Kategori: Gebelik

Hamilelikte idrar rengi

Hamilelikte İdrar Rengi Nasıl Olmalıdır?

Hamilelikte idrar rengi: Gebelik süresi boyunca vücudun bazı tepkileri, sağlık durumunuz hakkında da size ipuçları verebilir. Özellikle gebelikteidrar rengi ve idrar renginin değişebilmesi, en çok merak edilen hususlar arasında yer alıyor. İdrar sadece gebelikte değil, her daim sağlık durumu hakkında ipuçları verebiliyor. Ancak elbette gebelik döneminde bu ipuçları çok daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle hamilelikte idrar rengi konusunda tüm anne adaylarının detaylı bilgi sahibi olması gerekiyor.

Kadınlar hamile olduklarını genellikle regl döneminin gecikmesi ile birlikte duyulan şüphe üzerine, evde idrar numunesi ile yapılan gebelik testleri ile öğrenirler. Ardından sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen ve kan numunesi ile yapılan gebelik testleri, gebeliğin netleştirilmesini sağlar. Artık hamilelikte idrar rengi anne aday tarafından gözlemlenmesinde fayda olacak konulardan biri haline gelir. Zira idrar rengindeki değişimlere bağlı olarak kimi zaman doktorunuz ile görüşmeniz de gerekebilir.

Öncelikle gebelikte idrar rengi hakkında genel bilgileri sizlere aktaralım. Hamile olmayan kişilerde idrara rengini veren, ürokom adlı bir maddedir. Bu madde idrarın gebelik dışında açık sarı renkte ya da soluk bir sarı tonunda olmasını sağlar. Gün içerisinde ideal oranda su tüketilmesi, idrarın renginin daha açık olmasını sağlarken yetersiz su tüketimi idrar renginin koyulaşmasına sebebiyet verir. Ancak gebelikte idrar rengi daha farklıdır ve daha koyu bir sarı tonunda olur.

Gebelik döneminde, özellikle ilk aylarda kadınların böbreklerinden süzülen kan miktarı 2 katına çıkabiliyor. Bu durum beraberinde gebelikte idrar rengi değişimini de getiriyor. Zira anne adaylarının hamile olmayan bir bireye nazaran yaklaşık 2 ila 3 katı tuvalete çıkma isteği duymasının, gebeliğin son dönemlerinde bu isteğin daha da artmasının nedeni budur. İdrarın renginde bir değişim meydana gelmesi ise mutlaka bir sağlık sorunu olduğu anlamına gelmez. Gebeliğin çeşitli dönemlerinde idrar renginde değişimler meydana gelebilir ve bu durum son derece normaldir.

İdrar Rengi Neden Koyulaşır?

İdrar rengi neden koyulaşır

Her kadında hamilelikte idrar rengi aynı olmaz. Çünkü idrarın rengi içilen su miktarından kullanılan ilaçlara ve tüketilen besinlere kadar pek çok faktörden etkilenir. Bu nedenle gebelik süresi boyunca idrar renginin her anne adayında aynı olması beklenemez. İdrarın renginin koyulaşmasının en yaygın nedeni vücudun susuz kalmasıdır. İdeal orandan daha az miktarda su tüketmek, hamilelikte idrar rengi koyulaşmasına neden olur. Bunun yanı sıra kullanılan bir ilaç ya da tüketilen bir gıda da aynı sonucu doğurabilir. Bu konuda endişe edilmesine gerek olmaz. Önemli olan idrarda kan olup olmamasıdır. Zira kadınların gebelik süreci boyunca, idrar renklerini kontrol etmeleri, idrarda kan olup olmadığının tespit edilebilmesi adına büyük önem taşıyor.

İdrar Renkleri Ne Anlama Gelir?

Hamilelikte idrar rengi ne anlama gelir

Gebelik süresi boyunca değişebilen hamilelikte idrar rengi ve anlamlarına detaylı bir şekilde göz atmanızı tavsiye ederiz.

Parlak Sarı Renkte İdrar

Gün içerisinde tüketilen gıdalarda bulunan vitaminler de hamilelikte idrar rengi değişimlerine neden olabilir. Şayet idrarınız parlak sarı ya da neon sarı renkteyse B2 vitamini içeren gıdaları biraz fazla tüketiyorsunuz demektir. Çünkü idrara bu rengi kazandıran riboflavin adı verilen maddedir. B2 vitamininde bulunan bu maddenin vücutta fazla olması, idrar renginin açık sarı tonlarında ve parlak olmasını beraberinde getirir. Elbette B grubu vitaminleri sağlıklı bir gebelik için büyük önem taşıyor. Ancak tüm vitamin ve mineralleri ideal oranda almanızda fayda olacak.

Çok Açık Sarı Renkte İdrar

Çok açık sarı renkte idrar

İdrar renginin şeffafa yakın düzeyde açık sarı olması 2 durumdan kaynaklanır. Bunların ilki çok fazla oranda su tüketimidir. Su dışında fazla oranda sıvı tüketimi de hamilelikte idrar rengi tonunun çok açık sarı olmasını beraberinde getirebilir. Bir diğer neden de karaciğer ile ilgili bir rahatsızlık olmasıdır. Bu durumda da idrarın rengi şeffafa yakın derecede açık sarı olabilir.

Altın Renginde Koyu Sarı Renkte İdrar

Öncelikle hamilelikte idrar rengi tonunun altın sarısı tonlarında olmasının yani biraz daha koyu sarı olmasının 3 farklı nedeninin bulunduğunu açıklayalım. Bunların ilki su tüketiminin az olmasıdır. Vücut susuz kaldığında idrar rengi de koyulaşır. Bir diğer neden gebelikte B vitamini yönünden zengin besinlerin fazla tüketilmiş olmasıdır. B1, B2 ya da B12 gibi vitaminlerin vücuda fazla girmiş olması halinde hamilelikte idrar rengi bu yönde bir değişim gösterir. Üçüncü neden ise vücuttaki laktasif maddelerin vücutta fazla oranda bulunmasıdır.

Turuncu Renkte İdrar

Turuncu renk, hamilelikte idrar rengi konusunda anne adaylarını endişelendiren bir renk tonu olabiliyor. İdrarın renginin turuncu olması havuç gibi idrara rengini veren gıdaları fazla tüketmenizden kaynaklanabileceği gibi kullandığınız bazı ilaçlar da olabilir. Aynı zamanda az önce de değindiğiniz laktasif maddenin fazla olması da kimi zaman idrarın turuncu renkte olmasını beraberinde getirebilir.

Mavi ve Yeşil Renkte İdrar

Mavi ve yeşil renkte hamilelikte idrar rengi

Boya içeren gıdaların tüketilmesi, metilen mavisi içeren ilaçların alınması hamilelikte idrar rengi tonlarının mavi ya da yeşil olmasına sebebiyet verebiliyor. Bu gibi durumlarda endişe edilmesine gerek olmaz. Ancak mavi ya da yeşil idrar, gebelikte idrar yolu enfeksiyonlarının belirtisi de olabiliyor. İşte bu nedenle mutlaka doktorunuza bu konuda bilgi vermeniz gerekiyor. Böyle bir durumda rutin kontrol gününün gelmesini beklemeyin. Mutlaka randevu alın ve hamilelikte idrar rengi tonunun yeşil veya mavi olduğu konusunda doktorunuza bilgi verin.

