapılması da çok önemlidir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-cinsel-iliski-pozisyonlari

Gebelikte Kanama Neden Olur?

Halk arasında yerleşme kanaması olarak bilinen gebelikte kanama bir sorun olduğu anlamına gelmez. Bu kanama fetusun rahim içerisine yerleşmesi sırasında meydana gelir ve çok hafif bir kanamadır. Sadece birkaç damla şeklinde olabildiği gibi kanamanın hafif lekelenme şeklinde de olabildiğini söyleyebiliriz. Bunun dışında hamilelikte kanama nedenleri şu şekilde sıralanabilir:

  • Gebelik döneminde ağır kaldırmak ve vücudu fazla zorlamaktan kaynaklı olarak rahimde kasılma olması
  • Rahim ağzında enfeksiyon, yara ya da dokularda tahriş olması
  • Rahimde miyom olması
  • Göbek kordonunun plasentaya giriş yerindeki anomaliler
  • İdrar yolu enfeksiyonu
  • Cinsel ilişki
  • Mol gebelik
  • Dış gebelik
  • Plasenta abruptia (doğumdan önce gebelik kesesinin yapıştığı yerden ayrılması)
  • Erken doğum
  • Düşük

Elbette hamileliğin hangi döneminde olunduğu, kanamanın şiddeti, sıklığı hatta kanın rengi bile önem taşıyor. Fakat sebebi ne olursa olsun kanamanın kaynağının araştırılması ve gerekli müdahalenin yapılması gerekiyor. Bu noktada anne adaylarının kanamayı normal kabul etmemesi ve doktoruna bilgi vermesi son derece mühimdir. Hamilelikte kanamanın bebek için zararlı olup olmadığı da merak ediliyor. İlk haftalarda yaşanan yerleşme kanamasının bebeğe zararı olmaz. Ancak sonraki dönemlerde gebelikte kanama bebek için zararlı olabilir. Gebelik kesesinin düşmesi, bebeğe giden kanın azalması gibi çok sayıda riskten söz edebiliriz. Zira kanama durumunda bir an önce doktora bilgi verilmesinin önemli olmasının nedeni budur.

Faydası olur –> https://www.drismetyildirim.com/bebegin-cinsiyeti-ne-zaman-belli-olur

Gebelikte Kanama Çeşitleri Nelerdir?

Hamilelikte kanama çeşitleri

İmplantasyon yani yerleşme kanaması birkaç damla kan ya da hafif lekelenme şeklinde olur. Kanın rengi çoğu zaman kırmızı ya da pembeye yakındır. Düşük ya da dış gebelikten kaynaklanan gebelikte kanama probleminde ise kan ile birlikte vajinadan parçalar da gelebilir. Bu durumda kanamanın daha şiddetli olabileceğini de belirtelim. Plasentanın yani bebeğin eşinin erken ayrılması durumunda da kanama şiddetli olur ve bu durum acil müdahale edilmesini gerektirir.

Elbette hamilelikte kanama şikayetine kimi zaman şiddetli ağrı, sancı, kramp gibi semptomlar da eşlik edebilir. Enfeksiyon gibi durumlarda ise yüksek vücut ateşi şikayeti de ortaya çıkabiliyor. Aynı zamanda hiçbir ağrıya neden olmayan bir kanama da yaşanabilir. Kanamanın nedeni, anne adayında başka hangi semptomlara neden olduğu konusunda da belirleyici oluyor. Doktora başvurulduğunda kanamanın ne zaman başladığı, kanın rengi ve miktarı konusunda da bilgi verilmesinde fayda olacaktır.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-kist

Hamilelikte Kanama Nasıl Durdurulur?

Kanamanın durması için tampon kullanmak gibi yöntemleri asla denemeyiniz. Bu gibi yöntemler gebelikte kanama sorununu ortadan kaldırmadığı gibi daha farklı sorunlara da yol açabilir. Kanamanın durması için tıbbi bir müdahale yapılması gerekir ve bu müdahale de kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından belirlenmelidir. Öncelikle kanamanın kaynağı tespit edilir ve sonrasında problemin şayet mümkünse ortadan kaldırılması sağlanır.

Bu da kanamanın durması sonucunu beraberinde getirir. Kanamanın nedenine bağlı olarak kimi zaman gebeliğin sonlandırılması da gerekebilir. Aynı zamanda doğumun erkene alınması ve acil sezaryen ile doğumun gerçekleştirilmesi de zaruri bir tercihe dönüşebilir. Yapılan muayene ve tanı sonrasında doktorunuz konuya dair bilgi verecektir.

Göz atarsınız diye düşündük –> https://www.drismetyildirim.com/beta-hcg-degerleri

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Anti CMV IgG Testi Nedir? Tedavisi Nasıldır?

Anti cmv igg dünya genelinde yaygın bir şekilde görülen ve insandan insana bulaşabilen sitomegalovirüs adlı virüsün tespit edilmesini sağlayan bir testtir. Gebelik döneminde de insan vücuduna bulaşabilen ve kimi zaman hiçbir belirti göstermeden vücutta aktif kalabilen bu virüs kimi zaman da ataklara da neden olabiliyor. Herpes grubundan olan virüsün bulaşmasının ardından savunma sistemi devreye giriyor.

Vücudun savunma sistemi öncelikle IGM tipi antikorlar üretiyor ve bu antikorlar yardımı ile virüsü etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Yaklaşık olarak 1 yıl sonrasında ise IGG tipi antikorlar üretilmeye başlanıyor. Virüsün vücutta bulunup bulunmadığını anlamak için de anti cmv igg testi gerçekleştiriliyor. Bu sayede antikorların seviyesi de kolaylıkla tespit edilebiliyor.

Antikorların vücut tarafından üretildiğini ve vücudun savunma sisteminin bir parçası olduğunu söyleyebiliriz. Yapılan araştırmalarda 40 yaş üstünde olan bireylerin büyük bölümünün bu virüsten kaynaklı enfeksiyonu geçirdiğini ortaya koyuyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/yerlesme-kanamasi

Anti Rubella IgG Pozitif Çıkması

Anti rubella igg pozitif

Sitomegalovirüs yani anti cmv igg testi ile tespit edilen virüs ile rubella kimi zaman birbirine karıştırılabiliyor. Rubella yani topluma bilinen adıyla kızamıkçık gebelik döneminde görülebilen sorunlardan biridir.

