Kadın Hastalıkları

Adet geciktirici ilaçlar

Adet Geciktirici İlaçlar Nelerdir?

Adet geciktirici ilaçlar: Özellikle tatil, evlilik, sınav ya da diğer önemli günlerin adet sancısı ile geçmemesi için kadınlar adet geciktirici ilaçlara başvurmaktadır. Adet döneminin gecikmesi için yaygın olarak progesteron içeren ilaçlar tercih edilmektedir. Bu ilaçlar, adet döneminin ertelenmesine yardımcı olurken, yumurtlama işlevlerinde bozulmaya ya da uzun vadede ciddi sağlık sorunlarına yol açmaz. Rahim iç tabakasına etki eden bu ilaçlar, adet kanamasının başlamamasına yol açar. Ancak sık sık kullanılmaması önerilmektedir.

Adet geciktirici ilaçların yan etkileri nelerdir?

Adet geciktirici ilaçlar kalıcı ve uzun vadede hormonal sorunlara yol açmamaktadır. Kısırlık gibi ciddi sağlık sorunları da adet geciktirici ilaçların kullanılması ile meydana gelmez. Ancak adet görülen gün değiştiği için adet düzeninde çeşitli farklılıklara yol açabilir. Bununla beraber adet geciktirici ilaçların yaygın olarak görülen yan etkileri ise:

  • Şişkinlik,
  • Gerginlik,
  • Baş ağrısı,
  • Kabızlık,
  • Sinirlilik,

Duygu durumunda değişmeler olarak sayılabilir.Bu yan etkiler, adetin görülmesi ile geçmektedir. Uzun vadede, kalıcı bir yan etkisi söz konusu değildir.

Adet geciktirme ilacı kullanıldıktan ne zaman sonra ne zaman adet olunur?

Adet geciktirici ilaçlar kullanıldıktan sonra yan etkiler, adetin başlaması ile ortadan kaybolur. İlaç kullanıldığı sürece adet dönemi ertelenir. Kullanım tamamlandıktan sonraki 2 gün içerisinde adet kanaması başlar.

Adet geciktirici ilaçlar nasıl kullanılır, ilaca başlanması gereken zaman nedir?

Adet döneminin gecikmesini sağlamak için ilacın adetten 4 gün önce kullanılması gerekmektedir. Ancak adet dönemine 4 günden kısa bir süre varsa, ilacın kullanılmasına rağmen adet normal gününde başlayabilir. Çeşitli durumlarda ilaç kullanılırken lekelenme tarzında kanamalar meydana gelebilir. Bu durum normaldir.

adet geciktirici ilaçlar nelerdir

Adet 10 günden uzun bir süre geciktirilirse yan etkiler meydana gelir mi?

Adetler olabildiğince kısa sürede geciktirilmelidir. 10 günden fazla süren adet geciktirmeler de memelerde hassasiyet ve şişme meydana gelecektir. Bununla beraber ödem oluşabilir. Uzun süren geciktirmeden sonra kanama miktarında artış ortaya çıkabilir.

Adet geciktirmek için hangi ilaçlar alınır?

Adet geciktirici ilaçlar, beklenen adet tarihinden 4 gün önce alınmaya başlanmalıdır. Bu ilaçlar, piyasada farklı formlarda bulunabilir. Bazı ilaçlar gün içinde 2 defa alınırken, bazıları 3 defa alınabilir. Bu aşamada mutlaka kullanma talimatları okunmalıdır. Adet geciktirici ilaçların 10 günden fazla kullanılmaması gerekmektedir. Şayet 10 günlük bir geciktirme için kullanılacaksa mutlaka bir uzman kontrolünde alınması gerekmektedir.

Adet geciktirici ilaçlar vücutta nasıl değişimlere yol açar?

Adet geciktirici ilaçlar vücutta ciddi değişimlere sebep olmamaktadır. Adet öncesi sendromunda yaşanan memelerde dolgunluk, vücutta gerginlik hissi meydana gelmektedir. Ancak bu belirtiler her kadında farklı şiddette ve farklı şekillerde yaşanabilir.

adet geciktirici ilacın etkisi nasıl anlaşılır

Adet geciktirici ilacın etkisi nasıl anlaşılır?

Adet geciktirici ilacın etki ettiği, beklenen günde adet olunmaması durumunda anlaşılmaktadır. Şayet kanama gerçekleşmişse ilaç yanlış zamanda alınmış olunabilir ya da etki göstermemiştir.

Adet geciktirici ilaç alındıktan sonra cinsel ilişkiye girilirse gebelik olur mu?

Adet geciktirici ilaçların gebelikten koruma özelliği yoktur. Bu sebeple de adet geciktirici ilaçların alınmasından sonra cinsel ilişkiye girilirken korunmak oldukça önemlidir.

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

Adet düzensizliği

Adet Düzensizliği Neden Olur? Gecikmesi Sebepleri

Adet düzensizliği en genel tanımıyla kadınların normal adet döngüsünden daha erken ya da daha geç adet görmesidir. Adet düzenini oluşturan hipotalamus, hipofiz, yumurtalık ve rahmin mükemmel bir uyum içerisinde çalışıyor olmasıdır. Bu uyumun herhangi bir nedenle bozulması durumunda adet dönemlerinde de düzensizlik meydana gelir.

Kadınlarda menstrüal siklus ilk adet kanamasından menopoz dönemine kadar devam eder. Adet periyotlarının 21 gün ila 35 gün arasında değişebildiğini belirtelim. Her kadında iki adet dönemi arasındaki süre aynı olmayabilir. Ortalama olarak adet periyotlarının 28 günde bir gerçekleştiğini söyleyebiliriz.

21 günden az, 35 günden fazla aralıklarla gerçekleşen adet periyotlarında adet düzensizliğinden söz edilebilir. Ayrıca 3 ya da daha fazla sayıda periyotta adet olunmaması durumunda da adet düzensizliği gündeme gelir. Adet dönemi dışında kanama olması, adet kanamasındaki kan miktarının aşırı düzeyde olması gibi çeşitli durumlarda da adet düzensizliğinden söz edilebildiğini belirtelim.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/adet-agrisi

Adet Düzensizliği Nedenleri

Adet düzensizliği nedenleri

Kadınlarda adet düzensizliği konusunu net bir şekilde anlayabilmek için adet dönemine dair bozukluklardan da söz etmek gerekiyor.

  • Hipermenore: Adet kanamasında kan miktarının olması gerekenden fazla olması
  • Hipomenore: Kanama miktarının ideal düzeyden daha az olması
  • Menometroraji: Düzensiz aralıklarla görülen fazla miktarda kanama olması durumu
  • Menoraji: Adet süresinin her zamankinden daha uzun olması
  • Metroraji: Adet kanamalarının düzensiz aralıklarla gerçekleşmesi
  • Oligomenore: İki adet döngüsünün 35 günden fazla olması
  • Polimenore: İki adet döngüsünün 21 günden daha az olması

Yukarıda sıralanan durumlar çok sayıda farklı unsura bağlı olarak gerçekleşebiliyor. Bu nedenle adet gecikmesi sebepleri ya da adet düzenini bozan tüm faktörlerin araştırılması gerekiyor. Düzensiz adet görme nedeniyle kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulduğunda öncelikle ayrıntılı bir muayene yapılması gerekiyor. Aynı zamanda hastanın çeşitli tetkikler yaptırmasına da ihtiyaç duyulur. Bu sayede adet döngüsünü etkileyen unsur ya da unsurlar tespit edilerek gerekli tedavi prosedürü uygulanır.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/adet-belirtileri-nelerdir

Adet Gecikmesi Sebepleri

Kadınları adet düzensizliği konusunda en çok endişelendiren durumlardan biri de adet döneminin gelmiş olmasına karşın kanamanın başlamamasıdır. Ancak adet gecikmesi sebepleri sadece fizyolojik durumları kapsamaz. Psikoloji de adet dönemleri üzerinde etkili olabiliyor. En yaygın adet gecikmesi nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Hamilelik
  • Menopoz dönemine yaklaşıyor olmak
  • Stres ya da üzüntü
  • Polikistik over sendromu
  • Aşırı zayıflık ya da şişmanlık
  • Antidepresanlar, kortikosteroidler ve kemoterapi ilaçlarının kullanımı
  • Bazı doğum kontrol hapları

Tüm bunlarla birlikte yakın zamanda geçirilen bazı hastalıklar da adet gecikmesi sebepleri arasında yer alıyor. Sadece yakın zamanda grip geçirmiş olmak da adet döneminin bir süre gecikmesine yol açabilir.

Adet Düzensizliği Belirtileri

Adet düzensizliği belirtileri

Yaygın şekilde görülen adet düzensizliği belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Adet döngüsünün 21 günden kısa, 35 günden fazla olması
  • Adet kanamasının 2 günden az ya da 7 günden fazla sürmesi
  • Şiddetli kanama olması
  • Çok şiddetli ağrı ya da kramp olması
  • Sürekli yorgun hissetme
  • Baş dönmesi, mide bulantısı ve kusma
  • Kansızlık şikayeti
  • Adet döngüsünün kimi zaman çok sıklaşması ya da seyrelmesi

Bu gibi durumlar çoğu zaman kadınlar tarafından fazla dikkate alınmıyor. Bundan kaynaklı olarak da şayet bir hastalık söz konusu ise tanı konması da gecikebiliyor. Yukarıda sıralanan belirtilerden sadece biri ortaya çıktığında dahi zaman kaybetmeden kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurulmalıdır. Böylelikle adet gecikmesi sebepleri doktorunuz tarafından araştırılabilir.

Faydası olur –> https://www.drismetyildirim.com/adetten-hemen-sonra-hamile-kalinir-mi

Kadınlarda Adet Düzensizliği Neden Olur?

Kadınlarda adet düzensizliği konusunun oldukça geniş bir yelpazede değerlendirildiğini belirtmek gerekiyor. Çünkü pek çok farklı etmen adet döneminde düzensizliğe neden olabiliyor. Bu nedenlere şu örnekleri verebiliriz:

  • Hormonal değişimler
  • Menopoz
  • Diyabet
  • Depresyon
  • Stres
  • Tütün ürünleri kullanımı
  • Dış gebelik
  • Yumurtalık kistleri
  • Miyom
  • Polip
  • Rahim ya da yumurtalık kanseri
  • Rahim duvarının fazla büyümesi (endometrial hiperplazi)
  • Tiroit hormonlarının az ya da fazla salgılanması
  • Bazı ilaçların kullanımı
  • Bazı kronik hastalıklar
  • Sürekli ve hızlı kilo alıp verme
  • Pıhtılaşma bozuklukları
  • Karaciğer ve böbrek rahatsızlıkları
  • Ani iklim değişiklikleri
  • Dengesiz beslenme

Tüm bunların dışında bazı spesifik unsurların da adet döngüsü üzerinde etkili olabildiğini de unutmamak gerekiyor.

13 Yaşında Adet Düzensizliği

13 yaşında adet düzensizliği

13 yaş adet düzensizliği sorununun sıklıkla yaşandığı erken ergenlik yaşlarından biridir. Erken ergenlik zaten tek başına adet döneminde düzensizliklere yol açabiliyor. Ayrıca kadınlar ilk adet görmeye başladıklarında adet dönemlerinde düzensizlik olması gayet normal bir durumdur. Adet döngüsünün düzene girmesi yaklaşık 1 yılı bulabiliyor.

Fakat bazı hastalıkların da erken yaşlarda görülebildiğini unutmamak gerekir. Bu nedenle 1 yıllık sürenin dolmasını beklemek doğru olmaz. 13 yaşında adet düzensizlikleri görüldüğünde de mutlaka doktora başvurulması ve nedenin araştırılması için gerekli muayene ile tetkikler yaptırılmalıdır. Çünkü 13 yaşında olmak rahim miyom ya da polip olmayacağı anlamına gelmez. Ender de olsa bu yaşlarda da adet düzensizliğine yol açan çeşitli sorunlar görülebiliyor.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Adet düzensizlikleri kadınlarda en sık rastlanan jinekolojik problemlerdendir. Düzenli adet genellikle 28 günde bir meydana gelir ancak 21 günden daha erken 35 günden daha geç olan adetlerde düzensizlikten bahsetmek gerekir.