Kırmızı ya da Pembe Renkte İdrar

Kırmızı ya da pembe renkler, hamilelikte idrar rengi konusunda en çok endişe veren tonlar oluyor. Öncelikle bu renklerin her daim bir sağlık sorunu belirtisi olmayabileceğini bilmenizde fayda var. Pancar ya da benzeri gıdaların fazla tüketilmiş olması idrar renginin pembe ya da kırmızı olmasına neden olabilir. Ancak bununla birlikte idrar yolu enfeksiyonu, kist, iyi ya da kötü huylu tümör oluşumu gibi ciddi bir sağlık sorunu olduğu anlamına da gelebilir. Bu nedenle mutlaka idrarınızın rengi kırmızı veya pembe olduğunda doktorunuza bilgi vermelisiniz. Çünkü maalesef idrar ile birlikte hafif kanama olması da idrarın renginin değişmesine neden olabiliyor.

Hamilelik Döneminde İdrarda Kan Görülmesi

Gebelik döneminde idrarda kan görülmesi, kesinlikle ciddiye alınması gereken bir durumdur. Kist ya da tümör gibi oluşumlar, böbreklerde taş oluşması gibi durumlar, idrarda kan görülmesine neden olabilir. Zira hamilelikte idrar rengi gözleminin tüm anne adayları tarafından yapılması, bu nedenle tavsiye ediliyor. Elbette yapılması gereken derhal doktorunuza bilgi vermenizdir. Böyle bir durumda rutin kontrol gününü beklemeyin ve hemen randevunuzu alarak doktorunuzu konuyla ilgili bilgilendirin.

Hamilelikte İdrar Rengi Nasıl Olmalı?

Gebelikte idrar rengi nasıl olmalıdır

Anne adayları için hamilelikte idrar rengi nasıl olmalı sorusu da önem taşıyor. İdeal olan, çok açık olmamakla birlikte açık sarı tonlarıdır. Ancak daha önce de değindiğimiz gibi tüketilen gıdalar, alınan ilaçlar, vücuda giren vitaminler ve su tüketim miktarı idrar renginde değişime neden olabildiği için ideal tonda idrarı gebelik süresinde görmeyebilirsiniz. Önemli olan idrar rengi hangi tonda olduğunda doktorunuza bilgi vermeniz gerektiğidir. Böylelikle herhangi bir sağlık sorunu olup olmadığı konusunda gerekli muayene ve tetkiklerin bir an önce yapılmasını sağlamış olursunuz.

 

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Mol gebelik nedir

Hamilelikte sigara içmenin zararları

Bebeğin cinsiyeti nasıl belirlenir

Gebelik ve ikili tarama testi

Hamilelik Belirtileri nelerdir

 

Konu ile alakalı yabancı kaynak:

https://bit.ly/2pV83F1

 

Hamilelik ile ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Mol Gebelik

Mol Gebelik (Üzüm Gebelik) Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Mol gebelik halk arasında üzüm gebeliği olarak da bilinen ve oldukça nadir görülen bir kadın hastalığıdır. Mol gebeliği nedenleri hakkında net olarak veriler olmasa genetik faktörlerin hastalığın oluşmasında önemli rol oynadığı düşünülmektedir

Mol gebeliği hastalığında döllenme sırasında genetik bir aksaklık meydana gelir ve bu durumun sonucunda da rahim içinde anormal dokular oluşur. Normal seyrinde devam eden döllenme sonrasında trofoblast hücreleri, sağlıklı bir plesanta oluşturur. Ancak mol gebeliği meydana geldiğinde plasenta tıpkı açık üzüm salkımı gibi bir doku yığınına dönüşür ve gebelik esnasında rahimden üzüm tanesine benzer parçalar düşer.

Mol gebelikte beta hcg değeri nedir?

Mol gebelik çeşitleri tam mol gebelik ve kısmi mol gebeliği olmak üzere 2 türde ele alınır. Tam molar gebelik meydana geldiğinde plasental doku normaldir ve ultrasonda sıvı dolu şişkin kitleler görünür ancak fetal oluşumu söz konusu değildir. Tam mol gebeliğinde bizi en iyi ön tanı koyamaya yönlendiren şey ultrason görüntüleridir. Ultrasonda gebelik kesesi görünmez ancak rahim inde kar yağı görüntüsü denen su keseciklerinin oluşturduğu alışılagelmişin dışında bir manzara görülür. Gebelik kesesi görünmemesine rağmen hastanın betaHCG değerleri 100 bin üzerindedir.

Kısmi molar gebelikte ise normal plasenta dokusu görünür ve anormal bir görünümden bahsedilemez. Ultrason muayenesinde gebelik kesesi göründüğünden dolayı normal gebelik ile karıştırılabilmektedir. Mol gebeliği şüphesi var ise plasentanın detaylı biçimde incelenmesi gerekir. BetaHCG değerleri de tam mol gebeliği kadar yüksek olmayabilir.  Bu nedenle tam mol gebelik teşhisi, kısmi molar gebeliğe göre çok daha kolay olmaktadır. Mol gebeliğin en belirgin özelliği ciddi kanamalara neden olmasıdır. Mol gebeliğin kesin tanısı sadece patoloji ile mümkündür.

Mol gebelik (Üzüm Gebelik) belirtileri nelerdir?

Üzüm gebelik belirtileri nelerdir

Molar gebelikte düşük en sık karşımıza çıkan semptomdur. Ancak gebeliğe dair materyallerin fazla olmasından dolayı zaman geçirilmeden hastanın kürtaja alınması gerekir. Fetüs oluşumu olabilir, ancak fetus hayatta kalamaz ve genellikle hamileliğin erken döneminde düşük meydana gelir. Düşük olayı gerçek bir düşük değildir. Kanama ile meydana gelen düşük, esasında büyüyüp genişlemiş ve üzüm salkımı halini almış hücrelerin dökülmesidir.

Normal bir döllenmede yumurta hücresinin içine sadece bir sperm hücresi girer ve hücre kendini kapatır.  Anormal bir gebelik şekli olan molar gebelikte oosit adını verdiğimiz yumurta hücresinin içerisine birden çok sperm hücresi girmiş haldedir. Oosit içinde birden fazla sperm olması durumunda her spermin 23 kromozom olan genetik bilgileri, yumurta hücresinin çekirdeği içerisinde birleşir. Sonuç olarak da yumurta hücresinin kendine ait genetik bilgileri yok olur. Normal insanın kromozom sayısı 46’dır. Parsiyel (kısmi) Mol gebelikte her ne kadar fetüs oluşmuş olsa da bebekte 69 kromozom vardır. Bu da bebeğin yaşama şansının olmadığı anlamına gelir.

Hamilelikte kanama yaşayan ve bu nedenle doktora başvuran kadınlar, şikayetlerini anlatırken üzüm tanesine benzer damlalar halinde kanama yaşadıklarını dile getirirler. Tasvir edilen bu kanama mol veziküllerinin rahim dışına atılmasından kaynaklanan bir kanamadır ve bazen hafif bazen de çok şiddetli olabilmektedir.

Mol gebelik tanısı kesinleştiğinde acilen gebelikle ilgili materyallerinin tamamen tahliye edilmesi gerekir. Tahliye sonrasında betaHCG değerlerinin takip edilmesi gerekir. Hormon seviyesinin hızla düşmesi oldukça önemlidir. Molar gebelik tahliyesi sonrasında betaHCG değerlerinde düşüş olmaması akla ilk olarak kanserleşmeyi getirir ve hayati risk taşır. Hormon seviyesi düşmeyen hastalara acilen akciğer grafisi çekilmesi de oldukça önemlidir.

Çünkü üzüm gebeliği kanser ile ilişki bir hastalıktır ve bazı hastalarda molar gebelik sonrası kanser görülebilir. Mol gebelik sonrası Gestasyonel trofoblastik neoplazi (GTN) adı verilen bir kanser türü ortaya çıkabilir. Gestasyonel trofoblastik tümör hızlı ilerleyen bir hastalıktır ve vajen ile akciğere metastaz yani sıçrama yapması da olasıdır. Bu nedenle akciğer grafisi ile ön tanı konularak gerekli erken tedaviye başlanmalıdır.