Çoğu zaman çocukluk döneminde yaşanıyor olsa da daha önce kızamıkçık geçirmemiş ya da aşı yaptırmamış olan kadınlarda gebelik döneminde de kızamıkçık sorunu ortaya çıkabiliyor. Cilt döküntüleri ile karakterize olan kızamıkçık gebeliğin erken döneminde geçirilirse anne karnındaki bebeğin etkilenmeme olasılığı bulunuyor. Ancak gebeliğin ilerleyen dönemlerinde yaşanması durumunda olumlu bir tablodan söz etmek güç olur. Rubella belirtileri şu şekildedir:

  • Genellikle yüzde başlayan ve vücuda yayılan deri döküntüleri
  • Yüksek vücut ateşi
  • İştahsızlık
  • Kuru öksürük
  • Baş ve boğazda ağrı
  • Lenf bezlerinde ya da dalakta büyüme
  • Lenfosit sayısında artış
  • Eklemlerde ağrı

Kızamıkçık eğer gebeliğin ilerleyen dönemlerinde ortaya çıkarsa bebeklerde görme ve işitme sorunlarına, kalp rahatsızlıklarına, zeka geriliğine, serebral palsiye ya da çeşitli anomalilere yol açabilir.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-kist

Gebelikte Herpes Tip 1 ve Tip 2

Gebelik döneminde yaşanabilecek sorunlardan bir diğeri de herpes simpleks virüsüdür. Herpes virüsünün sinir liflerinde kolaylıkla ilerleyebiliyor olması, deride ya da mukoza bölgesinde lezyonlara sebebiyet vermesi, bu rahatsızlığın en önemli özelliklerinden biridir. Herpes simpleks virüsünün toplamda 8 türü bulunuyor. Ancak gebelik döneminde daha çok tip 1 ve tip 2 ile karşılaşılır. HSV 1 genellikle ağız, burun ve çevresinde aktif olurken HSV 2 genital bölgede daha aktiftir.

Gebelik döneminde zona rahatsızlığına neden olan HSV 3 virüsüne de ender de olsa rastlanabiliyor. Gebelik döneminde bu virüs tokalaşma, öpüşme, kişisel eşyaları paylaşma gibi nedenlerle kolaylıkla anne adaylarına bulaşabiliyor.  Ciltte içi sıvı ile dolu olan ağrılı baloncuklara yol açan bu virüsten korunmak için hijyene maksimum düzeyde dikkat edilmesi gerekiyor. Bu virüs anne karnındaki bebeği de olumsuz etkiler ve vajinal doğumu engelleyebilir.

Merak edersin diye –> https://www.drismetyildirim.com/detayli-ultrason

Gebelikte Toxoplazma

Gebelikte toxoplazma

Hamilelik döneminde geçirilebilen enfeksiyonlardan bir diğeri de toksoplazmadır. Çiğ ya da iyi pişmemiş et ürünleri tüketimi bu parazitin bulaşmasının en yaygın nedenidir. Aynı zamanda kontamine su içilmesi, enfekte kedinin dışkısı ya da kumu ile eldivensiz temas, eldivensiz toprağa dokunmak gibi nedenlerle de bulaşabiliyor. Yapılan anti toxoplazma IgG testi ile parazitin bulaşıp bulaşmadığı tespit edilebilir. Çünkü vücudun savunma sistemi bu parazit bulaştığında da antikor üretmeye başlıyor. Ülkemizde bu rahatsızlığın görülme olasılığının % 40 dolaylarında olduğunu söyleyebiliriz.

Bebeklerde Anti CMV IgG

Anne adayları bebeklerde anti cmv igg testinin yapılıp yapılamadığını da merak edebiliyor. Anne adayının enfekte olması durumunda doğumdan önce amniyosentez yapılabilir ve virüsün bebeğe bulaşıp bulaşmadığı tespit edilebilir. Ancak virüsün bebeğe bulaşmış olması durumunda ne gibi tahribatlara ya da anomalilere neden olduğunun tamamının tespit edilmesi olanaksızdır. Doğumdan sonra da bebeğin tükürük, idrar gibi vücut sıvılarından numune alınarak test yapılabilir ve virüsün mevcudiyetinin tespit edilmesi sağlanır.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/bebegin-kalp-atislari-ne-zaman-duyulur

 

İnsanlarımız genelde çocukluk çağlarında bu tür enfeksiyonları geçirmekte ve de vücudunda bu mikroplara karşı direnç oluşmaktadır. Daha evvelden bu enfeksiyonları geçirmeyen bir kadın Gebelik esnasında ilk defa bu mikroplara maruz kalır ise bebeğin de gebelik haftasına göre ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle gebeliğin ilk haftalarında çok ciddi bir gribal enfeksiyon geçiren kadınlarda bu enfeksiyonlardan şüphelenmek gerekir ve bunlara yönelik testlerin yapılması gerekir.

Kadınlar gebe kaldığında gebeliğin ilk haftalarında muhakkak bu Mikroplara yönelik testler yapılmalıdır ve gebelerde daha evvelden direnç olup olmadığı ortaya çıkarılmalıdır. Gebenin ilk kez bu enfeksiyonlara maruz kaldığı tespit edildiğinde çok iyi bir tedavi ve takip yapılmalıdır, Erken dönemde gebeliğin sonlandırılması alternatif bir tedavi olabilir…

 

Kimler CMV Riski Taşır?

CMV yani sitomegalovirüs risk grubu aslında herkesi kapsıyor. Çünkü insandan insana bulaşabilen bir virüstür ve hijyen kurallarına dikkat edilmemesi durumunda yapılan anti cmv igg testi pozitif çıkabilir. Bu nedenle tüm anne adaylarının anti cmv igg konusunda bilmesi gereken en önemli unsur bulaşma yollarıdır. Virüsün bulaşma yollarını şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Cinsel ilişki
  • Kan nakli yapılması
  • Organ nakli yapılması
  • İdrar ya da vajinal salgıların teması
  • Damlacık (hapşırma, öksürme)
  • Emzirme ile anneden bebeğe geçmesi

Ancak anneden bebeğe emzirme yolu ile bulaştığına komplikasyon görülme olasılığının çok düşük olduğunu da belirtmek gerekir.

CMV Tedavisi Nasıl Olur?

Cmv tedavisi

Öncelikle anti cmv igg testi viüsün mevcudiyetini tespit ediyor olsa da virüsü tamamen yok eden bir tedavi prosedürünün olmadığını belirtmek gerekir. Henüz bir aşı da formüle edilemedi. Ancak immün sistemini destekleyen tedaviler uygulanabiliyor ve bu sayede virüsün vücutta ya da bebekte yaratabileceği tahribatların azaltılması sağlanabiliyor. Bir anlamda tedavi ile vücudun savunma sisteminin güçlendirildiğini söyleyebiliriz. Bu nedenle şayet CMV virüsüne dair belirtiler ortaya çıkarsa anne adayları muhakkak doktoruna bu konuda bilgi vermelidir.

Anti CMV Testi Neden Yapılır?

Anne adaylarına anti cmv igg testinin yapılmasının nedeni CMV virüsünün vücutta mevcut olup olmadığını saptamaktır. Bununla birlikte kişinin daha önce bu enfeksiyonu geçirip geçirmediğini anlamak için de test yapılabilir. Test sadece anne adaylarına yapılmıyor. Organ bağışlayan ya da organ bağışı olan kişilerin de enfeksiyonu geçirip geçirmediğini belirlemek için bu testin yapılmasına ihtiyaç olabiliyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/tuplerin-baglanmasi

Anti CMV IgG Normal Değerleri

Uygulanan anti cmv igg testinin normal değerlerini şu şekilde aktarabiliriz:

< 4 AU/ml negatif: Kişi daha önce bu enfeksiyonu geçirmemiştir. Fakat test sonucunun enfeksiyondan 1 yıl sonrasında pozitife dönebileceğini de unutmamak gerekir.

4 – 5 AU/ml: Sınırda aralıktır.