Buna ilave olarak adet aralarında kanama olması kanamaların uzun veya kısa sürmesi durumunda da adet düzensizliğinden bahsetmek gerekir. Ergenlik döneminde adetlerin çok düzenli olması beklenmez ancak 18 yaşından sonra muhakkak düzene girmesi gerekir. Aynı şekilde kırklı yaşlardan sonra da adetlerde yavaş yavaş aksamalar gecikmeler azalmalar meydana gelir ve ortalama 48 50 li yaşlar da kadınlar menopoza girer.

Adet düzensizliğinde en büyük sebep hormonal dengesizliktir ancak bunun yanında rahim ile ilgili problemler özellikle miyom rahim içinde polip ayrıca yumurta kistleri de sebebiyet verebilir. Adet düzensizliği durumunda muhakkak jinekolojik muayene görüntüleme yöntemleri gerekirse kan tahlilleri yapılması uygun olur. Sebebe göre de tedavi planlaması yapılır…

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/erken-adet-gorme-nedenleri

Sık Adet Görme Problemleri

Polimenore yani sık adet görme de adet düzensizliği çeşitlerinden biridir. Bu problemden söz edebilmek için adet sıklığının 21 günden daha az olması gerekiyor ve söz konusu sorun da en az adet gecikmesi sorunu kadar kadınların hayatını olumsuz etkileyebiliyor.

Bu soruna yol açan genellikle hormonal dengesizlikler oluyor. Ayrıca bazı ilaçların kullanımı, uyku bozuklukları, sağlıksız beslenme, hızlı kilo alımı gibi nedenler de adet dönemlerinin çok fazla sıklaşmasına neden olabiliyor. Sık adet görme de ciddiye alınması gereken bir durumdur. Zaman kaybetmeden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından muayene edilmeniz gerekir.

Yeni Evlilerde Adet Düzensizliği

Yeni evlilerde adet düzensizliği

Evlilik adet düzensizliği nedenlerinden biri değildir. Bu nedenle yeni evli olan kadınlar da adet dönemiyle ilgili bir düzensizlik olması durumunda mutlaka doktora başvurmalıdır. Adet dönemleri cinsel ilişkiden etkilenmez. Bir başka deyişle kadınlarda cinsel yaşamın evlilik ile birlikte başlaması, adet döngüsünde düzensizleşme olmasına yol açmaz. Dolayısıyla adet gecikmesi sebepleri arasında evlilik bulunmuyor ve mutlaka yeni evlilerin de adet dönemine dair düzensizlik yaşaması durumunda mutlaka doktora başvurması gerekiyor.

Çok sorulan bir konu –> https://www.drismetyildirim.com/adet-doneminde-hamile-kalinir-mi

Adet Düzensizliği Tedavisi Nasıl Olur?

Elbette adet düzensizliği tedavisinde sadece tek bir prosedürün uygulandığından söz edilemez. Tedaviye geçmeden önce bu soruna neden olan unsurların saptanması gerekiyor. Ardından sorunu ortadan kaldırmaya yönelik bir tedavi prosedürü uygulanıyor. Bu nedenle her kadında adet düzensizliğinin tedavisinin aynı şekilde yapılması beklenemez. Jinekolojik muayene, radyolojik tetkikler, laboratuvar testleri gibi tanıya yönelik bir dizi araştırmanın yapılmasına ihtiyaç duyulur.

Ardından uygulanan tedavi ise ilaç kullanımı olabileceği gibi cerrahi operasyon da olabilir. Özellikle yumurtalık kisti, polip ya da miyom mevcudiyetinden kaynaklanan bir adet düzensizliğinin söz konusu olması durumunda ameliyat zorunlu bir seçenek de olabiliyor. Vücudun hormonal dengesinden kaynaklanan bir adet düzensizliğinde de tedavinin genellikle ilaç kullanımına yönelik olarak gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. Tanı konmasının ardından uygulanacak tedaviye dair doktorunuzdan daha detaylı bilgi alabilirsiniz.

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

yumurtalık kisti ameliyatı

Yumurtalık Kisti Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Yumurtalık kisti ameliyatı genel olarak yumurtalıkta bulunan kistin cerrahi müdahale ile çıkarılması ve yumurtalığın korunması prosedürü ile gerçekleştirilen bir cerrahi operasyondur. Yumurtalık kistleri, üreme çağındaki kadınlarda yaygın şekilde görülen ve yumurtalığın dokusunda gelişen oluşumlardır. Kimi zaman ilerleyen yaşlarda da görülebiliyor ancak bu dönemde görülen kistlerin yumurtalık kanserine bağlı olarak gelişmiş olması riski de bulunuyor. Dolayısıyla cerrahi müdahale ile çıkarılan kistlerin patolojik tanıya gönderilmesine ihtiyaç olur.

Yumurtalık kistleri, içi sıvı, jelimsi bir madde ya da kan ile dolu olan oluşumlardır. Bu kistlerin çok büyük bir bölümünün hormonal nedenlerle oluştuğunu belirtebiliriz. ‘Yumurtlama kistleri’ olarak da adlandırılabilen bu oluşumlar iki adet döngüsünün ortasında yumurtlama ağrısı yaratabiliyor. Boyutları ise 20 mm ila 30 mm arasında değişiyor fakat bazı kadınlarda kist ebatlarının 4 cm ile 5 cm boyutlarına bile ulaşabildiğini söyleyebiliriz.

Bu boyutlara ulaşacak kadar büyüyen kistler şiddetli karın ya da kasık ağrısı gibi şikayetlere yol açabiliyor. Söz konusu kistler kadınların yumurtlama dönemlerinde yapılan ultrason görüntülemesi ile rahatlıkla gözlemlenebilir. Dolayısıyla ultrason görüntülemesi ile kistin fizyolojik, tümöral, çikolata kisti ya da kötü huylu kist olup olmadığının tespit edilmesi de mümkün olabildiğinden yumurtalık kisti ameliyatı planlaması da yapılabiliyor.

Bu konuyu okumadan geçmeyin –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtalik-kanseri

Yumurtalık Kisti Ne Zaman Ameliyat Gerektirir?

yumurtalık kisti nedir

Yapılan muayene ve tetkiklerin ardından yumurtalık kisti tanısı konması, hastanın hemen yumurtalık kisti ameliyatı olması gerektiği anlamına gelmez. Yumurtalık kistleri adet döngüsü esnasında yumurtlama işlevinin tam olarak gerçekleşememesine bağlı olarak da oluşabiliyor. Bu kist oluşumları, aradan birkaç adet döngüsü geçtikten sonra kendiliğinden yok olabiliyor. Bu nedenle bazı spesifik durumlar dışında tanı konmasının ardından kistin yok olup olmayacağının belirlenmesi için bir süre beklenmesi gerekiyor. Şayet kist oluşumu kendiliğinden yok olmazsa bu durumda cerrahi operasyon gerçekleştirilir.

Ender de olsa yumurtalık kistlerinin kadınların günlük hayatını ciddi düzeyde sıkıntıya sokabildiğini de söyleyebiliriz. Böyle durumlarda da hastayı rahatlatabilmek adına ameliyat planlaması yapılabilir. Yumurtalık kanserinin ilk belirtisi olarak kist oluşumu gözlemlenebiliyor. Bu gibi durumlarda da cerrahi operasyon ile kistin vücuttan tahliye edilmesi ve patolojik incelemeye gönderilmesi gerekiyor. Dolayısıyla kist oluşumunun iyi huylu olmadığına dair bir şüphenin duyması da ameliyat kararı için yeterli olabiliyor.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Yumurtalık kisti kadınların korkulu rüyasıdır tanı konduğu zaman özellikle bir çok kadında strese yol açar. Kistlerin çoğunluğu hormonal sebeplerden meydana gelir çoğunlukla kendiliğinden geçer düzelir ancak bazı kistlerde cerrahi operasyon gerekli olabilir.

Kist operasyonundan önce kistin tipinin belirlenmesi nereden köken aldığının bulunması, kanser ile ilgili olup olmadığının tespit edilmesi gerekiyor. Özellikle ultrasonografi ve diğer bazı görüntüleme yöntemleri ile kistin sebebinin tespit edilmesi buna ilave olarak bazı kan tahlilleri ile kist tipinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Bazı kistlerde tıbbi tedavi yapılırken bazılarında cerrahi tedavi düşünülebilir…

Şu makalemizi de okuman da fayda var –> https://www.drismetyildirim.com/kadinlarda-sancili-adet

Yumurtalık Kisti Ameliyatı Nasıl Olur?

Yumurtalık kisti ameliyatı nasıl olur

Genel anestezi altında gerçekleştirilen yumurtalık kisti ameliyatı açık ve kapalı olmak üzere iki farklı teknikle yapılabiliyor. Ancak günümüzde ilk yaklaşımın laparoskopik yani kapalı teknik olduğunu belirtebiliriz. Artık kapalı yöntem ile gerçekleştirilen kist ameliyatı bu rahatsızlıkta altın standartlardan biri olarak kabul ediliyor.

Göbek deliğinden karın içi boşluğunun karbondioksit kullanılarak şişirilmesi ile gerçekleştirilen ameliyatta mikro boyutlardaki optik kamera karın için boşluğunu görüntülüyor. Aynı zamanda kamera ile kasık boşluğunun görüntülenmesi de mümkün oluyor. Optik kameranı yerleştirilmesinin ardından başta yumurtalıklar olmak üzere rahim ve batın iç organlar değerlendiriliyor. Karnın kasık bölgesi ile yan bölgesine trokarlar yerleştirilerek operasyona başlanıyor.

İşlem sorasında yumurtalık bölgesinde oluşan kistler yumurtalıklardan ayrılıyor ve laparoskopi torbasının içinde batın bölgesinden çıkarılarak vücuttan tahliye ediliyor. Gerek duyulması halinde kistler patolojik değerlendirmeye gönderiliyor. Bazı hastalarda kist tanısı bir ön tanı olarak konuyor ve asıl tanı için patolojik değerlendirme sonucu bekleniyor. Ameliyat esnasında anestezinin etkisiyle hastanın acı ya da ağrı hissetmesi mümkün olmaz.

İyileşme sürecinin ise hastaları çok zorladığını söyleyemeyiz. Birkaç günlük istirahat sonrasında hastaların günlük hayatına geri dönmesi mümkün oluyor. Sadece operasyonun gerçekleştirildiği gün baş ağrısı, mide bulantısı gibi sorunlar yaşanabilir. Ancak bunların nedeni ameliyat değil operasyon öncesinde uygulanan anestezidir. Zira birkaç saat sonrasında kendiliğinden geçer.

Laparotomi yani açık teknik genellikle zorunlu durumlarda tercih ediliyor. Bu yöntemde karın bölgesine kesi uygulanarak yumurtalıklara ulaşılıyor ve kist oluşumu çıkarılarak karın bölgesine dikiş atılıyor.

Böylelikle operasyon tamamlanıyor. Açık teknikle gerçekleştirilen operasyonlarda iyileşme süresinin biraz daha uzun olduğunu ve hastaları biraz daha zorlayabildiğini söyleyebiliriz. Yapılan yumurtalık kisti ameliyatı için hangi teknik tercih edilmiş olursa olsun hafif ağrı şikayeti ortaya çıkabilir. Ancak doktor tarafından reçete edilen ilacın kullanımı ile ağrının kontrol altına alınması mümkün olacaktır.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/cikolata-kisti-nedir-nasil-olusur

Yumurtalık Kisti Belirtileri

Yumurtalık kisti belirtileri

Rahimdeki yumurtalıklarla meydana gelen kistlerin belirtileri her hastada farklı olabilir. Aynı zamanda belirtilerin şiddetinin de hastadan hastaya değişkenlik gösterdiğini belirtebiliriz. Yaygın şekilde görülen belirtileri şöyledir:

  • Adet düzensizliği
  • Adet olmama
  • Ağrılı adet görme
  • Kasıklarda ağrı
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı olması
  • Karın bölgesinde şişlik
  • Göğüslerde dolgunluk ve hassasiyet olması
  • İdrar yolu ve bağırsak sistemi ile ilgili çeşitli şikayetler
  • Kilo alma
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Vücutta tüylenme artışı olması
  • Hamile kalamama
  • Bıçak saplanması gibi ani ve şiddetli karın ağrısı

Bu belirtilerin bazıları yumurtalık kistinin yanı sıra daha farklı sağlık sorunlarının göstergesi de olabiliyor. Bu nedenle belirtiler ortaya çıktığında mutlaka kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşülmesi gerekir. Kist tanısı konması mutlaka yumurtalık kisti ameliyatı olmanız gerektiği anlamına gelmez. Ancak yine de şikayetlere yol açan unsurların belirlenmesi ve gerekli tedavilerin uygulanması gerekiyor. Tüm hastalıklarda erken tanının çok önemli olduğunu bir kez daha vurgulayalım.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/polikistik-over-sendromu-ameliyati-nedir

Yumurtalık Kisti Tehlikeli mi?