Gestasyonel trofoblastik neoplazi (GTN) nedir?

Gestasyonel Trofoblastik Neoplaszi Nedir

Bazı mol gebeliği başkalaşım geçirerek Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi (GTN) hastalığı da denen bir kansere dönüşebilir. Gestasyonel Trofoblastik Neoplazi, vücudun farklı organ ve dokularına yayılabilen veya rahim içerisinde tekrarlayabilen kötü huylu bir hastalıktır. Bu nedenle mol gebelik teşhisi alan bir hastanın sıkı takibe alınması şarttır. Mol gebeliğin tekrarlama riskinden dolayı hasta sık sık kontrol edilmeli ve en az 1 yıl boyunca gebelikten korunması için gerekli tedbirleri alması sağlanmalıdır. Bu süreçte korunma için en çok kullanılan yöntem doğum kontrol hapı olsa da sizin için en doğru kararı hekimiz verecektir. Her 3 ayda bir hasta jinekolojik muayene, ultrason ve gerekli tüm kan testleri ile kontrol edilir ve hastalığın nüks yapıp yapmadığı değerlendirilir.

Gestasyonel trofoblastik neoplazi (GTN) tedavisi nedir?

Mol gebelik sonrası yapılan test ve diğer tanı yöntemleri Gestasyonel trofoblastik neoplaziyi işaret ediyorsa tüm vücut görüntüleme yöntemleri ile taranır. Bir yaylım söz konusu ise ya da değilse buna göre tedavi planlaması yapılır. Hastalığın şiddetine göre hastaya kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanabilir. Gestasyonel trofoblastik neoplazi kanser tedavisi oldukça başarılı sonuçlar vermektedir.

Mol gebelik tedavisi mümkün müdür?

Mol gebelik tedavisi mümkün müdür

Mol gebelikte doğum olayı söz konusu değildir. Hastalık tespit edilir edilmez acilen kürtaj yapılarak rahim temizlenir. Molar gebelik tedavi sonrası dahi tam anlamı ile sona ermez. Bu nedenle hastanın değerleri 1 yıl boyunca takip edilmelidir.

Mol gebelikten sonra ne zaman hamile kalınır?

Mol gebelik sonrası hamilelik için hekimler hastanın en az 1 yıl boyunca doğum kontrol yöntemlerini kullanmasını önermektedir. Kısa sürede yeniden gebelik oluşması üzüm gebeliği nüksünü arttıracağından dolayı belirtilen süreye uyulması önemlidir.

Mol gebelik kaçıncı haftada belli olur?

Mol gebeliği döllenmeden birkaç hafta sonra fark edilebilen bir hastalıktır. BetaHCG değerlerinin normalden fazla olması akla çoğul gebeliği ya da mol gebeliğini getirir. Ultrason ile yapılan incelemede görüntüden tanı konabilir. Doktor mol gebelikten şüpheleniyorsa patolojiye gönderilmek üzere biyopsi almak isteyecektir.

 

 

Konu ile alakalı benzer makalelerimiz:
Hamilelikte Sigara ve Zararları

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalı

Cinsiyet Belirleme Nasıl Yapılır

Rahim Ağzında Yara Neden Olur

 

Konu ile alakalı yabancı kaynak:
https://mayocl.in/2NJnj29

Mol Gebelik ile ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Hamilelikte sigara

Hamilelikte Sigara İçmenin Zararları

Hamilelikte sigara içmek bebeği birçok yönden olumsuz etkiler. Sigara bağımlısı olan kadınların ortalama %50-70’i hamilelik süresince de sigara içmeye devam eder. Hamilelikte sigara kullanımı ciddi bir sorundur ve geri dönüşü olmayan gebelik komplikasyonlarına neden olabilmektedir.

Hamilelikte sigara tüketimi, anneden doğruca bebeğe geçer. Sigaranın içinde bulunan nikotin, zift, karbon monoksit gibi maddeler üst solunum yollarından bronşlara geçerek kana karışır. Kandaki zararlı maddeler solunum sistemi başta olmak üzere kalp ve damar sistemi ile birlikte tüm organlara zarar verir.

Hamilelikte sigara içmek bebeği nasıl etkiler

Hamilelikte sigara içmek bebeği nasıl etkiler

Anne karnındaki bir bebek göbek kordonu aracılığıyla annesinden kan alışverişi yapar. Yani sigaranın zararlı etkilerinin hızla kana karışması, zehrin direkt olarak bebeğe geçmesi anlamına gelir.

Sigaranın içinde yer alan nikotin, kuvvetli damar büzme özelliği olan bir maddedir. Bu durumda rahime giden kan akışlı yavaşlar. Karbon monoksit ise bebeğin hücrelerine zarar vererek fetüste gelişim geriliğine neden olur. Karbon monoksit aynı zamanda kanın yetersiz oksijen taşımasına neden olur. Kandaki oksijen oranının azalması bebeğe yeterli oksijen taşınmasına mani olduğu gibi gerekli besin maddelerinin bebeğe geçmesine de engel olur.

Nikotinin bebeğe giden kan akışına engel olması bebeğin oksijensiz kalmasına neden olur. Aynı zamanda anne adayının sigara içmesi dış gebelik, düşük ve ölüm doğum gibi olumsuz sonuçlara neden olabilmektedir.

Hamilelikte sigara içmek, bebeğin içinde yer aldığı plasentanın sağlığının bozulmasına da sebep olarak bebekte gelişim bozukluklarına da yol açabilmektedir. Sigaradan dolayı erken doğumların yaşanması da bebeğin akciğerlerin yeteri kadar gelişmemiş olmasından dolayı bebekte solunum sorunları yaşanmasına sebebiyet verebilmektedir.

Bebeğin akciğerlerinin gelişmemesi beşik ölümü de denen ani bebek ölümlerine neden olabilmektedir. Hamilelik sırasında sigara içmek bebeğin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riskini arttırır. Sigara içen annelerin çocukları solunum yolu ve kulak enfeksiyonları ile birlikte astım olasılığı da artmış olarak dünyaya gelir. Anne karnında sigaraya maruz kalan çocuklar, ilerleyen yıllarda öğrenme güçlükleri ile birlikte dikkat ve davranış bozuklukları gibi sorunlar da yaşayabilirler.

Sigara içen hamileler nasıl beslenmeli?

Sigara içen hamileler nasıl beslenmeli

Sigaranın zararlarını önlemenin en etkin yolu sigarayı bırakmaktır. Sigarayı bırakamayan kişilerin de sağlıklı beslenerek sigaranın zararlarını azaltmasına dair birçok kanı olsa da bu aslında pek de mümkün değildir. Sigaranın içindeki kimyasalların bedene verdiği zararı azaltacak bir besin yoktur ancak sağlıklı beslenerek bağışıklık sistemini güçlü tutmaya çalışmak, sigaranın vücuda vereceği zararların bağışıklık sistemi tarafından azaltılmasına yardımcı olabilir. Ancak yine tekrarlamak gerekir ki sigaranın zararlı etkilerini tamamen yok etmekten geçer.

Sigara içen hamilelerin beslenme düzeni normalin daha üstünde olmalıdır. Bunun için doktorunuzun size vereceği vitamin takviyeleri ve beslenme düzenine uymanız oldukça önemlidir.