> 5 AU/ml pozitif: Kişi bu enfeksiyonu daha önce geçirmiştir.

Gebelik ve CMV Enfeksiyonu

Gebelik ve cmv enfeksiyonu

Gebelik döneminde anti cmv igg konusunda dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü bu virüs özellikle bebekleri olumsuz yönde etkiliyor. Bu nedenle asıl riskin anne karnındaki bebek için geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Bebekte konjenital CMV enfeksiyonu gelişebilir ve konjenital CMV geçiren bebekler için şu riskler ortaya çıkar:

  • Karaciğerde ya da dalakta büyüme
  • Deride kırmızı benekler olması
  • Görme ve işitme ilgili sorunlar

Bununla birlikte doğum sırasında bulgu ve komplikasyon görülmez ise ileride işitme ya da mental sorun olma olasılığı % 10 civarındadır.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/gebelik-kolestazi

CMV Enfeksiyonundan Korunma

Elbette anti cmv igg konusunda korunma yollarının da biliniyor olması gerekiyor. Kişisel eşyaların paylaşılmaması ve özellikle ellerin sıklıkla yıkanması en önemli korunma yollarından biridir. Virüs ihtimalini göz önünde bulundurarak öksüren ya da hapşıran kişilerden uzak kalmak da önemli bir tedbirdir. Genellikle yiyecek ve içeceklerden virüsün bulaşmadığı düşünülse de bu bilgi doğru değildir. Bu nedenle yiyecek ve içeceklerin, çatal ve kaşık gibi malzemelerin de başkaları ile paylaşılmaması gerekiyor. Kanaması olan birine müdahale edilmesi gerekiyorsa eldiven kullanılması da önem taşıyor.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://labtestsonline.org.tr/tests/cmv

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Gebelik kolestazı

Gebelik Kolestazı (Hamilelikte Kaşıntı) Nedir?

Gebelik kolestazı ileri gebelik haftalarında yaşanan şiddetli hamilelikte kaşıntı problemidir. Genellikle göbek, vajina, makat, eller, ayaklar, saçlı deri ve meme çevresi ile meme altında görülen kaşıntı anne adayları için bir hayli rahatsızlık verici boyuta ulaşabiliyor. Bazı anne adaylarında gebelik döneminde kolestaz problemi daha sık görülebiliyor. Riskin daha yüksek olduğu kişileri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Çoğul gebelikler
  • Hamilelik öncesinde karaciğer rahatsızlığı yaşamış olanlar
  • Anne ya da kardeşi kolestaz sorunu yaşamış olan kadınlar
  • 35 yaş üstü gebelikler
  • Hepatit C mevcudiyeti

Anne adayları gebelik kolestazı sorununun bebeği etkileyip etkilemediğini de merak ediyor. Maalesef bu sorundan anne karnındaki bebeklerin etkilenmediğini söyleyemeyiz. Bebek için çeşitli riskler bulunuyor ve bu riskler arasında en önemli olanı da erken doğumdur. Yine anne karnındaki bebek için önemli olan bir diğer risk de mekonyum aspirasyonu yani bebeğin kakasını yutmasıdır. Bu gibi durumlarda şayet hamileliğin 37. haftası geride kaldıysa doğum yapılması doktor tarafından önerilebilir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-idrar-yolu-enfeksiyonu

Gebelik Kolestazı Nedenleri

Gebelik kolestazı nedenleri

Anne adayları hamilelikte kaşıntı probleminin kaynağını da merak edebiliyor. Safra kesesinin vücuttaki görevi karaciğerden gelen safrayı depolamak ve ihtiyaç olduğunda sindirimi kolaylaştırmak için bağırsaklara salgılamaktır. Hamilelik döneminde vücudun hormon dengesi bir hayli değişir. Hormonlar safra kesesinin fonksiyonlarında da bazı değişimlere sebebiyet verebiliyor. Safranın akışını azaltabiliyor ya da durdurabiliyor. Bu durum gebelik kolestazı problemine yol açıyor. Çünkü safra akışının yavaşlaması ya da durması safra asitlerinin karaciğerde birikmesine neden olduğundan kan dolaşımı da bu tablodan etkileniyor.

Bu noktada neden her anne adayının gebelik kolestazı yaşamadığı sorunu akıllara gelebilir. Ancak kolestazın oluşum nedeni tam olarak bilinemiyor ve genetik faktörlerin bu sorun üzerinde etkili olduğu yönünde çeşitli araştırma bulguları da var. Görülme sıklığı 500’te 1 olsa da aile öyküsünde kolestaz olan kadınların söz konusu sorunu daha sık yaşadığı biliniyor.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/beta-hcg-degerleri

Gebelik Kolestazı Bulguları

Anne adaylarında gebelik kolestazı bulguları farklılaşabilir. Bununla birlikte bulguların hafif ya da şiddetli bir şekilde ortaya çıkabileceğini de belirtmek gerekir. Çoğunlukla tek bulgunun kaşıntı olduğunu da belirtebiliriz. Sık yaşanan gebelik kolestazı bulguları şöyledir:

  • Göbek, el ve ayaklarda yoğunlaşan kaşıntı
  • İdrar renginin koyu olması
  • Gaita renginin açık olması
  • Yorgun ve halsiz hissetme
  • İştahta azalma olması
  • Depresyon

Bazı bulgular ise hamilelikte kaşıntı sorununa eşlik ediyor olsa da çok daha seyrek görülüyor. Bu bulguları ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sarılık (gözlerin ve cildin sarı renge dönmesi)
  • Mide bulantısı ve ender görülen kusma şikayeti
  • Karnın sağ üst kısmında kadran ağrısı olması

Bu bulgular ortaya çıkmış olsun ya da olmasın mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşülmesi gerekiyor. Çünkü kaşıntı anne adayları için normal bir durum gibi algılansa da kolestaz dışında farklı nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Nedeninin araştırılması, olası rahatsızlıklara erken tanı konması bakımından önem taşıyor.

Merakını çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtlama-donemi-hesaplama

Gebeliğin İntrahepatik Kolestazı Nedir?

Gebeliğin intrahepatik kolestazı

Gebeliğin intrahepatik kolestazı genellikle hamileliğin ikinci yarısında ortaya çıkan ve hamilelikte kaşıntı sorunu ile kendini gösteren bir karaciğer rahatsızlığıdır. Gebelik döneminde ortaya çıkan karaciğer sorunları arasında en yaygın görüleni gebeliğin intrahepatik kolestazı problemidir. Östrojen hormonu bu sağlık sorununda en önemli etkendir. Östrojen hormonuna bağlı olarak safra asitlerinin atılımı engellenir ve bu da karaciğerde soruna sebebiyet verir.

Gebelik Kolestazı Nasıl Düşürülür?

Anne adayına gebelik kolestazı tanısı konduğunda öncelikle kaşıntı sorununu ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi uygulanıyor. Kaşıntı giderici kremler, ılık banyo ve cildi yumuşatan krem kullanımı gibi yöntemler ile hamilelikte kaşıntı sorununun azaltılmaya çalışılması tedavi kapsamında tercih edilen yöntemlerdir. Aynı zamanda K vitamini takviyesi de tercih edilebilir. K vitamini içeren gıdaların tüketilmesine yönelik bir diyet uygulanması ya da bu vitaminin dışarıdan takviye olarak alınması da kaşıntı sorununu azaltmayı sağlayabiliyor. Ancak tedaviye başlanmadan önce tanı konması gerektiğini, bunun için de bazı muayene ve tetkiklere ihtiyaç duyulduğunu unutmamak gerekir.