Yumurtalık kisti tehlikeli mi

Her yumurtalık kistinin tehlikeli olduğu söylenemez. Yumurtalık kistlerinin % 80 oranında iyi huylu olduğunu belirtebiliriz. Ancak yumurtalık kanserinin belirtisi olarak da kist oluşumu gözlemlenebilir. Bu durumda yumurtalık kisti ameliyatı işleminin kısa sürede gerçekleştirilmesi gerekir. Aşağıdaki durumlarda kistin kötü huylu olma ihtimali artar:

  • Menopoz döneminden sonra ortaya çıkan kistler
  • Her iki yumurtalıkta kist olması
  • İçi sıvı dolu kist yanında solid yapının saptanması
  • Etrafa yapışık yapıda ve kontürleri düzensiz olan kistler
  • Çok hızlı büyüme gösteren kistler
  • Karın içinde sıvı birikmesine yol açan kistler

Yumurtalık Kisti Ameliyatı Ne Kadar Sürer?

Laparoskopik yöntem ile gerçekleştirilen yumurtalık kisti ameliyatı süresi her hastada aynı olmaz. Genel olarak operasyon süresinin 1 saat ile 2,5 saat arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Ancak kistin yapısı, ebadı, türü, yumurtalığın hangi bölümünde yer aldığı gibi bilgilere bağlı olarak işlem süresi değişkenlik gösterebilir.

Örneğin çikolata kisti için gerçekleştirilen operasyon daha uzun sürer. Bunun nedeni kistin yapışkan bir yapıya sahip olmasıdır. Aynı zamanda işlem sırasında organları korumak gerektiğini de belirtmeliyiz. Bu nedenle organlara baskı yapacak kadar büyük olan kistlerin çıkarılması gerektiğinde de operasyon süresi uzayabilir.

Merak edenler için –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzinda-yara

Yumurtalık Kisti Ameliyatı Ölüm Riski Var mı?

Cerrahi operasyonların tamamı bazı riskler içerir. Risksiz bir ameliyat yoktur. Dolayısıyla yumurtalık kisti ameliyatı da kanama, enfeksiyon gibi çeşitli riskleri barındırıyor. Bununla birlikte ameliyat öncesinde uygulanan genel anestezinin de bası riskler taşıdığını belirtmek gerekiyor.

Ölüm riski tüm ameliyatlar için geçerli olmakla birlikte gerçekleşme olasılığı da hangi ameliyatın yapıldığına ve vücudun hangi bölgesine müdahale edildiğine bağlı olarak değişkenlik gösterir. Yumurtalık kistinin çıkarılmasına yönelik olarak gerçekleştirilen ameliyatta ölüm riski son derece düşüktür.

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

Çikolata kisti

Çikolata Kisti Nedir? Nasıl Oluşur? Belirtileri

Çikolata Kisti (Endometrium) rahim iç zarına verilen addır ve sağlıklı bir kadında her ay adet döneminde kanama ile birlikte dışarı atılır. Endometrium tabakasını oluşturan hücreler karın boşluğunda, yumurtalıklarda veya vücudun herhangi bir yerinde yani rahim dışına çıkar ve buralarda nohut benzeri nodüller oluşturursa bu hastalığa endometriozis adı verilir.

Endometrium hücreleri normal şartlarda sadece rahim içinde bulunur ve gebelik oluşması ihtimalinden karşın her ay rahim içini hazırlar. Döllenme olmadığı takdirde de adet kanaması ile birlikte her ay dışarı dökülür. Endometrium hücrelerinin rahim dışında büyümesi sonucunda nodüller içinde koyu renkli eskimiş kan birikir. Hastalığın çikolata kisti olarak adlandırılması da bu yüzdendir. Basit folikül kisteler gibi adet dönemi ile birlikte atılamaz ve kendiliğinden kaybolmazlar.

Çikolata kisti Türkiye’de ortalama 2 milyon kadının ortak dertlerinden biridir. Çikolata kistinden kaynaklanan karın ve kasık ağrısı kadınların yaşamını olumsuz etkilemekle birlikte interfilite yani kısırlığa neden olabiliyor.

Yumurtalıklar, yumurtlama işlevi ile ön planda olmasının yanı sıra androjen, östrojen, progesteron gibi birçok hormonun salgılanmasında çok önemli rol oynarlar. Endometriozisin yumurtalıklarda yerleşmesi hormon dengesinin de bozulmasına neden olur.

Çikolata kisti en bilindik hali ile kadın genital organlarında meydana gelen bir sağlık sorunu olsa da her zaman yerleşim yeri aynı olmayabilir. Genital bölge organlarından farklı yerlerdeki çikolata kistleri de kadınların yaşam kalitesinin düşmesini ve daha birçok sağlık sorununu beraberinde getirebilmektedir.

Çikolata Kisti Kimlerde Görülür?

Çikolata Kisti Kimlerde Görülür

Endometriozis, rahim iç tabakasını kapayan dokuya ait hücrelerin rahim dışına çıkarak burada çoğalması ve kitleleşerek kist haline dönüşmesidir. Rahim dışında gelişen çikolata kistlerinin en sık görüldüğü yerler alt karın boşluğu ya da yumurtalıklardır. Ancak bazı kadınlarda bağırsak, mesane hatta sezaryen dikişlerinde tutulum gösteren çikolata kistlerine rastlamak da mümkündür. Bu gibi genital bölge organlarından farklı yerlerdeki çikolata kistleri sık olmasa da karşımıza çıkması muhtemel bir sağlık sorunudur.

Çikolata kisti, çoğunlukla 18-45 yaş aralığında, hiç doğum yapmamış her 10 kadından 1’inde görülen bir hastalıktır. Ağrılı ve yoğun adet kanamasına neden olan endometriozis cinsel ilişki sırasında ağrı, alt karın ağrısı gibi sorunları da beraberinde getirerek kadının yaşam kalitesini azaltır.

Çikolata kisti, çoğunlukla spermin yumurta hücresini engelleyebilen bir konumda yerleşim göstermesinden dolayı kısırlık nedenleri arasında oldukça önemli role sahiptirler. Çocuk sahibi olamama şikayeti ile doktora başvuran hastaların ortalama yüzde 30 ile yüzde 50’sinde çikolata kisti tespit edilir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzi-kanseri

Çikolata Kisti Belirtileri Nelerdir?

Çikolata Kisti Belirtileri Nelerdir

Çikolata kistleri her hastada aynı belirtiyi vermez. Bunun asıl neden kistin yerleşim yeri ve boyutudur. Hatta bazı hastalar rutin kontrolleri sırasında endometriozis hastası olduklarını öğrenirler. Bu hastalarda endometriozis belirtileri görülmemiş ise ve hastanın bir yakınması yok ise kisti düzenli olarak takip etmek yeterli olmaktadır.

Ancak bazı endometriozis tanısı alan hastaların şikayetleri öylesine şiddetlidir ki acilen tedaviye başlanması gerekir. Bu hastaların en çok dile getirdikleri şikayetleri arasında karın ve kasık ağrısı, gaz, kabızlık gibi bağırsak sorunları, adet dönemin uzun ve yoğun kanamalı geçmesi, adet aralarında kanama gibi belirtileri endometriozis belirtisi olarak değerlendirilir.

Ancak bu belirtiler farklı birçok hastalığın da belirtisi olabileceğinden dolayı ayırıcı tanı için doktorunuzun yapacağı jinekolojik muayene gereklidir. Bazı hastalar farklı hastalıklardan kaynaklı sağlık sorunlarını çikolata kistinin belirtileri ile karşılaştırarak kendi kendisine tanı koymaya çalışsa da bu son derece yanlış bir davranıştır.

Genç kızlarda çikolata kisti görülmesi de nadiren de olsa karşılaştığımız bir olgudur. Özellikle genç kızların ağrılı adet görmesi normal karşılanır. Bu da uzun süre boyunca doktor kontrolünden uzak kalındığı için tanıyı geciktirir.

Çikolata kistinden bahsederken tek bir türden bahsetmek mümkün değildir. Hastalığın şiddeti, yayılma durumu ya da yayılma potansiyeli, yerleştiği bölge gibi farklı konular ele alınarak teşhis konulmalıdır. Ancak genel olarak her çikolata kistinde aşağı sayacağımız belirtilerden biri ya da birkaçı görülebilmektedir.

Çikolata Kisti (Endometrioma) Tedavisi

Endometrioma Tedavisi

Endometriozisin kalıcı ve kesin bir tedavisi yoktur. Nüks riski fazla olan bir hastalık olduğundan dolayı hiçbir hekim hastalığın tekrarlamayacağı garantisini veremez. İlaç tedavisi ile şikayetler azaltılabilse de genelde en etkili yöntem cerrahidir.

Özellikle endometriozis kaynaklı kısırlık ya da kistlerin 5 cm’den büyük olması, ca125 değerinin yüksek olması gibi durumlarda ameliyat en çok tercih edilen tedavi yöntemdir. Ancak bilinmesi gerekir sizin için en uygun tedavinin hangisi olduğuna hekiminiz karar verecektir. Ancak ameliyat öncesi yumurtalık rezervi ve yumurta kapasitesi iyi değerlendirilmelidir. Düşük geçmişi ve/veya çocuk sahibi olamama öyküsü olan kadınlarda olabildiğince ameliyattan kaçınılmalıdır.

Endometrioma ameliyatı laparoskopik yani kapalı ameliyat yöntemi ile yapılır. Bu nedenle iyileşe süresi oldukça kısadır ve hasta kısa sürede sağlığına kavuşur. Ancak yeniden belirtmek gerekir ki ameliyat dahi endometriozisin tam tedavisi konusunda garanti vermek için yeterli olamamaktadır.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzinda-yara

Ağrılı Veya Yoğun Kanamalı Geçen Adet Kanamaları

Ağrılı adet görme birçok kadının ortak yakınmalarından biridir ve normal bir durumdur. Ancak adet sürecinde ağrı, adetin başlangıcındaki ilk günlerle sınırlı olmalıdır. Ağrı süresi uzunsa, kanama şiddeti fazlaysa bu durum çikolata kistinin habercisi olabilmektedir. Adet öncesi dönemde kasılma, kramp tarzı ağrılar da endometriozis belirtileri arasında yer alır.

Cinsel İlişki Sırasında Ağrı

Endometriozis ileri evresinde hastaların cinsel yaşamalarını son derece olumsuz etkileyen bir hastalıktır. Çikolata kisti yayılımına ve bulunduğu bölgeye göre her hastada farklı şikayetlere yol açar. Çikolata kisti adı verilen ve yaklaşık 1 ila 4 cm’lik nodüller oluşturan hastalık genital bölgede ağrı ve hassasiyet oluşturarak cinsel ilişkini ağrılı geçmesine neden olur.

Hamile Kalmada Güçlük ve İnfertilite

Hamile Kalmada Güçlük

Hamilelik oluşması için yumurtalıktan yumurta salınımın olması ve yumurtanın fallop tüpleri boyunca ilerleyerek bir sperm ile döllenerek nihayetinde de rahim duvarına yerleşmesi gerekir. Çikolata kistlerinin bu süreçteki yollardan bir ya da birkaç bölgesinde yerleşmesi yumurta ile spermin birleşmesine engel olarak kısırlığa neden olabilmektedir. Bununla birlikte çikolata kisteleri yumurta ve sperm hücrelerine zarar vererek hücre yapısının bozulmasına da sebebiyet verebilmektedir.