Hamilelikte sigara ne zaman bırakılmalı

Hamilelikte sigara ne zaman bırakılmalı

Kadının yakın zamanda hamile kalma planı varsa en kısa sürede sigarayı bırakması son derece önemlidir. Sigarayı gebe kalmayı planlanmadan en az 3 ay önce bırakmak gerekir. Bu 3 aylık süreçte sigaranın bedene verdiği zarar az da olsa temizlenmiş olur. Kandaki oksijen miktarının artması da kadının gebe kalmasını kolaylaştırır. Sigara kullanmanın, gebelik şansını yüzde 40 oranında azalttığı bilinmektedir. Baba adaylarının da çocuk sahibi olmadan önce sigarayı bırakması, sperm kalitesinin artmasını sağlayarak embriyonun daha sağlıklı döllenmesini sağlar. Hamilelikte sigarayı bırakma aslında tek taraflı değildir ve baba adayının da sigarayı bırakması, anne adayını pasif içicilik maruziyetinden kurtulması açısından büyük önem taşır.

Hamilelikte sigara içen kadınların bebeklerinde ya da gebeliklerinde sağlık sorunları meydana gelir. Bunun için sigarayı bırakmak en çok önerdiğimiz şeydir. Ancak sigarayı bırakamıyorsanız, sigara kullanımını minimuma indirmenizi gerekir.

Hamileyken sigara içmek erken doğum riskini artırıyor

Hamileyken sigara içmek erken doğum riskini arttırıyor

Sigara içmek düşük riskini artıran en bilindik nedenlerdir. Sigara kullanımının düşük riskini yüzde 39, dış gebelik riskini yüzde 27, kısırlık riskini yüzde 22, erken menopoz riskini ise yüzde 17 oranında arttırdığı bilinmektedir.

Hacettepe Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırmaya göre tütün ve tütün mamülleri kullanana kadınların yüzde 13’ün kısırlık (interfilite) tespit edilmiştir. Aynı zamanda baba adayının da günlük sigara kullanımına göre sperm yoğunluğu ve kalitesi de düşmektedir.

Sigara içmek doğurganlık kapasitesi azaltır. Gebelikte sigara, nargile, pipo ve tüm tütün mamullerine maruz kalmak gebelik şansını 2 ila 3 kat azaltmaktadır. Hem anne hem de babanın sigara kullanıyor olması, döllenmenin daha zor gerçekleşmesine neden olur.

Bir kadının gebelikte sigara kullanması ve yumurtlama kapasitesinin düşmesi ile birlikte östrojen hormonunun da düşmesine neden olur. Sigara aynı zamanda yumurtanın tüplerden rahme taşınması sürecini zorlaştırır.

Hamilelikte sigara kullanımı yumurta hücrelerinin kromozomal bozukluklarına neden olmaktadır. Bu da düşük ya da fetüste kalıtımsal sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Rahim ağzını kapsayan ve kadının gebeliğe daha elverişli hale gelmesine olanak sağlayan mukus da sigaradan olumsuz etkilenir ve sperm geçirgenliğini arttırır.

Gebelikte sigara kullanımı ve tüp bebek arasındaki ilişki incelendiğinde de sigara kullanan anne adaylarının tedaviye daha zor yanıt verdikleri ortaya çıkmıştır. Tüp bebek tedavisi ile elde edilen embriyonun rahme yerleştirildikten sonra düşük ile sonuçlanması, sigara kullanan anne adaylarından daha fazla görülür. Yine baba adaylarının da sperm hareketliliğin azalması ya da sperm hücrelerinde şekil bozukluğu görülmesi de sigara ile doğrudan bağlantılıdır.

Gebelik sırasında rahme kan akışının sağlanamaması, fetüsün özellikle de akciğerlerinin gelişememesi gibi nedenlerle gebelikte sigara kullanımına bağlı erken doğumlar meydana gelmektedir. Bu nedenle hamilelikte sigara kullanımı bırakılmalı mümkün ise gebe kalmayı planlama aşamasında iken sigara içimine tamamen son verilmelidir.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalı?
Cinsiyet Belirleme
İkili Tarama testi

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://bit.ly/2ER80iy

Detaylı bilgi için İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bulunan Kürtaj merkezimizi arayabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

Hamilelikte Beslenme

Hamilelikte Beslenme Nasıl Olmalı?

Hamilelikte beslenme, gebelik sürecinin en tartışmalı ve en önemli konularından biridir. Ülkemizde hamilelik öncesi ve hamilelik döneminde yetersiz ve dengesiz beslenme, anne ve bebek ölümlerinde önemli bir yere sahiptir.

Her sene ortalama 1 milyon 400 bin doğum gerçekleşir ancak bu doğumların bazıları ölü doğumdur. Bazen de bebek dünyaya geldikten sonra yaşamını yitire bilmektedir. Bebek ölümlerinin en bilindik nedenleri arasında hamilelikte beslenme ilişkisi bulunur.

Hamilelikten önce beslenmesine dikkat etmeyen kadınların hamilelik sırasında yaşayacakları değişimlere göre beslenme düzenlerini ve alışkanlıklarını değiştirmeleri gerekir.

Bebeğin anne karnındaki gelişimi, büyümesi annenin beslenmesi ile doğrudan bağlantılıdır. Hamile olduğunuzu öğrendiğiniz anda değil hamile kalmaya karar verdiğiniz anda sağlıklı beslenmeye başlamanız sağlıklı bir gebelik için de bebeğinizin daha sağlıklı olmasını sağlayabilmek için de son derece önemlidir.

Hamilelikte En Çok Ne Yemeli

Hamilelikte en çok ne yenmeli

Hamilelik ve beslenme arasındaki ilişki öylesine kuvvetlidir ki alınan gıdaların kalitesi dahi bebeğin sağlığını doğrudan etkiler. Hamilelikte beslenme için 5 ana besin grubundan da faydalanmak gerekir. Taze sebze ve meyvelerden zengin bir beslenme ve sağlıklı bir gebelik hem de sağlıklı bir fetüs için gereklidir. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek özellikle de hamileliğin ilk aylarında sık yaşanan mide bulantısı şikayetlerini azaltmaya da yardımcı olacaktır. Ancak çiğ olarak tüketilen sebze ve meyvelerin özenle yıkanmasına dikkat edilmelidir.

Ekmek, kahvaltılık gevrekler, pirinç, bulgur ve makarna gibi ürünlerin bulunduğu tahıl grubu da hamilelik ve beslenme ikilisinde önemli yere sahiptir. Özellikle beyaz ekmek yerine tam buğdaydan yapılmış ekmekler tüketilmelidir. Et, balık ve tavuk gibi et grubu ürünleri de hamilelikte beslenme listesinde eklenmelidir. Etlerin mutlaka çok iyi pişirilmesi gerekir. Bu şekilde metabolizmanın ihtiyaç duyduğu protein ve diğer hayvansal gıdalardan alınabilecek besinler karşılanmış olur. Süt ve süt ürünleri de hamilelik ve beslenme konusunun en önemli konularından biridir. Anne adayının hamilelik boyunca süt, peynir, yoğurt gibi kalsiyumdan zengin gıdaları beslenme listesine eklemesi büyük önem taşır.

Hamilelikte Beslenme Hafta Hafta

Bebeğiniz, anne karnında geçirdiği tüm süre boyunca ve emzirme süresi tamamlanıncaya kadar sizin yediklerinizden beslenir. Bu nedenle de gerek hamilelik boyunca gerekse de emzirme süresi boyunca kendinize vitamin, mineral ve proteinden zengin bir menü hazırlamalısınız. Bu doğrultuda bedeninizin ve bebeğinizin ihtiyacına göre doktorunuzun da tavsiyelerine uymanız çok önemlidir. Hamilelikte beslenme konusunda sizi en doğru yönlendirecek olan kişinin doktorunuz olduğunu da unutmamalısınız.