Kaşıntı şikayetini azaltmak için soğuğa yakın sıcaklıkta su ile duş almak ya da terleten kıyafetlerden uzak durmak gibi çeşitli yöntemler tercih edilebilir. Terlemek, kaşıntıyı artırıyor ve bu nedenle ortamdaki ısının da terlemeye neden olmamasına dikkat edilmesinde fayda olacaktır.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-kist

Hamilelikte Vücutta Kaşıntı Ne Zaman Başlar?

Hamilelikte kaşıntı ne zaman başlar

Yapılan araştırmalar hamilelikte kaşıntı sorununun genellikle gebeliğin 6. ayından itibaren görüldüğünü ortaya koyuyor. Ancak hamileliğin 3. ayından itibaren kaşıntı sorunu yaşayan çok sayıda anne adayı olduğunu da belirtmek gerekir. Bazı anne adaylarında kaşıntı sorunu gebeliğin ilk 3 ayında başlıyor, sonrasında azalma kaydediyor ve son 3 ayda da yeniden artışa geçebiliyor.

Bu nedenle söz konusu rahatsızlığın her anne adayında aynı şekilde seyretmediğini de belirtmemiz gerekir. Vücutta kaşıntı problemi sadece gebelik kolestazı sorunundan kaynaklanmaz. Bu nedenle kaşıntı probleminin gebeliğin herhangi bir döneminde de ortaya çıkabildiğini belirtmek gerekir. Hamilelik döneminde kaşıntıya neden olan diğer unsurları şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Vücutta meydana gelen hormonal değişimler
  • Progesteron ve östrojen hormonunun artması
  • Gebeliğe bağlı ciltte oluşan çatlaklar
  • Gebelik ürtikeri
  • Bazı gıda alerjileri
  • Bazı ilaçların kullanımı
  • Egzama
  • Sedef

Yapılan muayeneler ile yukarıda sıralanan ve kaşıntıya neden olan rahatsızlıkların tanısı konabilir ve teşhise bağlı olarak en uygun tedavi prosedürü izlenir. Zira kolestaz sorunu doğumun hemen ardından kendiliğinden ortadan kalkar.

Merakınızı çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/detayli-ultrason

Gebelik Kolestazı İçin Hangi Testler Yapılır?

Sadece gebelik kolestazı tanısı konmasını sağlayan özel bir test bulunmuyor. Ancak belirtiler ortaya çıktığında farklı testler gerçekleştirilir ve bu testlerin sonucuna bağlı olarak da tanı konabilir. Doktor tarafından yaptırılması tavsiye edilen testleri şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Hepatit testleri
  • Karaciğer fonksiyon testleri
  • Safra kesesi ultrasonu
  • Kanda safra asidi testi

Yukarıda sıralanan bu testler arasında en önemli olanı safra asidi testidir. Çünkü kandaki safra asidinin ideal orandan çok daha yüksek olması genellikle hamilelikte kaşıntı sorununa yol açan gebelik kolestazından kaynaklanıyor. Ancak elbette safra kesesinde taş olup olmadığının tespit edilmesi gibi amaçlarla da ultrason gibi bazı görüntüleme tetkiklerinin yapılması gerekebiliyor. Sonuç olarak test neticeleri, hastanın şikayetleri ve muayene sonuçları bir arada değerlendirilerek tanı konabilir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/cin-takvimi-cinsiyet-hesaplama

Gebelik Kolestazı Olup Normal Doğum Yapma

Gebelik kolestazı olup normal doğum yapma

Elbette anne adayları hamilelikte kaşıntı sorunu yaşadıkları doğum yönteminin değişmesi gerekiyor mu şeklinde bazı soruların yanıtını da merak edebiliyor. Böyle bir sorun yaşandığında doktorunuz sezaryen ile doğumu önerebilir. Aynı zamanda anne karnındaki bebeğin zarar görme ihtimalinin mevcut olması durumunda da gebeliğin 37. haftasının ardından doğumun gerçekleştirilmesi gerekebiliyor.

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda gebelik kolestazı probleminin doğum şeklinin değiştirilmesine neden olabileceğini belirtmek gerekiyor. Bu konuda doktorunuzun önerilerini dikkate almanızda fayda vardır. Çünkü kadın hastalıkları ve doğum uzmanları her daim hem anne adayı hem de anne karnındaki bebek için en ideal doğum yöntemini önerir. Sezaryen ile doğum gerektiğinde normal doğum konusunda ısrarcı olunması, çeşitli risklerin göze alınması anlamına gelir.

 

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu

Hamilelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu

Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu anne adaylarının sık yaşadığı problemlerden biridir. Sadece anne adayının değil anne karnındaki bebeğin sağlığını da olumsuz yönde etkileyen hatta erken doğuma bile neden olabilen bu problem, özellikle gebeliğin 6. haftası ile 24. haftası arasın da yaşanıyor ve anne adaylarının günlük yaşantısını da sıkıntıya sokabiliyor.

Gebelik döneminde yaşanan tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi idrar yolu enfeksiyonunda da erken tanı büyük önem taşıyor. Çünkü bakterilere henüz enfeksiyona yol açmadan ilaç tedavisi ile müdahale edilebiliyor ve daha kısa bir tedavi süreci eşliğinde anne adayının yaşadığı sorunlardan kurtulması sağlanabiliyor. Bu nedenle anne adayları idrar yolu enfeksiyonunun belirtileri ortaya çıktığında derhal kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalı, bu belirtileri kesinlikle ciddi almalıdır.

Bilgin Olsun –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelik-belirtileri-nelerdir

Hamilelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Belirtileri

Kimi zaman hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu hiçbir belirti göstermeyebiliyor. Kimi zaman da grip ya da nezle rahatsızlıklarında ortaya çıkan belirtiler ile benzer semptomlar görülebiliyor. Yaygın şekilde ortaya çıkan belirtileri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

  • İdrar yaparken ağrı, yanma ya da sızı olması
  • Çok sık idrara çıkma
  • İdrarda kan ya da mukus bulunması
  • Kasık bölgesinde ağrı ya da kramp olması
  • Yeşile ya da sarıya çalan renkte, kötü kokulu vajinal akıntı
  • Cinsel ilişkinin ağrılı olması
  • İdrar kaçırma
  • Vücut ateşi, terleme ve titreme
  • İdrar renginde koyulaşma
  • İdrarda kötü koku olması
  • Vajinal kaşıntı
  • Geceleri sıklıkla idrar yapma isteği nedeniyle uyanma
  • İdrar miktarında artış ya da azalma olması
  • İdrar torbası bölgesinde baskı hissi ve ağrı olması

İdrar yolu enfeksiyonunun tedavi edilmemesi durumunda böbrek enfeksiyonuna da yol açabildiğinin altı çizilmelidir. Bu durumda yukarıda sıraladığımız belirtilere mide bulantısı, kusma, sırt ve böbreklerin olduğu yan kısımlarda şiddetli ağrı gibi şikayetler de eşlik edebilir. Gebelik döneminde idrar yolu enfeksiyonunun mevcudiyeti basit bir tahlil ile anlaşılabilir.