Merak edenler için –> https://www.drismetyildirim.com/jinekolojik-muayene-ve-smear-testi

Bağırsak Alışkanlıklarında Değişmeler

Genital bölge organlarından farklı yerlerdeki çikolata kistleri en çok karın içi organlarda görülür. Bağırsakta çikolata kisti dışkılama güçlüğüne, sürekli karın ağrısına, tuvalete çıkma alışkanlıklarını değiştirerek kabızlık ve ishal gibi sorunlara neden olmaktadır. Genital bölge organlarından farklı yerlerdeki çikolata kistleri özellikle adet dönemi ve adet öncesi dönemde kendisini çok daha hissettirmektedir.

Uzun Süreli Kasık ve Karın Ağrısı

Pelvik ağrı da denen kasık ağrısı alt karın bölgesinde hissedilen ağrıları tasvir etmek için kullanılan bir ifadedir. Ara ara meydana gelen kasık ağrısı normal kabul edilir ve sık karşılaştığımız bir durumdur. Pelvik ağrının sürekli hale gelmesi ya da sıklaşması mutlaka araştırılması gereken bir durumdur. Kasık ağrısı bir hastalığın spesifik bir belirtisi olmasa çikolata kistlerinin en bariz belirtileri arasında yer alır.

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz konu ile alakalı diğer makalelerimiz:

Yumurtalık Kanseri

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

Histerektomi ameliyatı

Histerektomi Ameliyatı (Rahim Alınması) Nedir?

Histerektomi ameliyatı rahim alınması amacıyla gerçekleştirilen operasyondur. Çeşitli nedenlere bağlı olarak rahmin vücuttan tahliye edilmesi gerekebilir. Bu durumda kadınların doğurganlığı da sona erer. Çünkü rahim alındığında hamile kalma şansı da ortadan kalkar.

Bu nedenle hamilelik planlayan hastaların ameliyatın ertelenmesinin mümkün olup olmadığı konusunda doktoruna danışması gerekir. Her durumda ameliyatın ertelenmesi maalesef mümkün olmuyor. Rahmin alınması durumunda kadınlar adet görmezler. Şayet yumurtalıklar alınmadıysa hormonlar çalışmaya devam eder. Rahim ile birlikte yumurtalıkların da alınması gerektiyse bu durumda menopoz dönemi de başlayacaktır. Rahim alındığında cinselliğin nasıl etkilendiğine değineceğiz. Ancak öncesinde ameliyatın nasıl yapıldığı konusunda bilgi vermek gerekir.

Rahim (Uterus) Ne Demek?

Kadınlarda üreme sitemi uterus, serviks, fallop tüpleri ve yumurtalıklardan oluşur. Rahim kadınların üreme sistemlerinin bir parçasıdır. Aynı zamanda döllenmenin meydana gelmesinin ardından fetüsün geliştiği organ da rahimdir ve bu organ her ay gebelik için kendini hazırlar. Gebelik oluşmadığında ise bir yenilenme sürecine girer.

Adet dönemi ile döllenmeyen yumurta vücuttan atılır. Vücudun tüm organları gibi rahimde de kimi zaman çeşitli sağlık sorunları meydana gelebilir. Bu sağlık sorunlarından bazılarına bağlı olarak histerektomi ameliyatı gündeme gelebilir. Bu ameliyat zorunlu durumlarda gerçekleştiriliyor ve rahmin vücuttan çıkarılması prensibine dayanıyor.

Histerektomi Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Rahim alınması ameliyatı nasıl yapılır

Çeşitli tetkik ve muayenelerin ardından rahim alınması kararı verildiğinde hastanın durumuna en uygun teknik kullanılarak operasyon gerçekleştirilir. Bu ameliyat 4 farklı yöntemle yapılabiliyor. Bunlar;

  • Vajinal histerektomi
  • Laparoskopik histerektomi
  • Abdominal histerektomi
  • Robotik histerektomi

Robotik histerektomi laparoskopik yöntemin bir alt türü olarak kabul edilebildiği gibi farklı bir yöntem olarak da değerlendirilebiliyor. Elbette tüm bu yöntemler arasında iyileşme süresi en kısa olan robotik ya da laparoskopik teknikle histerektomi ameliyatı yapılmasıdır. Ancak her hasta için bu 4 yöntemin her biri uygun olmayabiliyor. Bu nedenle ameliyat tekniğine mutlaka hekim tarafından karar verilmesi gerekiyor. Rahmin alınmasına neden ihtiyaç duyulduğu yani hastadaki mevcut rahatsızlık da operasyon tekniğinin tercihinde belirleyici unsurlardan biridir.

Rahim Alınması Cinselliği Nasıl Etkiler?

Kadınlar rahim alınması operasyonundan ileride nasıl etkileneceklerini de merak edebiliyor. Özellikle ameliyatın cinselliği ne yönde etkilediği en çok merak edilen unsurlardan biri oluyor. Elbette bu operasyonda vajinaya müdahale edilmiyor. Sadece rahim ve şayet gerekiyorsa yumurtalıklar alınıyor.

Bu nedenle histerektomi ameliyatı cinsel yaşamı sona erdiren bir operasyon değildir. Sadece ameliyatın yapıldığı ilk günlerde bir süre boyunca stres ve gerginlik gibi nedenlerle cinsel isteksizlik olabilir. Ancak sonrasında kadınların eski cinsel yaşamlarına geri dönmeleri mümkün olacaktır. Rahim alındığında gebe kalma şansı da % 100 ortadan kalkıyor ve bu nedenle doğum kontrol hapı kullanımı gibi gebeliği önlemeye yönelik kontrol yöntemlerini kullanmaya gerek kalmıyor.

Okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-duvari-kalinlasmasi

Rahim Alınması Ameliyatı Zor mu?

Rahim alınması ameliyatı zor mu

Günümüzde tıp teknolojisinin ilerlemesi ile birlikte çok sayıda ameliyat çok daha kolay bir şekilde tamamlanıyor. Bunlardan biri de rahim alınması operasyonudur. Geçmiş yıllar ile kıyaslandığında bu ameliyatın artık daha kolay yapıldığını ve hastalar açısından iyileşme sürecinin de daha konforlu olduğunu belirtebiliriz.

Ancak elbette ameliyat sonrasında hafif ağrı gibi bazı şikayetler olabilir. Bu durumda doktor tarafından reçete edilen ağrı kesici ilaçlar kullanılabiliyor. Bununla birlikte histerektomi ameliyatı esnasında rahim ile birlikte hangi dokuların alındığı da ameliyatın zorluk derecesinde etkili oluyor. şayet serviks yani rahim ağzı, yumurtalıklar gibi dokuların da alınması gerektiğinde operasyon biraz daha zorlaşabilir. Bu durumda ameliyat süresi de biraz daha uzayacaktır.

Laparoskopik Histerektomi Nedir?

Halk arasında “kapalı yöntem” olarak da bilinen laparoskopik histerektomi ameliyatı karın içinin mikro boyutta bir kamera ile görüntülemesi yoluyla gerçekleştiriliyor. Göbek bölgesine küçük kesiler uygulanıyor ve kesi uygulanan yerden karın içinin görüntülenmesini sağlayan kamera yerleştiriliyor. Ardından ahim bağlarından ayrılarak vajinadan dışarı çıkarılıyor.

Açık yöntem ile kıyaslandığında hasta açısından çok daha konforlu bir seçenek olan laparoskopik ameliyat yönteminde vücuda çok küçük kesiler uygulanıyor. Dolayısıyla iyileşme süresi de daha kısa oluyor. Bu yöntemde iyileşme döneminde ağrının daha az olduğunu, enfeksiyon riskinin de daha düşük olduğunu söyleyebiliriz. Ameliyatın laparoskopik yöntemle yapılması durumunda hastanın günlük yaşama geri dönme süresi de daha kısa olur.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzi-kanseri

Rahim Neden Alınır?

Rahim neden alınır

Pek çok farklı nedene bağlı olarak rahim alınması ameliyatı yapılabilir. Bu nedenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Jinekolojik Kanserler

Rahmin endometrium adı verilen bölgesinde hücrelerin kontrolsüz bir şekilde çoğalarak yayılması yani kanser bu ameliyatın yapılmasını ve rahmin vücuttan tahliye edilmesini gerektirebiliyor. Rahim kanseri, yumurtalık kanseri ya da rahim ağzı kanseri durumunda ameliyat yapılabilir.

Myom

Rahmin alınmasının en yaygın nedeni iyi huylu tümörler olan myomlardır. Kimi zaman hiçbir belirti vermezken kimi zaman ağrı, kansızlık, kanama gibi şikayetlere yol açan myomlar her durumda rahim alınmasına neden olmayabilir.

Çikolata Kisti (Endometriozis)

Hastalarda geçmeyen şiddetli ağrıya neden olabilen çikolata kisti de her hastada olmasa bile bazı hastalarda rahmin vücuttan tahliye edilmesini zorunlu kılabiliyor.

Rahim Sarkması (Pelvik Organ Prolapsusu)

Rahmi tutan pelvik taban kaslarının zayıflaması rahim sarkmasına yol açabiliyor. Hastalığın derecesine bağlı olarak tedavi seçenekleri değerlendirilir ve rahmin alınması da bu seçeneklerden biridir.

Bu konuyla ilgili detaylı bilgi için –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-sarkmasi

Anormal Rahim Kanaması

Çeşitli faktörlere bağlı olarak rahimde anormal bir kanama olması durumunda öncelikle ilaç ve hormon tedavileri gibi yöntemler tercih ediliyor. Tedaviye yanıt alınamadığında ise hastanın yaşam kalitesine yeniden kavuşabilmesi için rahmin alınmasına (histerektomi ameliyatı) gereksinim doğabiliyor.

Endometriyal Hiperplazi

Rahmin içi endometrium adlı zarın patolojik bir şekilde kalınlaşması maalesef kanser için harika bir zemin hazırlayabiliyor. Böyle durumlarda hastanın yaşı da dikkate alınarak histerektomiye başvurulabiliyor.

Doğum ve Gebeliğe Bağlı Komplikasyonlar

Çok yaygın şekilde görülmese de gebeliğe ya da doğuma bağlı komplikasyonlar durumunda acil olarak rahmin alınmasına gerek duyulabilir.

Vajinal Histerektomi

Vajinal histerektomi

Her hasta vajinal histerektomi ameliyatı için uygun değildir. Bu yöntemde vajinadan kesi uygulanıyor ve rahim dokusu çıkarılıyor. Kimi zaman karın bölgesinden kamera ile girilmesi yani laparoskopik destekli olarak vajinal histerektominin yapılması da mümkün olabiliyor. karından yapılan ameliyata nazaran iyileşme süresinin daha kısa olduğunu ve komplikasyon riskinin de daha düşük olduğunu belirtebiliriz. Bu operasyon da genel anestezi altında gerçekleştirilir ve hastanın acı hissetmesi asla mümkün olmaz.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtalik-kanseri

Total Abdominal Histerektomi

Terminolojide kısaca TAH olarak adlandırılan total abdominal histerektomi rahmin tamamının karından yapılan kesi ile alınması işlemidir. Dünya genelinde rahim alınması işlemlerinin yaklaşık olarak % 60’ı bu yöntemle gerçekleştiriliyor.

Rahim Ameliyatı Sonrası Ağrılar Ne Kadar Sürer?

Hastaları en çok endişelendiren durumlardan biri de histerektomi ameliyatı sonrasında yaşanan ağrıdır. Ağrının süresi, hangi ameliyat tekniğinin tercih edildiğine bağlı olarak değişebilir. Açık ameliyatta ağrının süresi biraz daha uzun olur. Genellikle ağrının ilk 10 gün içerisinde azalarak ortadan kalktığını ve en fazla 3 haftaya kadar ağrı hissedildiğini belirtebiliriz. Kapalı teknikle yapılan ameliyatlarda ise birkaç gün içerisinde ağzı belirgin düzeyde azalıyor. Rahmin alınması ile ilgili sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://en.wikipedia.org/wiki/Hysterectomy

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

erkek tipi kıllanma

Erkek Tipi Kıllanma (Hirsutizm) Nedir?