Hamileyken Ne Yemeli Ne Yememeli?

hamilelikte beslenme nasıl olmalı

  • Hamilelikte beslenme son derece hassas bir konudur. Doktorunuz size hamilelikte beslenme programı dahilinde neler yemeli ya da neler yememeli olduğunuzu söyleyecektir. Gebelik süresi boyunca sebze ve meyve ağırlıklı beslenmek ve mümkün olduğunca şekerli, aşırı tuzlu ya da işlem görmüş ürünlerden uzak durmak gerekir.
  • Hamilelik boyunca çay ve kahve tüketimi olabildiğince azaltılmalı mümkünse de hiç kullanılmamalıdır. Hamilelikte kafeinli içecekler yerine ayran ve taze sıkılmış meyve suları hem sizin hem de bebeğinizin sağlığı için çok daha faydalıdır.
  • Sebze ve meyveleri eğer çiğ olarak tüketecekseniz, öncesinde mutlaka ama mutlaka bol suyla iyice ovularak yıkamanız gerekir. Ancak burada belirtmek gerekir ki anne adaylarının hazır meyve sularından da uzak durmaları şeker dengesinin korunması için büyük önem taşır.
  • Konserveler, salamura (turşu, salamura zeytin vs.) ve bekletilmiş gıdalar daha az tüketilmelidir. Ancak zeytin herkes gibi anne adayları için de sağlıklı bir meyvedir ve tüketilmeden önce 1 gece suda bekleterek fazla tuzundan arındırabilir ve bu şekilde beslenme listenize dahil edebilirsiniz.
  • Salata ve yemeklerde mümkün olduğunda margarin, ayçiçek yağı gibi yağlar yerine tereyağı ve zeytinyağı tercih edilmelidir.
  • Paketli her ürün sadece gebelikte değil her zaman sağlığa zararlı katkı maddeleri içerebilir. Bu nedenle hamilelikte beslenme listesinde hiçbir şekilde hazır, paketli ve koruyucu katkı maddesi içeren gıdalar yer almamalıdır.
  • Haftanın 4 günü, günde 1 kez beyaz et tüketilmesi önemlidir. Tavuk ve balık tercihi, mümkün olduğunca en tazesinden ve en doğalından seçilmelidir. Beyaz et grubunda mevsim balıkları tercih etmek bu nedenle çok daha güvenilirdir.
  • Haftanın 1 ya da 2 günü kırmızı et yemeniz gerekir. Ancak kırmızı etin, olası bir bakteri hastalığına karşın çok çok iyi pişmiş olması tavsiye edilir.
  • Saf beyaz ekmek yerine tam tahıllı ekmek tercih edilmelidir. Buğdayın içeriğindeki tüm maddeler sindirimi kolaylaştırmanın yanı sıra özellikle buğdayın kalbi olarak bilinen rüşeymin hem size hem de bebeğinizin beyin sağlığının gelişmesine büyük faydaları vardır.
  • Hamilelik ve beslenme tarzı anneyi yormayacak şekilde olmalıdır. Öğünler azar azar, sık sık ve bol çeşitli olmalıdır. Örneğin sabah ile öğle arasında kuruyemiş yenildiyse öğle ile ikindi arasında mevsim meyveleri tüketilmelidir. Bu sayede hem mide bulantısı azalacaktır hem de ani şeker ya da tansiyon düşmesi gibi sorunlar da ortadan kalkacaktır.
  • Rafine şeker mümkün olduğunca az tüketilmemelidir.
  • Kola, gazoz gibi gazlı ve şekerli içecekler azaltılmalı mümkünse de hiç içilmemelidir.
  • Kızartma mide bulantısı, mide yanması ya da mide ekşimesi gibi sorunlara neden olacağında daha çok haşlama ya da tencere/fırın yemekleri tercih edilmelidir.

Hamilelikte Bebeğin Zeka Gelişimi İçin Ne Yemeli

Hamilelikte bebeğin zeka gelişimi için ne yenmeli

Bebeğin zekâ gelişimi 1 aylıkken başlar. Özellikle gebeliğin 1. ve 3. Ayları oldukça önemlidir. Bebeğin beden ve zekâ gelişimi için folik asit, demir, çinko, iyot, vitamin B, omega 3 ve 6 yağ asitleri gibi önemli mineral ve vitaminler gerekir.

Hamilelik boyunca kilo alımı kontrollü şekilde olmalıdır. Tüm hamilelik boyunca alınan kilo ortalama 12-15 kilo civarında olmalıdır. Gebeliğin ilk haftalarında kilo verme normal karşılanır ve bunun nedeni sürekli kusma şikayetlerinin yaşanmasıdır. 16. haftadan sonra bulantı ve kusma azalarak ortadan kaybolur ve anne adayı kilo almaya başlar. Bulantı geçtikten sonra yeme olayı artar ve 16 ile 24 hafta arası aslında en çok kilo alınan dönemdir.

Hamilelikte beslenme ve ideal kilo alımı ilk 12 haftada hamile kalmadan önceki kilo ile aynıdır. 12. haftadan sonra da her ay ortalama 1.5 -2 kilo alınması hamileliğin ideal kilosu için yeterli olmaktadır.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:
Bebeğin cinsiyeti nasıl belirlenir?
Gebelik ve ikili tarama testi
Gebelik esnasında kanama

Konu ile alakalı dış kaynaklar:
https://bit.ly/2ksfYY2

Detaylı bilgi için İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bulunan Kürtaj merkezimizi arayabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

Cinsiyet belirleme

Cinsiyet Belirleme Nedir? Nasıl Yapılır?

Cinsiyet belirleme için son yıllarda ortaya sıkça iddialar atılmaktadır. Kimi kadın, Çin takvimi ile hamile kalmak ve bebeğinin cinsiyetini belirlemek ister kimi kadın ise hamilelikte yedikleri ile bebeğim cinsiyetini kendisi belirlemeye çalışır. Bilimsellikten uzak bu yöntemler hakkında detaylı bilgi sahibi olmak isteyenler için özel bir yazı hazırladık.

Cinsiyet Belirleme Nasıl Yapılır?

Cinsiyet belirme öncesinde bebeğin cinsiyetinin ne zaman belli olduğu bilinmelidir. Cinsiyet yumurta ile sperm hücresinin birleşerek döllendiği anda aslında genetik olarak belli olur. Erkeğin ve kadının cinsel organları aynı yapıdadır ve 7. haftaya kadar görünümleri farklı olmadığı için ayrım yapılması mümkün olmaz. Gebeliğin 9. ve 10. haftasında hormonlar ve reseptörler cinsel organda görünüm ve şekil farklılığını meydana getirir. Böylece kız ve erkek cinsiyeti belli olmaya başlar.

Ancak cinsel organlar, halen daha ultrasonda tespit edilecek büyüklüğe ulaşamadığından dolayı bebeğin cinsiyeti öğrenmek için 12 ya da 13. haftayı beklemek hatta net şekilde ayrım yapabilmek için 16. hafta ve sonrasını beklemek gerekir. Bebeğin anne karnındaki duruşu da cinsiyet belirleme yapılabilmesi için önem taşır.

Ultrasonografi ile cinsiyet belirlemenin yanı sıra bazı durumlarda amniyosentez (anne karnından amnion suyu alınması), koryonvillus biyopsisi ya da kordosentez gibi türlü yöntemlerle de anne karnındaki bebeğin cinsiyeti tespit edilebilmektedir. Bu yöntemler bebeğin kromozom yapısını incelemeye dayalıdır. Ancak fetüste bir hastalıktan şüphelenilmiyorsa bu yöntemlerden hiçbirine başvurulamaz. Kromozom hastalıkları gibi gebelik anomalisi şüphesi varsa bu tetkiklere başvurulur ve test sırasında cinsiyet belirlemesi de yapılabilir.