Ancak tedavide geç kalınması, anne adaylarının belirtileri hamileliğe bağlayarak dikkate almaması gibi durumlarda tablo çok daha ciddi bir boyut kazanabilir. Bu durumda sistit gibi çeşitli sorunların da ortaya çıkabileceğinin, anne adaylarını daha zorlu ve uzun süreli bir tedavi sürecinin bekleyeceğini unutmamak gerekiyor.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/hamilelikte-beslenme

Gebelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Neden Olur?

İdrar yolu enfeksiyonu neden olur

Bilindiği gibi hamilelik, vücutta pek çok farklı değişimin meydana geldiği bir dönemdir. Bu değişimler kimi zaman bağışıklık sistemini baskılayabiliyor, organların işlevlerini tamamıyla yerine getirmesini sıkıntıya sokabiliyor ya da vücudun bazı rahatsızlıklara daha açık hale gelmesine neden olabiliyor.

Zira hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu da çoğunlukla vücutta gebelikten kaynaklanan bu değişimlere bağlı olarak ortaya çıkıyor. Uterusun gebelik boyunca büyüyor olması, mesaneye baskı yapmasına yol açar. Bundan kaynaklı olarak da mesane tam olarak boşalamayabilir ve bu durum da enfeksiyon sonucunu doğurabilir.

Elbette idrar yolu enfeksiyonu gebelik döneminde farklı nedenlere bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Vajinal temizliğin doğru şekilde yapılmaması, sıklıkla idrarı tutmak gibi nedenler ile birlikte şeker hastalığı ya da daha önce bazı üriner rahatsızlıklar yaşamış olmak da vücudu idrar yolu enfeksiyonuna karşı daha savunmasız kılabiliyor.

Bağırsaktan gelen bakterilerin de gebelik döneminde idrar yolu enfeksiyonuna yol açabildiğini belirtelim. Böbreklerde taş olması ya da yapısal bazı böbrek sorunları, immün sistemini baskılayan rahatsızlıkların da bu tür problemlere neden olabildiğini belirtmek gerekir. Hangi nedenle ortaya çıkıyor olursa olsun belirtilerin dikkate alınması ve doktora bu konuda bilgi verilmesi çok büyük bir önem taşıyor.

Şuna da bir bakın deriz –> https://www.drismetyildirim.com/bebegin-cinsiyeti-ne-zaman-belli-olur

Hamilelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Bebeğe Zarar Verir mi?

Anne adayları hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu yaşadıklarında bebeklerinin bu durumdan nasıl etkileneceğini de merak ediyor. Ancak bu rahatsızlığın anne karnındaki bebeğe zarar vermediğini söylemek olanaksızdır. Çünkü vücut ateşinin enfeksiyona bağlı olarak yükselmesi rahimde kasılmalara yol açabiliyor.

Bu da doğumun olması gerekenden daha erken süreçte gerçekleşmesini beraberinde getiriyor. Tedavi edilmeyen idrar yolu enfeksiyonlarının erken doğum nedeni olabileceğini unutmamak gerekir. Su kesesinin açılması gibi çeşitli sorunlara da yol açabildiği için bebekler de idrar yolu enfeksiyonundan etkileniyor. Hatta bu sorunun maalesef bebekler için hayati risk de doğurduğunu belirtmek gerekir.

Erken doğum ve düşük doğum ağırlığı gibi sorunlara neden olabilen idrar yolu enfeksiyonunun tedavi edilmesi durumunda ise anne karnındaki bebeğin herhangi bir zarar görmediğini belirtmek gerekir. Tedavide kullanılan ilaçlar anne adaylarının ya da bebeklerin sağlığını olumsuz yönde etkilemiyor. Aynı zamanda tedavinin yapılması durumunda doğum şeklinin değiştirilmesine de gerek olmaz. Gebelik döneminde idrar yolu enfeksiyonu geçirmiş olmak, spesifik durumlar dışında vajinal doğuma engel değildir.

Bilgin Olsun –> https://www.drismetyildirim.com/cin-takvimi-cinsiyet-hesaplama

Hamilelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Tedavisi Nasıl Yapılır?

Hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu tedavisi

Tedavi cerrahi müdahale ile değil ilaç kullanımı prosedürü ile gerçekleştiriliyor. Özellikle erken tanı durumunda bakteriler henüz enfeksiyona yol açmadan tedaviye başlanması çok daha kısa süreli bir tedavi ile sorunun ortadan kaldırılmasını sağlayabiliyor. Anne adayının hamileliğin kaçıncı haftasında olduğu, genel sağlık durumu ve enfeksiyonun ne oranda ilerlediğine bağlı olarak hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu tedavisinde antibiyotik ilaçlar reçete ediliyor. Ancak öncesinde idrar tahlili yapılması istenebilir.

Antibiyotik ilaçların düzenli ve belirtildiği dozajda kullanımı çok büyük bir önem taşıyor. Kimi zaman hastanın yaşadığı bazı sıkıntıları gidermek adına antibiyotik ilaçlar ile beraber ateş düşürücü ya da ağrı kesici özellikte olan ilaçlar da doktorunuz tarafından reçete edilebilir. Genellikle bir hafta ila 10 gün arasında değişen bir sürede tedavi tamamlanır. Çok ilerlememiş olan enfeksiyonlarda bu süre zarfında ilaç kullanımı yeterli olabiliyor ve hastalar ilaç almaya başladıkları 3. günde pek çok şikayetten kurtulmuş oluyor.

Ancak bu tedavinin idrar yolu enfeksiyonu için geçerli bir prosedür olduğunun altını çizelim. Şayet hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu tedavi edilmezse ve piyelonefrite yani böbrek enfeksiyonuna dönüşürse bu durumda yatarak tedavi uygulanması gerekebilir. Çünkü bu rahatsızlığın anne adayı ve bebeği etkileyen sistemik bazı riskleri bulunur. Özellikle erken doğum riskinin ciddi düzeyde artması nedeniyle yatarak tedavi zaruri bir hal alabilir.

Tıkla Hemen Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtlama-donemi-hesaplama

Hamilelikte İdrar Yolu Enfeksiyonu Kanama Yapar mı?

İdrar yolu enfeksiyonu ile kanama arasında bir bağ olduğunu belirtmek güçtür. Çünkü hamilelikte idrar yolu enfeksiyonu çoğu zaman vajinal bir kanamaya neden olmaz. Çok ender durumlarda idrarda kan olması gibi bir durum görülebilir. Ancak bu durumu vajinal kanama ile karıştırmamak gerekiyor.

Şayet vajinadan kan gelmesi gibi bir semptom yaşanırsa derhal kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşülmelidir. Çünkü hamileliğin ilk dönemlerinde yaşanan yerleşme kanaması dışındaki hiçbir vajinal kanama tıbben normal kabul edilmez. Nedeni idrar yolu enfeksiyonu olmasa bile mutlaka doktorunuza bilgi vermelisiniz. Bu sayede kanamanın nedeni araştırılabilir ve gerekli müdahale yapılabilir.