Erkek tipi kıllanma kadınların yaklaşık olarak % 10’unda görülen, vücudun yüz, göğüs ve sırt bölgesinde koyu renkli ve kalın kılların büyümesidir. Çene kemiğinin üstü, dudakların üstü, göbek çevresi, göğüs kafesinin üstü, yanaklar, sırt ve kalça bölgesi, erkek tipi kıllanma bölgeleridir.

Normalde kadınların vücudunun bu bölgelerinde kıllanma meydana gelmez. Dolayısıyla böyle bir kıllanma söz konusu olduğunda bu durum bir hastalık belirtisi olarak değerlendirilir ve altında yatan unsurun tespit edilmesi gerekir.

Kadınlar için son derece rahatsız edici olan aşırı kıllanma yani hirsutizm durumunda genellikle epilasyon merkezlerinde ya da güzellik salonlarında çözüm aranıyor. Oysa aşırı kıllanma bir hastalık belirtisidir ve mutlaka bu hastalığın tedavi edilmesi gerekir. Tedavinin nasıl yapıldığını aktaracağız ancak öncesinde neden bu sorunun ortaya çıktığına değinelim.

Erkek Tipi Kıllanma Neden Olur?

Erkek tipi kıllanma neden olur

Kadınlarda erkek tipi kıllanma pek çok farklı unsura bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Akıllara gelen ilk faktör ise hormonlar oluyor. Çünkü androjen hormonunun fazla salgılanmasına yol açan hastalıklar bu problemin en yaygın nedenidir.

Kadınlarda son derece yaygın görülen polikistik over sendromunun belirtilerinden biri de aşırı kıllanmadır. Bazı kadınlar için söz konusu problem genetik bir miras da olabiliyor. Yapılan testlerde hiçbir hormonal bozukluk ya da hastalık bulunmadığı halde genetik faktörlerden kaynaklı olarak idiyopatik hirsutizm yani genetik aşırı kıllanma sorunu ortaya çıkabiliyor.

Bununla birlikte minoksidil, danazol, testosteron, metenolon, dehidroepiandrosteron-DHEA içeren bazı ilaçların kullanımı da erkek tipi kıllanma sorununu beraberinde getirebiliyor. Ender durumlarda androjen içeren topikal ürünler kullanan erkeklerin partnerlerinde de bu sorun ortaya çıkabiliyor. Bunun nedeni ciltten cilde temas yolu ile geçebiliyor olmasıdır. Sonuç olarak mutlaka doktora başvurulması ve altta yatan unsurun tespit edilmesi gerekiyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/plt-nedir-trombosit

Tedavisi Var mıdır?

Kadınlarda erkek tipi kıllanma bir hastalık değil, hastalık belirtisidir. Bu nedenle tedavi hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik olarak uygulanır. Bu durumda kıllanma sorunu da kendiliğinden ortadan kalkabilir ya da kozmetik tedavi yöntemlerinden destek alınması gerekebilir. Ancak çoğunlukla vücudun hormon dengesinin düzelmesi ile birlikte kıllanma sorunu da yok oluyor. Bunun için tedavinin tamamlanmasını beklemek gerekir.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Kadınlarda kıllanma konusu oldukça sıkıntı veren ciddi bir problemdir. Her yaşta değişik sebeplere bağlı olarak meydana gelebilir. Ancak sıklıkla karşılaştığımız problem genetik faktörler olup annesinde ve kızında kıllanmanın fazla miktarda görülmesidir.

Özellikle güney bölgelerinde yaşayan esmer popülasyon da kıllanma daha fazladır. Bunun dışında bazı jinekolojik problemlere bağlı olarak kıllanma problemi meydana gelebiliyor. Polikistikover adı verilen tembel yumurta durumunda, bazı genetik hastalıklar da, yumurta veya böbrek üstü bezinden kaynaklanan iyi ve kötü huylu tümörlerde aynı şekilde kıllanma fazla olabilir.

Bazı hormon testleri ve ultrasonografik tetkikler yapılarak sebep bulunmaya çalışılır. Sebebe yönelik tedavi yapılır. Tıbbi tedavi veya cerrahi tedavi ilave olarak epilasyon tedavileri hep beraber değerlendirilir.

Hirsutizm Hangi Hastalığın Habercisidir?

Hirsutizm hangi hastalığın habercisidir

Kadınlarda erkek tipi kıllanma belirtisi gösteren hastalıkları şu şekilde sıralayabiliriz:

Polikistik Over Sendromu (PKOS)

Aşırı kıllanmanın kaynağına dair yapılan incelemelerde en sık karşılaşılan hastalık budur. Bu hastalıkta överler düzenli olarak yumurtlama evresine geçmiyor ve kandaki androjen hormonu seviyesi de yükseliyor.

Hipertekozis

Bu hastalığın semptomlarından biri de kadınlarda aşırı kıllanma olmasıdır. Yumurtalığın büyümemesi ya da çok az büyümesi, dışında bulunan kapsül yapının çok kalınlaşması gibi bir tablonun ortaya çıktığı bu hastalık, polikistik over sendromunun ilerlemiş hali olarak da tanımlanabilir. Bu hastalık, vücutta insülin direncinin artması ve göğüs, karın ile sırt bölgesinde kıllanma olması gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Yumurtalık ya da Böbrek Üstü Tümörleri

Kadınlarda hormonal yapıyı en çok etkileyen organ overler oluyor. Bu organda küçük bir tümör olması bile vücudun tüm hormon dengesini etkiliyor. Aynı şekilde böbrek üstü bezlerde oluşan tümörler de hormonal dengeyi alt üst edebiliyor ve buna bağlı olarak vücutta erkek tipi kıllanma sorunu ortaya çıkabiliyor.

Adrenal Hiperplazi

Böbrek üstü bezler tarafından salgılanan enzimlerin doğuştan bozuk olması şeklinde tanımlanabilecek bu hastalık kız çocuklarda erkeksi bir görünüme yol açıyor. Bu çocuklarda testosteron hormonu seviyesi yüksek oluyor ve tedavi edilmemesi durumunda çocuklar yetişkin olduklarında da erkek tipi kıllanma problemi devam ediyor.

Tiroid Bezi Hastalıkları

Boynun iki tarafında bulunan tiroid bezleri vücudun hormon dengesini sağlamakla görevlidir. Tiroid bezlerinin aşırı çalışması (hipertiroidizm) ya da az çalışması (hipotiroidizm) hormon dengesini de bozuyor. Haşimato, tiroid nodülleri ya da guatr da kıllanmaya yol açan hastalıklar listesinde yer alıyor.

Mutlaka okumalısınız –> https://www.drismetyildirim.com/polikistik-over-sendromu-ameliyati-nedir

Normal Kıl Büyümesi Nasıl Olmalıdır?

Normal kıl büyümesi nasıl olur

İnsanlar doğduklarında yaklaşık olarak 50 milyon kıl köküne sahiptir. Yaşın ilerlemesi ile birlikte kıl köklerinde azalmalar meydana gelir ve özellikle 50 yaş üstünde bu azalma daha belirgindir. İnce tüyler ile kıllar birbirinden farklıdır. İnce tüyler hormonlardan bağımsızdır ve hem kadınlarda hem de erkeklerde aynı olur.

Kalın formda olan kıllar ise erkeklerde vücudun daha fazla bölgesine yayılım göstermiştir. Kadınlarda kıllanma daha az bölgede olur ancak hirsutizm durumunda kadınlarda hem mevcut kıllanma bölgelerinde kıl sayısı artar hem de daha fazla vücut bölgesinde kıl çıkmaya başlar.

Hormon Dengesi ve Tüylenme

Hormonların vücuttaki tüylenme üzerinde en belirleyici unsur olduğunu belirtmek gerekiyor. Kızlarda ergenlik döneminde ilk adetin hemen öncesinde koltuk altı ve kasık bölgesinde kıllar çıkar. Kıllanmayı tetikleyen ise androjen hormonudur. Androjen hormonu hem kadınlarda hem de erkeklerde bulunur ancak erkeklerde bu hormon daha fazladır.

Zira erkeklerde daha fazla kıl bulunmasının nedeni de bu hormonun fazlalığıdır. Testosteron hormonu ile östrojen hormonu ise kılların erkeklerde ve kadınlardaki dağılımında belirleyici olan hormonlardır. Kadınlarda hirsutizm problemine yol açan sanıldığı gibi östrojen hormonu değil androjen hormonunun fazla olmasıdır.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/adet-duzensizligi-neden-olur

Aşırı Kıllanma Nasıl Tedavi Edilebilir?

Öncelikle hirsutizm durumunda ilaç tedavisi ile kozmetik tedavinin bir arada uygulanması yöntemi tercih edilebilir. İlaç tedavisinde genellikle doğum kontrol hapları, anti-androjen içeren ilaçlar kullanılıyor. Bu ilaçların etkili olabilmesi için de en az 6 ay düzenli olarak kullanılması gerekiyor.

Kimi zaman vücudun hormon dengesini bozan tümörler ve benzer oluşumların cerrahi müdahale ile vücuttan tahliye edilmesi de gerekebiliyor. Kozmetik tedavi ise lazer epilasyondan faydalanılarak tüy köklerinin yok edilmesi ya da tüy dökücü kremlerin kullanılması gibi metotlardır. Ancak lazer epilasyon kalıcı bir çözüm sunduğundan daha fazla tercih ediliyor.

İlaç tedavisi ise erkek tipi kıllanma durumunda yeni kıl köklerinin oluşmasını engellemeye yönelik olarak tercih ediliyor. Sadece kıllara odaklanarak kozmetik yöntemlerden faydalanmak maalesef bir çözüm olmaz. Öncelikle bu soruna yol açan unsurun ya da unsurların ortadan kaldırılması gerekiyor. Bunun için de mutlaka doktora başvurmalı ve nedenlerinin araştırılmasını sağlamalısınız.

Merak edersiniz diye düşündük –> https://www.drismetyildirim.com/miyom-nedir

Hirsutizmde Hangi Testler Yapılır?

Hirsutizm hangi testler yapılır

Hastada hirsutizm gelişmesinin nedenlerini araştırma adına bir dizi test yapılması gerekebilir. Hangi testlerin yapılacağına hekim tarafından karar verilecektir. İstenebilecek testleri ise şu şekilde sıralayabiliriz:

Testosteron Testi

Sadece erkek tipi kıllanma değil ses kalınlaşması, kaslarda büyüme gibi belirtiler de gösterebilen testosteron artışı yapılan bu test ile belirlenebiliyor.

Progesteron Testi

Hormonlarda bir dengesizlik olup olmadığının anlaşılması için kandaki progesteron miktarının değerlendirilmesine gerek duyulabilir ve bu testi yaptırmanız istenebilir.

Prolaktin

Aşırı kıllanma sorunu yaşayan kadınlarda prolaktin yüksekliği olup olmadığının mutlaka tespit edilmesi gerekiyor.

Tiroid Testleri

Daha önce de değindiğimiz gibi tiroid bezleriyle ilgili sorunlar hormon dengesini de etkiliyor. Bu nedenle tanı konması için tiroid testinin yapılması gerekir.

İnsülin Tetkikleri

İnsülin dengesizliği hormonal düzensizliğe yol açar. Hastalarda insülinin kontrol edilmesinin nedeni budur.

Ultrasonografi

Hormonları etkileyen organların fiziki olarak gözden geçirilmesi için ultrasonografiden yardım alınır. Konuya dair tüm sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com
Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97

Miyom

Miyom Nedir? Belirtileri Nelerdir? Tedavisi Nasıldır?

Miyom rahimde meydana gelen anormal düz kas çoğalmasıdır ve en sık görülen kadın hastalıklarından biridir. Miyomları iyi huylu tümörler olarak da tanımlayabiliriz. Rahimde intramural, subseröz, intrakaviter, saplı gibi farklı yerleşimler gösterebilen miyomlar her yaşta görülebilir. Ancak genellikle 30 ile 40 yaş arasında daha yaygın şekilde görüldüğü de biliniyor. Vücudun hormonal durumundan etkilenebilme özelliğine sahip olan bu tümörler menopoz döneminden sonra ise küçülme eğilimine giriyor.

Menopoz döneminden sonra büyüme eğilimine giren miyomların ise kötü huyluya dönüşebilme olasılığı nedeniyle mutlaka düzenli olarak takip edilmesi gerekiyor. Genel olarak bu tümörlerin kanserleşme olasılığı ise 1000’de 1’dir. Fakat düşük bir olasılık da olsa kanserleşme riski nedeniyle takiplerinin düzenli olarak yapılması büyük önem taşıyor.