Bunun dışında cinsiyet belirleme testleri kullanımı oldukça fazladır Bu testler etik tartışmalara neden olan testlerdir ve oldukça tartışmalı konulara zemin hazırlamaktadır. Bu tartışmaların en büyük nedeni ebeveynlerin istemedikleri cinsiyette olan bebekleri aldırmak için kürtaj olmaya başvurmalarıdır. Cinsiyet belirleme testlerinin doğruluk payı %80’e yakın orandadır ve bu nedenle de cinsiyet öğrenme sonrası kürtaja karar verme daha fazla görülebilmektedir.

Cinsiyet Belirleme Yasal mıdır?

Cinsiyet belirleme yasalmıdır

Bebeğin ultrasonda cinsiyeti göründüğünde doktorun anne babayı bebeğin cinsiyeti hakkında bilgilendirmesi yasaldır ve bunda hiçbir sorun yoktur. Cinsiyet belirleme isteği oldukça eskiye dayanan bir olgudur ve eskiden kalma birçok yöntem halen daha gebeliğin erken haftalarında cinsiyet belirleme için kullanılmaktadır.

Halk arasında oldukça fazla yöntemle bebeğin cinsiyetini öğrenme hurafeleri vardır ve halen daha yaygın sıklıkta kullanıldığı bilinmektedir.

Cinsiyet belirleme yöntemleri arasında en popüler yöntemler biyolojik takvim ve Çin takvimi yöntemleridir. Biyolojik takvim yöntemi ile bebeğin cinsiyetin belirlenmesi inancına göre kadın ve erkeğin kız ya da erkek çocuk sahibi olmak için farklı dönemleri vardır ve bu takvime göre cinsel birliktelik yaşanır. Biyolojik takvim ile cinsiyetin belirlenmesi için esas alınan nokta anne ve babanın doğum tarihleridir ve tarihler üzerinden hesaplamalar yapılır.

Çin takvimi yöntemi ile hamile kalmak içinse kadının hamile kalacağı aya ve de yaşına göre cinsiyet tahmini yapan bir çizelge vardır. Cinsel birliktelik bu çizelgeye göre yaşanır.

Bebeğin cinsiyetini belirleme yöntemleri ancak ve ancak süresi geldiğinde doktorunuzun size söylemesi ile yasal olur. Aynı zamanda gerek biyolojik takvim gerekse de Çin takvimi hiçbir bilimselliği dayanmaz. Cinsiyet belirleme bilimsel veriler ışığında açıklanacak olursa bir bebeğin kız ya da erkek olma ihtimali %50-%50’dir ve bu doğa kanunları gereği belli bir zamana kadar bilinemez.

Cinsiyet Belirleme Tıbben Mümkün müdür?

Cinsiyet belirleme tıbben mümkünmüdür

Fetüsün cinsiyeti sperm hücreleri tarafından belirlenir ve dolayısıyla da belirleyici olan etken babadır. Tüp bebekte cinsiyet belirlemesi yapılması mümkündür ancak cinsiyet ile geçen bir kalıtımsal bozukluk gibi tıbbi gerekçeler gerekir. Geleneksel yöntemlerin dışında cinsiyet belirmeye dair herhangi bir işlem ülkemizde henüz yapılmamaktadır. Dünyada bu konuya dair çalışmalar yapılıyor olsa da ortak bir kanı vardır ki bir bebeğin cinsiyetinin belirlenmesi anne ve babaya bırakıldığında kısa süre içinde yeryüzünde cinsiyet eşitsizliği meydana gelecektir.


Selnas Yöntemi (Babychoice yöntemi)

İsviçre’de 1997 yılından bu yana kullanılan yöntemin temelinde yumurta hücresinin reseptörlerindeki elektriksel çekim gücü vardır. Bu çekim gücünün bazı dönemlerinde X ( kız ), bazı dönemlerinde ise Y ( erkek ) kromozomu ile döllenmeyi kabul ettiği varsayılır. Bu da annenin biyolojik saatinin sık sık değiştiğini gösterir.

Bebeklerinin cinsiyetini belirlemek isteyen çiftler bu laboratuvara kan ve bazı verilerini gönderirler. Laboratuvarda yapılan testler sonucunda çifte özel bir takvim hazırlanır ve bu tarihlerde ilişkiye girilmesi gerekir.

Yöntem uygulanırken yumurta ya da sperm hücresine dışarıdan ya da içeriden bir müdahale yapılması söz konusu değildir ve yöntemin yüzde 90 başarılı olduğu iddia edilmektedir. Ancak bu yöntem de etiklik açısından son derece tartışmalıdır.

 Shettles Metodu

Bu yöntem belki de cinsiyetin belirlenmesi için en kolay yöntemdir.  Shettles metodu ile yumurtlama günü hesaplanır ve ilişki tarihi yumurtlama gününe göre hesaplanır.

Yönteme göre Y kromozomu (erkek) taşıyan sperm hücreleri, X kromozomu (kız) taşıyan sperm hücrelerine göre daha hızlıdır ve Y kromozumu, X kromozumuna göre daha az yaşar.

Yöntem ilişkiye yumurtlama gününden sonra girildiğinde, daha hızlı olan Y kromozomlu sperm ile yumurta hücresinin döllenme ihtimali daha yüksektir yani bebeğin cinsiyetinin erkek olma ihtimali artar. Diğer taraftan, yumurtlamadan 2 gün önce ilişkiye girilirse dayanıksız olan Y kromozomlu spermler ölmüş olacağından dolayı daha uzun yaşayabilen X kromozomlu sperm yumurtayı döller ve bebeğin cinsiyetin kız olma ihtimali bu sayede arttırılır.

PGD (prekonsepsiyonel genetik tanı)

Hamilelik öncesinde cinsiyetin belirlenmesi için kullanılan ve doğruluk payı %100 olan bir yöntemdir. Yöntem uygulanırken döllenme sağlanmış ancak henüz rahme yerleştirilmemiş olan embriyolardan örnek alınır ve istenilen cinsiyetin kromozomuna sahip olan embriyo rahme yerleştirilir. Gerek ülkemizde gerekse de dünyada bu yöntemin cinsiyetin belirlenmesi için kullanılması yasaktır.

Yöntemin kullanımı ancak genetik geçişli hastalıkların taranması için mümkündür. Embriyo seçiminde rahme transfer öncesi sağlıklı embriyoların seçilmesi için kullanılır.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Jinekolojik muayene ve smear testi
Aşılama ve yapay döllenme
Gebelik ve ikili tarama testi

Detaylı bilgi için İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bulunan Kürtaj merkezimizi arayabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

gebelik-ve-miyom

Gebelik ve Miyom

Gebelik Ve Miyom

Gebelik ve miyom özellikle ileri yaş gebeliklerde sıklıkla görülen bir durumdur. Özellikle 35 yaş ve üzeri gebe kadınlar da her 100 anne adayından 4-5 tanesinde miyom görülür. Miyom sayısı en az 1 veya ortalama 3-4 adet olabilir. İleri yaşlarda olup ilk gebeliğini yaşayan kadınlar da daha sık miyom görülür. Miyom gebe kalmayı engelleyeceği gibi gebeliğin gidişatında da önemli problemler ortaya çıkarabilir. Erken doğum riski yaratabileceği gibi aşırı büyük miyomlar da bebeğe basıya bağlı olarak şekilsel anormalliklere yol açabilir. Genellikle miyom tespiti anne gebe kaldıktan sonra yapılan ilk ultrasonda belli olur.

Miyom Nedir?

Miyom, rahimin kas tabakasından kaynaklanan iyi huylu tümörlerdir. Kanserleşme riski yok denilecek kadar azdır. Her yaşta görülebileceği gibi özellikle 35 yaş sonrası kadınlarda daha sık görünür. Genetik zemin yüksektir, anne veya kız kardeşinde miyom olan kadınlarda görülme olasılığı fazladır. 35 yaş sonrası kadınların %30-40’ında değişik büyüklüklerde ve sayıda miyomlar mevcuttur.