Hamilelik döneminde idrar yolu enfeksiyonundan korunmak için dikkat edebileceğiniz bazı unsurları da hemen aktaralım:

  • Her gün 3 litre su tüketin
  • Çok dar kıyafetler giymeyin
  • İdrarınızı tutmayın ve düzenli aralıklarla mesanenizi boşaltın
  • Her gün iç çamaşırınızı değiştirin
  • Vajinal temizliği doğru şekilde yapın
  • Cinsel ilişki öncesinde ve sonrasında mesaneyi boşaltın

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://emedicine.medscape.com/article/452604-overview

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Doğum kontrol hapı

Doğum Kontrol Hapı Nedir? Nasıl Kullanılır?

Doğum kontrol hapı tüm dünya genelinde 140 milyondan fazla sayıda kadın tarafından kullanılan bir doğum kontrol yöntemidir. 1960 yılından bu yana kullanılan doğum kontrol hapları, kadınların fizyolojisinde bazı küçük değişiklikler yapıyor ve bu sayede gebelik oluşmasını çok büyük oranda engelliyor.

OKS yani oral kontraseptif haplar içerdiği hormonlar sayesinde yumurtlamayı durduruyor. Rahim ağzı salgısı olan servikal mukusun yoğunluğunu artırıyor ve bu sayede sperm hücrelerinin rahim içerisine geçişini de önlemiş oluyor. Kadın ve erkek üreme hücrelerinin buluşmasını önlediğinden döllenme meydana gelemiyor ve sonuç olarak gebelik tablosu ortaya çıkmıyor.

Ancak gebelikten korunma hapı konusunda oldukça önemli bir noktanın altı çizilmelidir. Hiçbir doğum kontrol yöntemi gebeliğe karşı % 100 koruma sağlamaz. Dolayısıyla bu hapların kullanımının da asla gebelik oluşmayacağı anlamına gelmediğinin bilinmesi gerekiyor.

Her ne kadar koruyuculuk oranı % 98’lere kadar ulaşabilen bir doğum kontrol yöntemi olsa da gebelik riski yine de mevcuttur. Bu nedenle adet gecikmesi gibi önemli gebelik belirtileri ortaya çıktığında, doğum kontrol hapı kullanıyor olsanız bile mutlaka gebelik testi yaptırmalısınız. Özellikle düzenli kullanım çok büyük önem taşıyor. Yapılan araştırmalar, bu hapları düzenli olarak kullanmayan, sıklıkla hap almayı unutan kadınlarda gebelik oluşma ihtimalinin daha yüksek olduğu anlaşıldı.

Ertesi gün hapı ne işe yarar?
Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/ertesi-gun-hapi

Doğum Kontrol Hapları Nelerdir?

Doğum kontrol hapları nelerdir

Etkin bir şekilde gebeliği önleyebilmesi için gebelikten korunma hapı her gün aynı saatte alınmalıdır. Gelişigüzel alınması durumunda bu hapların gebeliği önleme başarısının düşeceğinin ve dolayısıyla gebelik riskinin de artacağının bilinmesi gerekiyor. Genellikle ihtimalini ortadan kaldırma amaçlı kullanılıyor olsa da bu haplar farklı tedavilerde de tercih edilebiliyor. Örneğin polikistik over sendromu, endometriozis, adet olamama ya da aşırı ağrılı adet dönemleri yaşama, premenstrüel sendrom, adet kanamasının aşırı miktarda olması, akne tedavisi gibi çeşitli durumlarda da bu haplardan faydalanılabiliyor.

Ülkemizde yaygın şekilde kullanılan doğum kontrol hapı örneklerini de şu şekilde listelemek mümkün:

Yasmin

21 günlük tablet formunda kullanıma sunulan Yasmin, sivilce, ödem ya da sebore gibi sorunların tedavisinde de tercih edilebiliyor. Ancak bu hapın etinil estradiol ve drospirenon maddelerine alerjisi olanlar tarafından kullanılmaması gerekiyor.

Yazz

Bu hap 24+4 olmak üzere toplamda 28 tabletten oluşuyor. Son 4 hap hormon içermez. Yan etkilerinin oldukça hafif olmasıyla ön plana çıkan doğum kontrol haplarından biridir.

Microgynon

Fiyatının düşük olmasıyla bilinen bu hap 21 tabletten oluşuyor. Etinil estradiol ve levonorjestrelere alerjisi olanlar tarafından bu hapın kullanılmaması gerekiyor.

Diane 35

Akne ve aşırı tüylenme tedavisinde de kullanılan bu hap yine yan etkileri az olan ve kullanıcıların şikayetlerinin minimum düzeyde olduğu doğum kontrol haplarından biridir.

Reginon

Etken maddesi gestoden ve etinilestradiol olan bu doğum kontrol hapı da yaygın bir şekilde kullanılan ve gebeliğe karşı yüksek oranda koruma sunan ilaçlardan biridir.

Ginera

Bu ilacın da etken maddeleri gestoden ve etinilestradiol olduğundan bu maddelere alerjisi olanların kullanmaması gerekir.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/zevk-suyu

Doğum Kontrol Hapı Yan Etkileri

Doğum kontrol hapı zararları

Öncelikle halk arasında yanlış bilinen bazı unsurlara değinmek gerekiyor. Kullanılan doğum kontrol hapı hangisi olursa olsun, cinsel yolla bulaşan hastalıkları önlemez. Bu hapların tamamı sadece gebelik olasılığını en aza indirgeme üzerine formüle edilmiş olan ilaçlardır. Cinsel yolla bulaşan hastalıkları önleyen bir doğum kontrol hapı bulunmuyor.

Aynı zamanda gebelikten korunma hapı kısırlığa yol açmaz. Maalesef halk arasında bu inanışın son derece yaygın olduğunu gözlemliyoruz ancak söz konusu hapların kısırlığa yol açması ihtimaller dahilinde değildir. Hapların kullanımı bırakıldıktan sonra 1 ay ila 2 ay içerisinde adet döngüsü normale döner ve bu sayede doğurganlık yeniden kazanılmış olur. Bu haplar kişinin doğurganlık seviyesinde bir artışa ya da azalmaya neden olmayacağının bilinmesinde fayda var.

Toplumda gebelikten korunma hapı ile kanser arasında da bir bağ kurulabiliyor. Fakat bu haplar kansere neden olmaz. Aksine bu hapların kullanımının yumurtalık, endometrium ve kolon kanserine karşı koruma etkisinin olduğu biliniyor. OKS yani doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini % 40 dolaylarında azaltıyor.