Bu arada miyomların tekrarlama riski de mevcuttur. Ameliyat ile miyomların alınmasının ardından ilk 5 yıl içerisinde tekrarlama olasılığının %20 ile %25 dolaylarındadır. Tedavi sırasında gözle görünen tüm tümörler temizlenebilir. Ancak henüz gözle görünmeyecek kadar mikroskobik boyutlarda olanlar temizlenemediğinden zaman içerisinde büyüyebilir.

Miyom Neden Oluşur?

Miyom neden oluşur

Üreme döneminde olan kadınlarda yaklaşık olarak görülme olasılığı % 20 dolaylarındadır. Elbette tanı konduğunda kadınlar bu tümörlerin neden oluştuğunu da merak ediyor. Ancak miyomların nedeninin henüz tam olarak bilinemediğini belirtmek gerekiyor. Genetik faktörler bu oluşumda etkili ve bu nedenle hastaların aile öyküsü de miyom tanısı konmasında önem taşıyor. Bununla birlikte söz konusu tümörlerin hormon bağımlı bir özelliği de var. Menopoz döneminden sonra küçülme eğilimine girmeleri östrojen hormonundan ziyadesiyle etkilendiklerini düşündürüyor.

Yapılan araştırmalara bakıldığında obez kadınlarda ve daha önce hiç doğum yapmamış olan kadınlarda miyom daha sık görülüyor. Boyutları ise her hastada farklı olabiliyor. Miyomların boyutları ve rahimde nerede yerleşim gösterdiklerine bağlı olarak bazı riskler doğurabildiklerini de söyleyebiliriz. Örneğin büyük boyutlarda olan ve rahimde kavite boşluğuna baskı uygulayan miyomlar kısırlığa neden olabiliyor. Bununla birlikte düşük ya da tekrarlayan gebelik kaybı gibi sorunlara yol açabildiği gibi erken doğuma da neden olabildiklerini söyleyebiliriz.

Bilginiz olsun –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-sarkmasi

Miyom Belirtileri Nelerdir?

Hastalarda miyom olduğunda rahmin kasılma yeteneği de olumsuz etkilenebiliyor. Buna bağlı olarak da adet düzensizliği ortaya çıkabiliyor. Kadınların büyük bölümü uzun ve şiddetli adet kanaması şikayeti ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurduklarında rahimde miyom olduğunu öğrenirler. Şiddetli kanamalara bağlı olarak kansızlık şikayeti de oraya çıkabilir. Anemi genellikle şiddetli ve uzun süren adet kanamalarının normal olduğunu düşünen ve uzun süre doktora başvurmayan kadınlarda görülüyor.

Büyük boyutlara ulaşan miyom ise şu belirtiler ile kendini gösterir:

  • Karın bölgesinde şişlik ve ağrı olması
  • Kabızlık
  • Gaz çıkarma ile ilgili şikayetler
  • Bazı böbrek sorunları
  • Sıklıkla idrara çıkma

Kavite içinde yer alan sağlı miyomlar ise kendini daha farklı belirtiler ile gösterebiliyor. Örneğin saplı miyomların rahim kavitesinin dışına çıkabildiğini söyleyebiliriz. Cinsel ilişki sonrasında kanama olması, enfeksiyon gibi belirtiler de görülebiliyor. Enfeksiyona bağlı olarak kötü kokulu vajinal akıntı da ortaya çıkabiliyor.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Miyom 35 li yaşlardan sonra her 5 kadından 2 sinde görülen rahim kas tabakasından kaynaklanan iyi huylu bir tümördür. Sebep genellikle genetiktir annesinde var ise kızında ve kardeşlerinde de olma ihtimali yüksektir. Rahim içinde yerleşim yerine göre şikayetlere sebebiyet verir.

Rahim iç tabakasına yerleşenler aşırı kanama yapar iken kas tabakasına yerleşenler ağrıya sebebiyet verir. Aşırı büyüme durumunda etraf organlara zarar verebilir, gebe kalma konusunda sıkıntı yaratabilir. İlaç tedavisi yoktur. Kansızlık, hızlı büyüme ve ağrı gibi durumlara sebebiyet veriyorsa cerrahi ile çıkarılması uygun olur. Değişik ameliyat şekilleri vardır. Şikayet vermeyen miyomlar takip edilir. Menopoza giren kadınlar da miyom kendi kendine gerileyebilir. Kadınlarda düzenli periyodik kontroller yapılması teşhisin erken konmasını sağlar.

Şu makaleyi de okumanızı öneririm –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-kanseri

Miyom Tedavisi Var mıdır?

Miyom tedavisi varmıdır

Tedavi aşamasına geçmeden önce mutlaka rahimde miyom tanısının konması ve miyomun incelenmesi gerekiyor. Pelvik muayene, ultrason görüntülemesi ile tanı konması mümkün olabildiğinden mutlaka çok ileri tetkiklerin yapılmasına çoğu zaman gerek duyulmaz. Ancak miyomun yerleşim yerine, hastanın yaşına ve şikayetlerine bağlı olarak üç boyutlu USG çekilmesine, MR ve tomografi görüntülemelerine de gereksinim olabilir.

Hastaya miyom tanısı konmasının ardından hastanın yaşı, semptomlar, miyomun boyutu ve yerleşim gösterdiği yer dikkate alınarak tedavi seçenekleri değerlendirilir. Şayet çok ani bir büyüme söz konusu ise ya da kötü huylu tümöre dönüşüm saptanırsa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale yapılması ve miyom oluşumunun vücuttan tahliye edilmesi gerekebilir.

Bununla birlikte miyomların daha önce değindiğimiz gibi kısırlığa yol açması da söz konusu olabiliyor. Döllenmeyi engelleyecek bir yerde bulunan miyomların da kısırlık sorununu ortadan kaldırmak amacıyla ameliyat ile alınması gerekebilir. Kısacası miyomların medikal ve cerrahi tedavi yöntemleri ile tedavi edilmesi mümkündür. Hastanın durumu değerlendirilerek en ideal tedavi seçeneği kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından uygulanacaktır.

İlginizi çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtalik-kanseri

Rahimde Miyom Ameliyatı

Öncelikle rahimde miyom olması durumunda hastanın mutlaka ameliyat olması gerekmez. Ameliyat kararı alındığında ise cerrahi müdahale hastaya en uygun teknikle gerçekleştirilir. Açık, kapalı, BAE ya da histeroskopi yöntemleriyle ameliyat yapılabiliyor. Hastanın çocuk sahibi olmak isteyip istememesi de cerrahi müdahale tekniğinin belirlenmesinde önem taşıyor. Çünkü sadece miyomun vücuttan tahliye edilmesine alternatif olarak rahmin tümüyle çıkarılması da tercih edilebilir. Ancak bu durumda hasta doğurganlık özelliğini de kaybeder ve bir daha hamile kalamaz.

Histeroskopi

Bu miyom ameliyatı yöntemi, hastada şiddetli ağrıya ya da şiddetli kanamaya neden olan miyomlar vajinal yoldan girilerek çıkarılması şeklinde uygulanıyor. Bu yöntemde özel bir görüntüleme sistemi kullanılıyor ve rahim altında ya da rahmin iç kısmında yerleşim göstermiş olan miyomlar görüntülenebiliyor.

Kapalı Ameliyat

Laparoskopik ya da robotik cerrahi yöntemi ile ameliyat yapılabiliyor. Şayet miyom ebatları 4-5 cm’den büyükse miyomun rahim yatağından çıkarılması sağlanıyor. Ardından bu bölgede mevcut olan kanamaya da müdahale edilebiliyor.

Açık Ameliyat

Miyomların çok büyük boyutlarda olması, göbeğin üst kısmına kadar ilerlemesi gibi durumlarda diğer ameliyat teknikleri sakıncalı olabiliyor. Bu nedenle cerrahi müdahalenin açık teknikle yapılması gerekiyor. Hastaya kesi uygulanması ve miyomların çıkarılmasının ardından dikiş uygulaması yapılması ile operasyon tamamlanıyor. Açık teknikle yapılan ameliyatlarda hastanın iyileşme süresi daha uzun olur. Bu nedenle zorunlu olmadıkça ameliyatın diğer tekniklerle yapılması tercih edilir.

Uterin Arter Embolizasyonu (BAE)

Çok ender durumlarda girişimsel radyolojik teknikler kullanılabilir. kasık damarından girilerek katater yardımı ile miyomu besleyen damarlar kapatılır. Bu sayede miyomun büyümesi engellenebiliyor ve hatta miyomun küçülmesi bile sağlanabilir. Bu yöntem uygulandığında semptomların % 90 oranında azaldığı gözlemlenir.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzi-kanseri

Miyom Çok Ağrı Yapar mı?

Miyom çok ağrı yapar mı

Kadınlarda rahimde miyom olması durumunda çoğu zaman şiddetli ağrı yaşanmaz. Ancak bazı hastalarda özellikle adet dönemlerinde günlük hayatı sıkıntıya sokabilecek düzeyde ağrı meydana gelebiliyor. Aynı zamanda ender görülmekle birlikte bazı hastalarda sırt ağrısı şikayeti de ortaya çıkabiliyor.

Cinsel ilişki esnasında ya da sonrasında ağrı yaşanması da söz konusu olabilir. Bu nedenle miyom ağrıya neden olabilen bir rahatsızlıktır. Rahmin hangi bölgesinde yer aldığı, ebatları, rahimde baskı yaptığı dokular gibi unsurlar ağrıya neden olup olmadığı ya da ne oranda ağrı yaptığı konusunda da belirleyici olabiliyor.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzinda-yara

Miyom Kanama Yapar mı?

Miyomun en tipik belirtisi kanama olduğundan rahimde miyom sorunu yaşayan kadınlar adet dönemlerinde şiddetli kanama sorunu yaşayabiliyor. Aynı zamanda bu tümörler adet döneminin uzun sürmesine de neden olabiliyor. Zira kadınlarda şiddetli ve uzun süre adet kanamasına bağlı olarak kansızlık ve çabuk yorulma gibi sorunlar yaşamaları da bundan kaynaklanıyor.

Aşırı kanama şikayetine yol açan miyom cerrahi müdahale ile alınmalıdır. Çünkü şiddetli kanamadan kaynaklı olarak daha farklı sağlık sorunları da ortaya çıkabilir. Konuya dair sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar:
https://en.wikipedia.org/wiki/Uterine_fibroid

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Rahim ağzında yara

Rahim Ağzında Yara Nedir? Tedavisi Nasıldır?

Rahim ağzında yara yani servisit çoğu zaman enfeksiyona bağlı olarak gelişir ve rahim ağzı dokusunun iltihabı şeklinde tanımlanabilir. İrritasyon ya da travma sonrasında da ortaya çıkabiliyor ve yaygın şekilde vajinal akıntı ile kendini belli ediyor. Tedavisi ise basit cerrahi müdahaleler ile yapılabiliyor ve kısa bir iyileşme süreci sonrasında hastanın günlük hayatına dönmesi mümkün olabiliyor. Aktif cinsel yaşamı bulunan tüm kadınların bu rahatsızlık için uygun bir aday olduğunu belirtebiliriz.

Rahim Ağzında Gerçekten Bir Yara Var mıdır?

Rahim ağzında yara ve kanser

Toplumda sıklıkla görülen rahim ağzında yara kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının sıklıkla karşılaştığı problemler arasında yer alıyor. Halk arasında ‘yara’ olarak adlandırılan ise aslında bu bölgede kızarık ve pürüzlü bir görünümün oluşmasıdır. Vajinanın yassı epitel hücreleri irritasyon, travma ya da enfeksiyon gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak değişim gösteriyor ve bu değişim de rahim ağzında pürüzlü bir yüzey görünümü ortaya çıkmasına neden oluyor. Kimi zaman rahim ağzı görünümünün üzeri kanlı ve kadifemsi de olabiliyor.

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalemize aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Tıkla –> Kızlık zarı zedelenmesi

Rahim Ağzında Yara (Servisit) Neden Oluşur?