Rahim iç tabakasına yakın olan miyomlar aşırı kanamaya sebebiyet verir, dış tabakaya yakın miyomlar daha çok ağrıya sebebiyet verir.

Miyomların Gebelikte Ortaya Çıkardığı Sorunlar

Miyomların sayı ve büyüklüğüne bağlı olarak ve de rahim içindeki lokalizasyona bağlı olarak problemler ortaya çıkar. Rahimin iç tabakasında olan miyomlar da gebe kalma zor olabileceği gibi gebelik durumlarında düşük riski fazla olur. Gebelikte östrojen hormonunun artmasına bağlı olarak miyomlar da hızlı büyüme meydana gelir ve ağrı sebebi olur.

Yine miyomun büyüklüğüne ve lokalizasyonuna bağlı olarak erken doğum riski ortaya çıkar ayrıca aşırı büyük miyomlar da bebeğe basıya bağlı olarak şekilsel anormallikler meydana gelir. Miyomun doğum kanalını kapadığı durumlarda sezaryen yapılması uygundur.

 

miyom-tedavisi
miyom-tedavisi

Miyom Tedavisi

Gebelik öncesi miyom tanısı konulduğunda özellikle 4 cm’den büyük miyomlar da ameliyat uygun olur. Gebelik döneminde miyom tanısı konulduğunda ameliyat imkanı yoktur. Miyomun hızlı büyümesine bağlı olarak ağrı meydana geldiği durumlarda, serum tedavisi ve ağrı kesici uygun olur. Miyomun beslenme organının arkasına yerleşmesi durumunda dekolman adı verilen  (plasentanın rahim duvarından ayrılması) tehlikeli durum ortaya çıkabilir. Gebenin hangi dönemi olursa olsun acil ameliyat gerekir. Doğum şekli sezaryen ise uygun olan miyomların çıkarılması doğru olur. Sonuç olarak, gebe kalmadan önce veya gebelik düşünen kadınların muhakkak önceden muayene olması uygun olur. Gebeliği engelleyecek veya riske sokabilecek büyük miyomların gebelik öncesi ameliyat edilmesi uygun olur.

 

Detaylı bilgi için İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bulunan Kürtaj merkezimizi arayabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

gebelik-makyaj

Gebelik ve Makyaj

Gebelik ve Makyaj

Gebelik esnasında en büyük problemlerden biri, kullanılan bazı kimyasalların bebeğe zarar verip vermediği konusudur. Bu kimyasal maddeler deri yoluyla (makyaj malzemeleri), solunum yoluyla(spreyler vb.) alınabilir.

Hamilelik döneminde değişen hormonal duruma bağlı olarak ciltte bazı istenmeyen durumlar ortaya çıkabilir. Özellikle yüz ve vücut bölgelerinde lekelenmeler, ciltte kuruluk tırnaklarda incelme ve kırılmalar, saçlarda dökülme ve incelmeler sıklıkla görülür. Bu tarz belirtilerin tedavisi amacı ile kullanılan ilaç veya kozmetik ürünler cilt yolu veya ağız yolu ile ve de solunum yolu ile alındığında anne kanına karışıp beslenme organı yolu ile bebeğe geçebilir ve zararlı etki oluşturabilir. Bu sebeple her türlü ilaç, kimyasal madde ve kozmetik ürün kullanımı doktor kontrolünde olmalıdır.

Gebelik ve Saç Boyaları

Kozmetik ürünler içinde en sık sorulan soru saç boyalarıdır. Gebelik döneminde hormonal etkiye bağlı olarak saçlarda dökülme ve incelmeler olabilir. Bu amaçla kullanılan şampuan, krem, saç boyaları bebek üzerine olumsuz zihinsel ve fiziksel etki yapabilir. Saç boyalarının bebek üzerine olabilecek potansiyel zarar verici bir etkisi tam olarak tespit  edilmemiş olsa da yine de özellikle ilk 3 aylık gebelik döneminde yani organların gelişim döneminde saçların boyatılması önerilmez. İlk 3 aydan sonraki dönemde özellikle beyazlayan saçlara bitkisel boyalar ile işlem yapılabilir, kimyasal bazı maddeler kullanılabilir. Saçları düzleştirmek amacı ile kimyasallar yerine (Na-hidroksit) hava, ısı ve pres yapıcı yöntemler kullanılmalıdır.

Gebelik ve Cilt Değişiklikleri

Hamilelikte ortam hormonal etkiye bağlı olarak ciltte kuruma, lekelenme, sivilcelenme, tırnaklarda incelme oluşabilir. Nemlendirici krem ve şampuanlar rahatlıkla kullanılabilir. Cilt çatlakları için Lanolin ve Kakao içeren kremler kullanılabilir. Güneşten korunmak amacı ile en az 20 faktörlü kremler kullanılabilir. Tırnak bakımı için yine kremler ve Ca++ alımı önemlidir. Hamilelikle beraber ortaya çıkan her türlü cilt belirtisi doğum ile beraber ortadan kalkacaktır.

Gebelik ve Duş

Hamilelik esnasında sıcak su ile sade duş alınması ciltte kuruluğa ve hamilelik belirtilerinin artmasına sebep olacaktır. Sıcak su cilt altındaki damarlarda genişlemelere ve kızarıklık artışına yol açacaktır. Günde 1 kez ılık su ile duş almak gebede rahatlamaya, uyku kalitesinde artışa ve cilt belirtilerinin de azalmaya yol açacaktır. Ayaklarda varis mevcudiyetinde soğuksu ile masaj rahatlama sağlayacaktır.

Gebelik ve Kaşıntı

Hamilelikte artan hormonal etkiye bağlı olarak ciltte incelme ve kaşıntı ortaya çıkabilir. Nemlendirici kremler çözüm olabilir. Ancak giderek artan kaşıntı ve nemlendiriciye cevap vermiyorsa, gebeliğin kendine özgü hastalıkları düşünülebilir ve doktorumuza bilgi vermelisiniz. Bazı ilaçlar ile tedavi mümkün olacaktır.

Gebelik ve Sivilce

Hamilelik döneminde değişen ve artan hormonal duruma bağlı olarak sivilcelerde artış olabilir. Cildin yağlanması, temiz tutulmaması, bazı makyaj malzemeleri sivilce oluşumunu arttırır. Tedavide, yüzün temiz ve kuru tutulması önemlidir. Bazı lokal uygulanan kremler doktor denetiminde kullanılabilir. Ağızdan sivilce ilacı alımı doğru değildir. Bazı durumlarda ise gebelik sivilceler üzerine olumlu etki eder ve düzelmesini sağlar.

Gebelik ve ikili tarama testi için tıklayınız.

Detaylı bilgi için İstanbul’un Bakırköy ilçesinde bulunan Kürtaj merkezimizi arayabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

kurtaj-ve-spiral

Kürtaj Esnasında Spiral Takılması

Kürtaj Esnasında Spiral Takılması

Spiral takma işlemi genellikle kadınlarda adet döneminde yapılır. Düzenli adet gören, adet kanaması çok uzun sürmeyen kadınlarda spiral ile korunma uygun bir yöntemdir. Ülkemizde sıklıkla doğum yapan kadınların korunma şekildir. Ancak doğum yapmamış, hijyeni iyi olan kadınlarda da kullanılabilen bir yöntemdir.