Aynı zamanda endometrium kanseri riskini de % 30 düzeyinde, kolorektal kanseri riskini de % 15 düzeyinde azalttığı biliniyor. Ancak elbette tüm ilaçlar gibi doğum kontrol hapı da bazı yan etkilere sahiptir. Yaygın şekilde görülen yan etkileri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Baş ağrısı
  • Mide bulantısı
  • Çarpıntı
  • Göz sorunları
  • Bacaklarda hafif ödem olması
  • Vajinal kuruluk
  • Tüylenmede artış
  • Kilo artışı
  • Göğüslerde hassasiyet olması

Bu yan etkilerin görülme oranının düşük olduğunu ve özellikle ilk birkaç hafta sonrasında baş ağrısı ya da mide bulantısı gibi yan etkilerin kendiliğinden ortadan kalktığını belirtebiliriz. Yan etkilerin devam etmesi ya da spesifik bazı yan etkilerin ortaya çıkması durumunda mutlaka doktorunuza bilgi vermelisiniz. Ayrıca kullanılan doğum kontrol hapı çeşidine bağlı olarak bu listede yer almayan, daha farklı yan etkilerin de ortaya çıkabileceğini belirtelim.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/cocuk-nasil-yapilir

Doğum Kontrol Hapı Ne Zaman Korumaya Başlar?

Hangi doğum kontrol hapı tercih edilmiş olursa olsun ilk kutudan itibaren gebelik riskine karşı koruma sağlar. Ancak koruyuculuğunun hemen başlaması için hapların kesinlikle düzenli olarak kullanılması ve her gün aynı saatte alınması gerektiğinin unutulmaması gerekiyor.

Aynı zamanda bazı hapların etkisini göstermesi için birkaç gün beklemek gerekebiliyor. Bu süre zarfında kondom kullanımı gibi alternatif doğum kontrol yöntemleri tercih edilebilir. Kullanacağınız gebelikten korunma hapı prospektüsünü mutlaka okumalısınız. Prospektüs içerisinde hapın ne zaman koruma sağlamaya başlayacağı bilgisine ulaşabilirsiniz.

En İyi Doğum Kontrol Hapı Hangisidir?

En iyi doğum kontrol hapı

Öncelikle gebelikten korunma hapı seçenekleri arasından herhangi birini ‘en iyi’ şeklinde nitelemek doğru olmaz. Çünkü kadın hastalıkları ve doğum uzmanları kadınların yaşına, kilosuna, sağlık durumuna, adet düzenine ve tıbbi geçmişine dikkat ederek en uygun doğum kontrol hapını önerir. Sizin için ‘en iyi’ olan hap bir başka kadın için ‘en iyi’ olmayabilir.

Dolayısıyla bu konuda doktorunuzun önerisini dikkate almanızda fayda olacaktır. Size en uygun doğum kontrol hapının hangisi olduğu konusunda mutlaka doktorunuza danışmalı ve asla gelişigüzel doğum kontrol hapı seçimi yapmamalısınız.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtlama-donemi-hesaplama

Doğum Kontrol Hapı Fiyatları 2020

Günümüzde doğum kontrol hapı fiyatlarının gayet makul seviyede olduğunu belirtmek gerekiyor. Fiyat konusunda net bir rakamdan söz etmek ise doğru olmaz. Çünkü bu haplar farklı ilaç firmaları tarafından üretiliyor ve dolayısıyla piyasaya da farklı fiyatlarla sunuluyor. Ancak genel olarak bakıldığında fiyatların bütçeleri zorlayacak rakamlara tekabül etmediğini de rahatlıkla belirtebiliriz.

Hangi Hormonları İçerir?

Piyasada kullanıma sunulan doğum kontrol hapı çeşitleri östrojen ve progesteron hormonları içeriyor. Bu hormonlar vücutta bazı değişimlere yol açıyor ve bu değişimler de yumurtaların yumurtalıklardan çıkmasını engelliyor. Aynı zamanda rahim ağzı akıntısında da minimal bazda değişimlere neden oluyor ve bu da erkek üreme hücrelerinin geçişini engelliyor. Gebelik planlaması durumunda hapların kullanımının bırakılması yeterli oluyor. Herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek kalmadan kadınlar doğurganlıklarını yeniden kazanabiliyor.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/cin-takvimi-cinsiyet-hesaplama

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Beta HCG değerleri

Beta HCG Değerleri Nelerdir? Nasıl Hesaplanır?

Beta HCG değerleri hamilelik döneminde yükseliş kaydettiğinden gebelik şüphesine dair önemli bir veri olarak kabul ediliyor. Halk arasında ‘hamilelik hormonu’ olarak da adlandırılabilen bu hormon gebelik haftasının hesaplanması ya da dış gebelik tanısı konması amacıyla da ölçülebiliyor. Plasentadaki trofoblastik hücrelerden salgılanan Beta HCG, vücudun progesteron hormonu üretimine devam etmesini sağlıyor olmasıyla büyük önem taşıyor. Çünkü progesteron da gebelikte anne adayının düşük yapmasını engelleyen en önemli faktördür.

Kimi zaman Beta HCG değerleri gebelik dışında farklı nedenlerle de artış kaydedebilir. Örneğin infertilite tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar B-HCG içeriyor ve bu dönemde test yapılması durumunda kandaki B-HCG değeri hamilelik olmadığı halde daha yüksek çıkabiliyor. Dolayısıyla gebelik şüphesinde son derece önemli olan B-HCG yüksekliği, tek başına sağlıklı bir gebelik tanısı konması için yeterli bir done değildir.

Tıkla Öğren –> Çocuk nasıl yapılır

Beta HCG Testi Nasıl Yapılır?

Beta hcg testi nasıl yapılır

Beta HCG testi yaygın bir şekilde 2 farklı biçimde yapılır. Bunların ilki eczanelerden satın alınan preparatlarla yapılan testtir. İdrar numunesi ile gerçekleştirilen bu test ile Beta HCG değerleri rakamsal anlamda belirlenemez. Test sadece ‘pozitif’ ve ‘negatif’ şeklinde bir sonuç verir. Pozitif çıkması durumunda gebelikten söz edilebilir ancak negatif çıkması durumunda bir süre bekleyerek testin tekrarlanmasında fayda var.

Bir diğer test de kan numunesi ile laboratuvarda gerçekleştirilen beta HCG testidir. Evde yapılan testten çok daha güvenilir olan bu tetkik için tek tüp kan alınması yeterli olur. Aç ya da tok karnına kan numunesi verilebilir ve günün herhangi bir saatinde kanda gebelik testi gerçekleştirilebilir. Ayrıca test sonucunda Beta HCG değerleri görülebilir. Kanda gebelik testi yaptırmak için acele etmemekte fayda var. Adet döneminin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra test yapılması, çok daha güvenilir sonuçlar elde etmeyi sağlar.

Tıkla Öğren –> Yumurtlama dönemi hesaplama

Gebelik Haftasına Göre Beta HCG Hesaplama

Öncelikle Beta HCG değerleri gebelik süresi boyunca sürekli olarak ölçülmez çünkü herhangi bir şüphe olmaması durumunda böyle bir gereksinim duyulmaz. Gebeliğin ilk dönemlerinde testin tekrarlanması istenebilir ancak söz konusu değerlerin hamilelik süresi boyunca sürekli olarak ölçülmediğini de belirtmek gerekiyor.  Ayrıca bu hormon seviyesinin vücutta sadece gebelik döneminde mevcut olduğu bilgisi de doğru değildir. Hamile olmayan bir kadında da B-HCG hormonu bulunur ancak 0 – 10 mlU/ml seviyesinde olur.