Rahim ağzında yara neden oluşur

Hangi unsurların rahim ağzında yara oluşumuna neden olduğu halen tam olarak bilinemiyor. Fakat enfeksiyonun son derece etkin bir faktör olduğunu belirtmek gerekir. Çeşitli unsurlara bağlı olarak rahim ağzı bölgesinde gelişen enfeksiyonlar neticesinde bu sorun sıklıkla ortaya çıkıyor. Genel olarak 3 mikroorganizmalar da servisite sebebiyet verebiliyor. Bunlar;

  • Klamidya
  • Gonore
  • Trikomonas

Bununla birlikte sık cinsel ilişkinin de servisit nedenleri arasında yer aldığını belirtebiliriz. Vücudun hormonal açıdan çeşitli değişimler geçirmesi yine böyle bir sonuç doğurabiliyor. Son yıllarda bazı kimyasal faktörlerin de rahim ağzında yara oluşumuna neden olduğu anlaşıldı. Özellikle prezervatif üzerinde bulunan kimyasal maddelere bağlı olarak da kadınlarda bu rahatsızlık ortaya çıkabiliyor. Vücudun bazı maddelere gösterdiği alerjik reaksiyonlar neticesinde de rahim ağzı bölgesinde yara oluşabiliyor.

Aşağıdaki bir diğer makalemize de göz atabilirsiniz.

Tıkla –> Kızlık zarı dikimi

Rahim Ağzı Yarası Hangi Belirtilere Sebep Olur?

Rahim ağzında yara belirtileri

Öncelikle rahim ağzında yara belirtilerinin spesifik özellikler taşımadığını belirtmek gerekiyor. Pek çok farklı rahatsızlık durumunda da ortaya çıkabilen belirtiler gözlemlendiği için hastada sadece akıntıya neden olabiliyor. Farklı bir şikayete neden olmadığı için de kimi zaman rutin kontrol muayeneleri esnasında tanı konuyor.

Çünkü akıntı hastaların çok fazla ciddiye aldıkları bir belirti değildir. Adet dönemi sonrasında oluşan akıntı birçoğu zaman bir hastalık habercisi olarak değerlendirilmediği için hastalar doktora başvurma gereği duymuyor. Bu durum pek çok hastalıkta erken tanının önündeki önemli bir engele dönüşüyor. Oysa vajinal akıntı servisitin en önemli belirtisidir.

Hafif vakalarda herhangi bir belirti olmasa da genel olarak servisit belirtilerini şu şekilde listeleyebiliriz:

  • Yaranın büyük olması durumunda cinsel ilişki sırasında ya da sonrasında kanama olması
  • Adet dönemi dışında lekelenme şeklinde kanama olması
  • İdrar yapma esnasında yanma hissi
  • Vajinal bölgede kaşıntı

Rahim Ağzı Yarası Kimlerde Daha Sık Görülür?

Her yaşta görülebilen rahim ağzında yara genetik faktörlere bağlı olarak da ortaya çıkabiliyor. Annesinde yara olan bir kadınlarda yara olması beklenir. Özellikle hiç ilişkiye girmemiş genç kızlarda yara olması genetik faktörleri akla getirir. Sık vajinal enfeksiyon geçiren ya da birden fazla doğum yapa kadınlarda daha yaygın görüldüğünden söz edilebilir. Çeşitli nedenlerle rahim ağzı tahriş olan kadınlar ve sık cinsel ilişki yaşayan kadınlarda da bu problem daha yaygın biçimde ortaya çıkabiliyor.

Doğum kontrol hapı kullanımı ise rahim ağzı kanalında salgı yapan hücrelerin çoğalmasına neden olabiliyor ve dolaylı yoldan da olsa rahim ağzında yara oluşumu riskini artırıyor. Doğum kontrol hapı kullanan ya da spiral bulunan kadınlarda da bu rahatsızlığın daha sık görüldüğünü belirtebiliriz.

Yumurtalık kanseri nedir? kimlerde görülür? belirtileri nelerdir? detaylı bilgi için aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz.

Tıkla –> Yumurtalık kanseri

Rahim Ağzında Yara Tedavisi Nasıl Yapılır? Ne Kadar Sürede İyileşir?

Rahim ağzında yara servisit ne kadar sürede iyileşir

Elektrokoter ile sorunlu bölgenin yakılması ya da kriyoterapi ile dondurulması rahim ağzında yara tedavisinde kullanılan küçük cerrahi yöntemlerdir. Hangi tedavinin uygulandığına ve rahim ağzında yaranın büyüklüğüne bağlı olarak iyileşme süresinin değişebildiğini belirtelim. En sık uygulanan tedavi protokolü kaleme benzeyen bir cihaz ile ısı elde edilmesi ve ısı ile bu bölgenin yakılmasıdır. Bu tedavi en eski tedavi yöntemidir ve işlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. Ancak hasta işlemin hemen ardından hayatına geri dönebilir.

Koter cihazı ile yaranın yakılması şeklinde uygulanan rahim ağzında yara tedavisinden sonra akıntı şikayeti 15 güne kadar devam edebilir ve bu tıbben gayet normal bir durumdur. Bir süre hafif yanma şikayeti de devam edebilir. Tam olarak dokularda iyileşmenin olması 10 ila 15 gün sürer ve bu süre boyunca cinsel ilişkiye girilmemesi gerekir. Çünkü cinsel ilişki yaranın tekrarlamasına neden olabilir.

Kriyoterapi ile dondurma işleminde ise iyileşme daha hızlı gerçekleşir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürer ve hasta hemen günlük hayatına geri dönebilir. Bu yöntemle uygulanan rahim ağzında yara tedavisinden sonra sadece hafif bir kasık ağrısı yaşanabiliyor. Bu işle sonrasında tekrarlama olasılığının da daha düşük olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Rahim Ağzı Yarası Kendiliğinden Geçer mi?

Şayet rahim ağzında yara oluşumuna neden olan basit bir irritan madde ise bu maddenin kullanılmaması durumunda sorun ortadan kalkabilir. Bir anlamda bu rahatsızlığın her daim tedavi gerektirmediğini de söyleyebiliriz. Ancak öncesinde mutlaka smear testi yapılması ve test sonucunun da kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından değerlendirilmesi gerekiyor.

Hastada enfeksiyonun mevcut olması ve enfeksiyona bağlı olarak servisit gelişimi gözlemleniyorsa tedavi prosedürünün uygulanmasında fayda olacaktır. Bunun dışında rahim ağzında yara durumunda yaraya neden olan faktörün ortadan kaldırılması ve bir süre beklenmesi de gerekebilir. Bu süreçte bir iyileşme belirtisi ortaya çıkmadıysa uygun tedavi seçeneği tercih edilebilir.

HPV virüsü nedir? nasıl bulaşır? belirtileri nelerdir? detaylı bilgi için aşağıdaki linkten öğrenebilirsiniz.

Tıkla –> Hpv virüsü

Rahim Yarası Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Servikal erozyon tedavi edilmezse ne olur?

Mutlaka rahim ağzında yara durumunda kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşmeli ve muayene olmalısınız. Şayet yara durumu tedavi gerektiren bir boyuttaysa ve tedavi edilmezse kısa zamanda kronikleşebilir. Aynı zamanda yara derinleşebilir ve daha geniş bir alana yayılabilir. Bu durumda hastanın şikayetleri de artacaktır ve günlük yaşam kalitesi bu şikayetlerden olumsuz yönde etkilenecektir.

İlerleyen dönemlerde tedavinin daha uzun sürebileceğini, daha güç olabileceğini de bilmeniz gerekir. Tedavi edilmeyen rahim ağzı yaralarının kısırlığa, erken doğuma, düşük yapmaya ve hatta rahim ağzı kanserine adeta davetiye çıkardığını söyleyebiliriz. Tedavi edilmemesi durumunda sık sık akıntı meydana gelmesinden dolayı vajina florasında değişiklikler meydana gelir ve vajina iltihapları oluşur.

Rahim Ağzı Yarası Kansere Neden Olur mu?

Öncelikle rahim ağzında yara ile rahim ağzı kanserinin birbirinden çok farklı rahatsızlıklar olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Rahim ağzında yara oluşması, hastanın mutlaka rahim ağzı kanseri olacağı anlamına asla gelmez. Fakat yaranın tedavi edilmemesi kanser riskini ciddi düzeyde artırabilir. Ayrıca servisitin ülserleşmiş olup olmadığı da önem taşıyor. Ülserleşen yara söz konusu olduğunda, HPV virüsünün mevcut olup olmadığına dair taramanın derhal yapılması gerekiyor.

Çünkü bu virüs yara oluşumu görülen bölgede çok hızlı bir şekilde ilerliyor ve yayılıyor. HPV virüsünün tek başına rahim ağzı kanseri nedeni olduğunu unutmamak gerekir. Sonuç olarak servisit tek başına kanser nedeni olmasa da rahim ağzı kanseri ile dolaylı yoldan ilişki içerisinde olan bir rahatsızlıktır.

 

Rahim ağzı yarası ile ilgili aşağıdaki videomuzu izleyebilirsiniz…

 

Konu ile alakalı yabancı kaynak:

https://www.health.harvard.edu/a_to_z/cervicitis-a-to-z

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

 

 

Rahim kanseri

Rahim Kanseri Nedir? Belirtileri ve Tedavisi

Rahim kanseri kadınlarda sıklıkla görülen kanser türlerinden biridir. Uterus kanseri olarak da bilinen bu hastalıkta erken tanı çok büyük önem taşıyor. Erken dönemde kanser tanısının konması durumunda tedavinin başarı oranı da yükseliyor. Dolayısıyla belirtilerin tüm kadınlar tarafından çok iyi biliniyor olması gerekir. Bu kanserin hangi belirtilerle kendini gösterdiğini açıklayacağız ancak öncesinde rahim kanseri oluşumuna dair bilinmesi gerekenleri aktaralım.

Rahim kanserinin rahmin içini döşeyen tabakanın hücrelerinden kaynaklandığını söyleyebiliriz. Sağlıklı olan vücut hücreleri belirli bir düzen çerçevesinde büyüyerek bölünüyor ve ölüyor. Ancak kimi zaman hücrelerin büyümesi kontrol dışına çıkabiliyor ve sistem bozulduğundan hücreler bölünmeye devam ediyor.

Komşu dokular da bu anormal bölünmeden etkileniyor çünkü yakındaki dokularda bu aşırı bölünmeden kaynaklı bir tahribat ortaya çıkıyor. Sonuç olarak uterusun yani rahmin iç kısmındaki tabakada endometrium kanseri oluşumu seyri bu şekilde gözlemleniyor.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzinda-yara

Rahim Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Rahim kanseri belirtileri

Yukarı da ki görselde rahim kanserine yakalanmış bir hastanın, rahminin ameliyatla alınması işlemi uygulanmıştır. Kanserli bölgeler görsel de belirtilmiştir. Görsel hastanın izni ve onayı dahilinde siteye bilgilendirme amaçlı konulmuştur.

Genel olarak rahim kanseri belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Anormal ya da düzensiz vajinal kanama olması
  • Kanamanın lekelenme şeklinde devam etmesi
  • Genital bölgede kitle olması
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Karın bölgesinde şişlik olması
  • Alt karın bölgesinde ağrı ya da baskı hissi
  • Bacaklarda ve kasık bölgesinde ödem
  • Cinsel ilişki sonrasında kanama olması
  • İdrarda ya da dışkıda kan olması
  • Kötü kokulu ve kanlı vajinal akıntı

Özellikle menopoz döneminde yaşanan vajinal kanamalara büyük bir titizlikle yaklaşılması gerekiyor. Yukarıda sıralanan belirtilerden biri ya da birkaçının görülmesi durumunda zaman kaybetmeden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşülmesi gerekiyor. Çünkü rahim kanseri her yaşta görülebilen bir rahatsızlıktır.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Rahim kanseri erken tanı ve tedavi açısından oldukça Başarılı olunan bir kanserdir. Tanı genelde erken dönemde konulur ve de buna bağlı olarak cerrahi tedavi ile tamamen kanser temizlenir. Özellikle menopoz döneminde meydana gelen Vajinal kanamalarda kadınların çok dikkatli olması ve muhakkak jinekolojik muayeneye gelmesi önemlidir.