Değişik tip spiraller vardır. Sıklıkla bakır içeren 5-6 yıllık spiraller kullanılmaktadır.
Adet kanaması fazla olan kadınlarda hormonlu spiraller tedavi amacıyla kullanılır.
Spiral takılabilmesi için rahim içinde ve de vajina da bir enfeksiyon olmaması gerekir. İşlem öncesi vajinal smear testi yapılması gerekir. Rahim ağzında yara olan kadınlarda öncelikle yaranın tedavi edilmesi gerekir. Sık sık enfeksiyon geçiren kadınlarda, vücut direnci düşük kadınlarda, metal alerjisi olan kadınlarda, adet kanamaları 8 günü geçen kadınlarda ve sebebi belli olmayan düzensiz kanamaları olan kadınlarda, spiral takılması uygun değildir.

Kürtaj İşlemi Esnasında Spiralin Takılması

Hasta için oldukça rahatlık sağlar. Spiral takma işlemi bazen ağrılı olabilmektedir. Psikolojisi hassas kadınlarda takmak biraz zor olabilmektedir. Genel anestezi altında yapılan kürtaj işlemini takiben spiral takılması bütün hasta grubunda oldukça rahatlık sağlar. Hiç bir sakıncalı durum ortaya çıkmaz. İşlem sonrası uygun antibiyotik kullanımı enfeksiyon riskini azaltır, yeterli ağrı kesici önerilmesi spirale bağlı olabilecek hafif ağrı artışını ortadan kaldırabilir. İşlemden 1 hafta sonra hasta muhakkak değerlendirilmeli, ultrasonografik inceleme yapılmalıdır. Spiral de erken dönem meydana gelebilecek bir kayma riski ekarte edilmelidir.

 

Detaylı bilgi için İstanbul‘da Bulunan Bakırköy Kürtaj Merkezimiz ile İletişime Geçebilirsiniz.

asilama-nedir-yapay-dollenme

AŞILAMA – YAPAY DÖLLENME

AŞILAMA – YAPAY DÖLLENME

Evli çiftlerin %80’ninde ilk 1’yıl içinde gebelik meydana gelebilmektedir. Geri kalan %20’lik kısımda ise gebelik doğal yollarla meydana gelmez ve araştırma gereği ortaya çıkar.

Düzenli adet gören, adetlerinde sancı olan kadınların %85’inde yumurtlama düzenli oluyor demektir. Bu kadınlar yumurtlama zamanı (ay ortası) ilişkiye girdiği zaman gebe kalma olasılığı yüksektir. Bu şekilde düzenli ve korunmasız ilişkiye rağmen kadın gebe kalamıyorsa muhakkak altta yatan farklı bir neden mevcuttur.

Kadınlarda Kısırlık Nedenleri

Tüplerin tıkalı olması, hormonel dengesizlik, doğuştan meydana gelen rahimde şekilsel anormallik, genital bölge enfeksiyonları, kadına ait bazı dâhili hastalıklar (Pıhtılaşma Bozuklukları ve Otoimmun Hastalıklar) ve de bilinmeyen bazı sebepler kadınlarda kısırlık problemi ortaya çıkarır. Erkeklerde ise sperm ile ilgili problemler (sayısal, fonksiyonel, hormonel, şekilsel anormallikler vb.) kısırlık problemi ortaya çıkarır.

Yapılan araştırma sonucunda kadın veya erkekte kısırlığa sebep olabilecek bir durum tespit edildiğinde tedavi yoluna gidilir. Herhangi bir nedenin bulunmadığı durumlarda genellikle aşılama ve tüp bebek işlemlerine başvurulur.

Aşılama

Diğer adı yapay döllenme olup çocuk sahibi olmak için yapılan ilk işlemdir. İğne veya haplar ile âdetin başında yumurtalar çoğaltılmaya çalışılır. Yumurta sayısı ve büyüklüğü yeterli (20 mm ) hale gelince yumurtaları çatlatma iğnesi yapılır. Çatlatma iğnesinden 36’saat sonra laboratuvar ortamında spermler bazı solüsyonlar ile güçlendirilir, özel bir kanül ile rahim içine direk verilir. Amaç güçlü ve fazla sayıda spermi rahimin içine vermektir. Böylece vajina ve rahim ağzının sperm üzerine olan olumsuz etkileri ortadan kaldırılmış olur. Güçlü ve konsantre spermler ile gebelik şansı arttırılmaya çalışılır, işlem sonrası oluşan gebeliği desteklemek amacıyla bazı ilaçlar anne adayına uygulanır. Aşılama işleminden 10’gün sonra kanda gebelik testi yapılarak sonuç kontrol edilir.

Aşılama tedavisi kaç gün sürer

Detaylı Bilgi için Bakırköy Kürtaj Merkezi ile İrtibata Geçebilirsiniz…

Gebelik ve İkili Tarama Testi

Gebelik ve İkili Tarama Testi

Gebelikte genetik anormallikleri tespit etmek amacıyla geliştirilmiş bir testtir. Gebeliğin 11-14’haftaları arasında yapılır. Ayrıntılı ultrasonografik inceleme ile gebelik haftası tam olarak tespit edilir. Bebeğin ultrasonografide Baş-Popo Mesafesi, Kafa çapı mesafesi, ense kalınlığı ölçümleri yapılır. Kalbin dört odacığının varlığı, burun kökü kemiğinin varlığı ve de bebekte genel bir anormallik olup olmadığı tespit edilir. Bebeğin vücudundaki bazı damarlardan kan akımı ölçümleri yapılır, elde edilen bu veriler dokümante edilerek hasta laboratuvara gönderilir. Hastadan kan alınır, kanda gebelik ile ilgili iki maddenin ölçümü yapılır. Elde edilen bütün veriler özel bir program ile bilgisayarda analiz edilir. Hastanın yaşı ve kilosu da ilave edilerek, genetik bir problem mevcudiyeti hakkında bir risk değerlendirilmesi yapılır. Riskin yüksek çıktığı hasta grubunda daha ileri tetkikler (Amniyosentez, Koryonvillus Biyopsi ve Anne kanında bebeğe ait hücrelerin incelenmesi) yapılır. Bebekteki genetik problem tam olarak teşhis edilmeye çalışılır.

İkili testin doğruluğu

İkili test tarama testidir. Değerlendirme doğru yapıldığında %80’e yakın mevcut genetik problemi yakalayabilir, ancak 37 yaş ve üzeri gebelerde ikili test sonucunun riskin yüksek çıkma olasılığı fazladır. Bu durumlar da hastaya direk ileri tetkikler yapılabilir.

İkili testin yapılamadığı durumlarda (Hastanın ilk geldiğinde 14’haftayı geçmiş olması) üçlü ve dörtlü tarama testi yapılır. İkili tarama testi uygun bir şekilde yapıldıysa üçlü ve dörtlü testleri yapılmasına gerek yoktur.

İkili tarama testinde amaç bebekteki genetik problemi tespit etmektir. Sıklıkla görünen genetik hastalık DOWN sendromu (Mongol Hastalığı) dır. Hastalığın mevcudiyeti durumunda gebelik aile onayı ile sonlandırılabilir.

Gebelik ile ilgili diğer önemli bilgiler için tıklayınız.

Detaylı Bilgi için Bakırköy Kürtaj Merkezi ile İrtibata Geçebilirsiniz…

Hamilelikte idrar rengi

Hamilelikte İdrar Rengi Nasıl Olmalıdır?

Hamilelikte idrar rengi: Gebelik süresi boyunca vücudun bazı tepkileri, sağlık durumunuz hakkında da size ipuçları …

Mol Gebelik

Mol Gebelik (Üzüm Gebelik) Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Mol gebelik halk arasında üzüm gebeliği olarak da bilinen ve oldukça nadir görülen bir kadın hastalığıdır. Mol …

Kızlık zarı dikimi fiyatları

Kızlık Zarı Dikimi Fiyatları

Kızlık zarı dikimi fiyatları: Bu işlem en çok yapılan genital estetik ameliyatları arasında yer alır. Kaza, travma, …