Gebelikte ise Beta HCG değerleri 48 saatte bir % 50 ila % 65 seviyesinde artar. Gebeliğin belirli bir dönemine gelindiğinde ise artış hızı azalır ve artık son dönemlerde sabitlenerek belirli bir seviyede kalır. Yapılan gebelik testlerinde kimi zaman değer 6 mIU/ml – 24 mIU/ml referans aralığında olabiliyor. Bu durum ‘gri zon’ olarak adlandırılır birkaç gün sonrasında yeniden test yapılması gerekir. Çünkü gri zon durumunda kesin bir gebelik tanısı konamaz.

Beta HCG Yüksekliği Nedir?

Beta hcg yüksekliği nedir

Anne adaylarını en çok endişelendiren durumlardan biri Beta HCG değerleri olarak görülen rakamların referans aralığındaki alt ya da üst sınıra yakın olmasıdır. Bu durum anne adayının ya da fetusun sağlık sorunu anlamına gelmez. Değerlerin alt ya da üst sınıra yakın olması durumunda endişe duymanıza gerek yok çünkü tıbben gayet normal bir durumdur. Ayrıca B-HCG seviyesi anne karnındaki bebeğin sağlık durumunu değerlendirmek için tek başına yeterli bir veri değildir.

Gebelik dönemi dışında 0 – 10 mlU/ml düzeyinden daha yüksek Beta HCG değerleri ile karşılaşılabilir. Bunun olası nedenlerini şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Germinal hücreleri tümörler
  • Mol hidatiform rahatsızlığı
  • B-HCG içeren bazı ilaçların kullanımı

Beta HCG Seviyesi Nelerden Etkilenir?

Hamilelik dönemi dışında Beta HCG değerleri kullanılan ilaçlardan ya da bazı hastalıklardan etkilenebilir. Doğum kontrol hapları, bazı antibiyotik ilaçlar ya da kısırlık tedavisinde kullanılan ilaçlar değerlerin yüksek çıkmasına neden olabiliyor. Düşük ve kürtaj durumunda da Beta HCG değerleri hemen normal seviyeye gerilemez. Bunun için 4 ila 6 hafta beklemek gerekir. Mol gebelik, dış gebelik ve boş gebelik de söz konusu hormon seviyesini etkiler ve hormon düzeyi yüksek çıkar.

Tıkla Öğren –> Hamilelikte kist

Beta HCG Değeri Kaç Olmalı?

Gebelikte normal kabul edilen Beta HCG değerleri şöyledir:

  • 3 haftalık gebelik: 10 – 50 mlU/ml
  • 4 haftalık gebelik: 5 – 426 mlU/ml
  • 5 haftalık gebelik: 18 – 7.340 mlU/ml
  • 6 haftalık gebelik: 1.080 – 56.500 mlU/ml
  • 7 ila 8 haftalık gebelik: 7.650 – 229.000 mlU/ml
  • 9 ila 12 haftalık gebelik: 25.700 – 288.000 mlU/ml
  • 13 ila 16 haftalık gebelik: 13.300 – 254.000 mlU/ml
  • 17 ila 24 haftalık gebelik: 4.060 – 165.400 mlU/ml
  • 25 ila 40 haftalık gebelik: 3.640 – 117.000 mlU/ml

Elbette bu değerleri mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından değerlendirilmelidir. Değerlerde bir anormallik olması durumunda çeşitli şüpheler doğabilir ve doktorunuz sizden bazı ileri tetkikleri yaptırmanızı isteyebilir.

1 Haftalık Gebelikte Beta HCG Değeri

1 haftalık gebelikte beta hcg

Gebelik haftası hesaplaması, son adet döneminin ilk günü dikkate alınarak yapılır. Bu nedenle gebeliğin ilk haftası aslında teknik anlamda hamile olmadığınız bir dönemdir ve bundan kaynaklı olarak Beta HCG değerleri gebelik şüphesini doğuracak düzeyde olamaz. Henüz döllenmenin bile gerçekleşmediği bu dönemde B-HCG testi yapılması durumunda sonuç 0 – 10 mlU/mL arasında çıkacaktır.

Tıkla Öğren –> Detaylı ultrason

2 Haftalık Gebelikte Beta HCG Değeri

Aynı durumun 2 haftalık gebelikte de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Beta HCG değerleri döllenmenin meydana gelmesinin üzerinden 6 gün geçtikten sonra yükselmeye başlar. Bu süre gebeliğin 3 ila 4. haftasına tekabül edebileceğinden hamileliğin 2. haftasında da B-HCG değerleri gebeliği işaret edecek düzeyde olmaz. Bu hafta içerisinde de henüz rahimde gebelik ürünü yoktur.

Dış Gebelikte Beta HCG Değerleri

Dış gebelik tanısında Beta HCG değerleri çok büyük bir önem taşıyor. Sağlıklı bir gebelikte B-HCG değerleri 48 saatte bir % 65’e yakın bir oranda artış gösteriyor. En azından gebeliğin belirli bir dönemine dek bu artış düzenli bir şekilde gerçekleşiyor. Ancak dış gebelikte ilk aşamada Beta HCG değerleri yükseliyor olsa da 48 saatte bir değerin iki katına çıktığından söz edilemez. Bu gibi durumlarda dış gebelik şüphesi doğabiliyor. Ancak elbette dıi gebelik tanısı sadece bu değerlere bakılarak konmaz.

Kandaki Beta HCG değeri 1000 mlU/ml ila 2000 mlU/ml arasına ulaştığında ultrason yöntemi ile gebelik kesesinin kontrolü sağlanabilir. Fakat dış gebelikte gebelik kesesi rahim içine değil, farklı bir yere yerleşmiş olur. Bu yerin de % 95 gibi yüksek bir oranda fallop tüpleri olduğunu söyleyebiliriz. Bu durumda tedavi yöntemlerinin devreye girmesi gerekiyor.

Uygulanacak tedavi yöntemine bağlı olarak birkaç kez test yapılması ve kandaki B-HCG seviyesinin ölçülmesi gerekebilir. Dış gebelikte erken tanının hayati önem taşıdığına da değinmek gerekiyor. Bu nedenle daha önce dış gebelik yaşayanların Beta HCG değeri bir süreliğine kontrol edilebilir. Her ne kadar toplumda görülme sıklığı % 2 düzeyinde olsa da gebeliğe bağlı ölümlerin % 6’sının nedeni dış gebeliktir.

 

 

Konu ile alakalı farklı dış kaynaklar:
https://www.bebek.com/beta-hcg-degerleri/

 

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Yerleşme Kanaması

Yerleşme Kanaması (Üstüne Görme) Nedir?

Yerleşme kanaması döllenmenin meydana gelmesi durumunda embriyonun rahim içerisine yerleşmesi yani tutunması sırasında …

Prolaktin

Prolaktin (Süt Hormonu) Nedir? Kaç Olmalı?

Prolaktin beynin orta bölümünde yer alan hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Kısaca ‘PRL’ olarak …

Kolposkopi

Kolposkopi Nedir? Nasıl Yapılır?

Kolposkopi alt genital bölgenin detaylı bir incelemeden geçirilmesi için güçlü bir ışık kaynağı ve mercekler …