Bu hastalarda öncelikle probe küretaj denilen rahim içinden parça alma işlemi yapılır ve kanama sebebi ortaya çıkarılır. Bu hastaların yüzde 10 unda kanama sebebi rahim kanseridir. Tanı konulan hastaya hızlı bir şekilde histerektomi yani rahimin alınması işlemi yapılır ve tedavi tamamlanır. Daha ileri evre rahim kanserlerinde ise tedaviye kemoterapi ve radyoterapi ilave edilir. Dolayısıyla özellikle menopoz döneminde Vajinal kanamalar oldukça önemlidir.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/cikolata-kisti-nedir-nasil-olusur

Rahim Kanseri Çeşitleri Nelerdir?

Rahim kanseri çeşitleri

Günümüzde rahim kanseri tipleri arasında belirgin bir farkla en yaygın görüleni endometriyal türüdür. Bu kanser rahmin iç tabakasındaki zarda başlıyor ve komşu dokuları da zamanla etkisi altına alıyor. Her 100 endometriyal kanserin yaklaşık olarak % 95’inin adenokarsinom olduğunu belirtebiliriz. Adenokarsinom ise 3 farklı tipte incelenir. Bunlar:

  • Endometrioid adenokarsinoma
  • Papiller seröz karsinom
  • Berrak hücreli karsinom

Ayrıca endometrium kanserinin daha ender görülen iki farklı tipi daha bulunuyor. Bunlar adenokantom ve sarkomları yani kasları kapsıyor. Servikal kanser ise çoğu zaman rahim kanseriyle karıştırılıyor olsa da bu iki kanser türü birbirinden çok farklıdır.

Rahim Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?

Hastaya endometrium kanseri tanısı konabilmesi için öncelikle kürtaj yöntemi ile rahim içerisinden bir doku parçasının alınması gerekiyor. Bu doku patolojik incelemeye gönderilmelidir. Klinik ortamda dokunun incelenmesinin ardından kesin bir tanı konabiliyor.

Aynı zamanda alınan bu doku parçasında kanser hücrelerinin davranışları da inceleniyor. Bu sayede rahim kanseri evrelendirilebilir yani hastada kanserin kaçıncı evrede olduğu belirlenebilir. Kanserin evresinin belirlenmesinin ardından yayılma potansiyelinin ve hangi dokuların risk altında olduğunun tahmin edilmesi de mümkün hale geliyor. Bunun için de bazı tetkiklerin yapılmasına ihtiyaç duyulabilir. Bu tetkiklere ultrasonografi, MR, bilgisayarlı tomografi örneklerini verebiliriz.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtalik-kisti-ameliyati

Endometrium Kanseri Sebebi Nedir?

Endometrium kanseri sebepleri

Şimdiye dek çok sayıda araştırma yapılmış olsa da endometrium kanseri nedenleri tam olarak bilinemiyor. Ancak östrojen hormonunun bu kanserin oluşumunda etkin bir rol oynadığından söz edilebilir. Kadınlarda hormon düzensizliğinin bu kansere neden olabildiğini belirtmek mümkündür. Ayrıca rahim kanseri ile ilgili risk faktörlerinden de söz etmek gerekiyor. Bu kansere yakalanma riskini artıran unsurlar şöyledir:

  • Yaşın ilerlemesi
  • Ailede rahim kanserinin olması
  • Erken yaşlarda adet görmeye başlamak
  • Hiç doğum yapmamış olmak
  • Obezite
  • Diyabet
  • Adet düzensizlikleri
  • Östrojen replasman tedavisi
  • Çok geç yaşta menopoza girmek

Elbette kişide bu risk faktörlerinden birinin ya da birkaçının bulunuyor olması o kişinin mutlaka kanser olacağı anlamına gelmez. Risk faktörleri sadece kansere yakalanma olasılığını artırır. Bu risk faktörlerinin tamamına sahip olduğu halde kanser olmayan çok sayıda kadın olduğunu da unutmamak gerekiyor.

Merak edenler için –> https://www.drismetyildirim.com/polikistik-over-sendromu-ameliyati-nedir

Rahim Kanseri Evreleri Nelerdir?

Hastaya endometrium kanseri tanısı konduktan sonra kanserin evresinin belirlenmesi çok büyük önem taşıyor. Çünkü tedavi stratejisinin belirlenmesinde hastanın yaşı gibi unsurlar kadar kanserin kaçıncı evrede olduğu da dikkate alınıyor.

  • Evre 1

İlk evre rahim kanseri durumunda kanser sadece rahim gövdesinde gelişmiştir. Ancak rahim ağzı salgı bezlerinde de gelişme ihtimali mevcuttur.

  • Evre 2

İkinci evrede kanser ahim gövdesinden yayılmış ve rahim ağzının bağ dokusuna ilerlemiştir. Ancak henüz kanser rahmin dışına, lenf bezlerine ya da vücudun daha uzak bölgelerine yayılmamıştır.

  • Evre 3

Bu evrede kanser artık rahim dışına ilerlemiş ve leğen kemiğine yakın olan dokulara ulaşmıştır.

  • Evre 4

Kanser mesane ya da rektumun iç yüzeylerine, kasıklardaki lenf bezlerine ilerlemiş durumdadır. Bu evrenin sonlarına doğru kanser akciğerler gibi uzak olan dokulara da ulaşmaya başlar.

  • Evre 5

Uzak lenf bezlerine, üst karın bölgesine, kemiklere ve rahimden uzak olan bölgelere kanser ulaşmıştır. Tümörün büyüklüğü farklı olabilir ve rahim kanseri bu evreye gelene kadar lef bezlerine yayılım göstermeyebilir.

Göz atmanızda fayda var –> https://www.drismetyildirim.com/yumurtalik-kanseri

Endometrium Kanseri Neden Olur?

Rahim kanseri neden olur

Hastalar endometrium kanseri nedenlerini bilmek istiyor olsa da bu kanserin neden oluştuğuna dair net bir bilgi vermek olanaksızdır. Günümüzde tıp hızlı bir ilerlemeye kaydediyor. Ancak halen çok sayıda hastalığın nedenlerinin bilinemediğini de belirtmek gerekiyor.

Bu hastalıklar arasında kanser türleri de bulunuyor. Genetik faktörlerin ya da çevresel unsurların kanser oluşumunda riski artırdığına dair bazı bulgular elde edilmiş olsa da net bir çerçevede rahim kanserinin nedenlerini açıklamak henüz mümkün değildir.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/rahim-agzi-kanseri

Rahim Kanseri Tedavisi Nasıldır?

Öncelikle rahim kanseri tedavisinde en yaygın uygulanan prosedürün histerektomi yani rahmin alınması olduğunu belirtebiliriz. Rahmin tamamı ameliyat ile alınabilir ya da sadece bir bölümünün alınması tercih edilebilir. Cerrahi operasyon ile çıkarılan doku parçaları patolojik incelemeye gönderilir. Patolojik değerlendirme ile kanserin yayılım oranının belirlenmesi mümkün olabiliyor.

Şayet kanser henüz rahim dışına yayılmadıysa rahmin alınması çözüm olabiliyor. Fakat kanser hücrelerinin lenf dokularına ya da diğer organlara yayılmış olması durumunda radyasyon yani ışın tedavisi ya da kemoterapi tedavisi gibi daha farklı tedavi seçeneklerinin de değerlendirilmesi gerekiyor. Tedavi seçenekleri değerlendirilirken aşağıdaki unsurlar da hekim tarafından göz önünde bulunduruluyor:

  • Hastanın yaşı
  • Genel sağlık durumu
  • Kanserin kaçıncı evrede olduğu ve hangi organlara sıçradığı

Genel olarak bu kanser tedavisinin multidisipliner bir çalışma gerektirdiğini belirtebiliriz.

Rahim Kanseri Ameliyatı

Yapılan muayene ve tetkiklerde hastanın ameliyata engel bir durumunun olmaması halinde rahim kanseri ameliyatı gerçekleştirilebilir. Tanı konan hastaların sadece % 5 ila % 10’u ameliyata uygun olmuyor.

Geri kalan hastalarda öncelikli olarak cerrahi operasyonun gerçekleştirilmesi gerekiyor. Ameliyat esnasında rahim alınabilir ve her iki yumurtalığın alınması da gerekebilir. Yumurtalıklarla birlikte fallop tüpleri ile operasyon ile vücuttan tahliye edilir. Aynı zamanda hastanın durumuna bağlı olarak ameliyat esnasında çevrede bulunan lenf bezlerinin çıkarılmasına da ihtiyaç duyulabilir. Ameliyat planlamasının her hastada aynı şekilde yapılmadığını, kanserin kaçıncı evresinde olunduğuna bağlı olarak çıkarılacak dokuların belirlendiğini belirtebiliriz.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://www.cancercenter.com/cancer-types/uterine-cancer/types

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

adet öncesi gerginlik

Adet Öncesi Gerginlik Sendromu

PMS, olarak da bilinen Premenstrüel sendrom yani adet öncesi gerginlik; adet görmeden önceki dönemde yaşanan sinirlilik, gerginlik, duygusal labilite, depresyon, baş ağrısı, göğüs gerginliği ve karında gaz şikayeti gibi bir çok yakınmayı içine alan ve yaşam kalitesini etkileyen bir durumdur. Bir kadına PMS tanısının konabilmesi için adet öncesi dönemde görülen şikayetlerin normal yaşam aktivitesinde değişikliklere neden olması gerekmektedir.

PMS belirtileri tipik olarak; adet periyodunun “luteal faz”ı sonlarında, yani adetten önceki yaklaşık 5-7 günlük dönemde başlar, adetten hemen önce şiddetlenir ve adetle birlikte kaybolur. PMS’in nedeni henüz tam olarak bilinmemekle birlikte adet periyodu boyunca kan dolaşımındaki hormonlardaki değişikliklere bağlanmaktadır.

PMS’de tanı için en güvenilir yol, 2-3 ay süre ile şikayetleri kaydetmek ve şiddetlerini kayıt altında tutmaktır. Şikayetler fiziksel ve ruhsal olarak ayrılmalı ve ne zaman başlayıp ne zaman bittiği düzenli şekilde kaydedilmelidir. Tanı için objektif kriter veya testler maalesef mevcut değildir.

Premenstruel sendromu olan kadınların yakınmaları farklılıklar gösterir. Bir kadında sinirlilik belirginken bir diğerinde göğüslerde gerginlik ve ağrı hissi ana şikayet konusu olabilir. Benzer şekilde aynı kadında, her adet öncesi dönemindeki yakınmalar da değişebilir.

Yine, PMS döneminde görülen şikayetler farklı kültürlerde farklı şekillerde olabilir. Örneğin; Uzak Doğu’da yaşayan kadınlarda en sık ağrı şikayetleri olurken, gelişmiş batı toplumlarında depresyon en sık karşılaşılan bulgudur. Kişinin sosyal yaşamını olumsuz etkileyen ve her ay görülen yakınmalar kadının kendine olan güvenini yitirmesine bile neden olabilir.

Adet öncesi gerginlik kimlerde görülür?

PMS; bütün kadınların %88’inde farklı yoğunluklarda görülmektedir. Yaşın ilerlemesi ile adet öncesi gerginlik sendromunda hafifleme görülür. Genetik olarak yatkınlığı olanlarda, daha şiddetli PMS görüldüğü bilinmektedir. Bununla beraber, bazı hastalıkların mevcut olması PMS’i arttırabilir. Örnek olarak kadın migren hastası ise, adet öncesi sendromu daha şiddetli yaşanmaktadır. Bununla beraber şeker hastalarında PMS döneminde insülin ihtiyacı arttığı için PMS dönemi şiddetli geçebilir.

PMS belirtileri ise

  • Baş ağrısı ve migren atakları
  • Bulantı, kusma
  • Depresyon
  • Duygusal labilite (kırılganlık)
  • Hafıza kaybı (amnezi)
  • Kolay öfkelenme, sinirlilik (anksiyete)
  • Ajitasyon (Etrafa sataşma)
  • İntihar (suisid) ve suç işlemeye eğilim
  • Konsantrasyon güçlüğü
  • Uykusuzluk
  • Çarpıntı
  • Denge dozuklukları
  • Eklem ağrıları (artralji)
  • Karında şişkinlik (distansiyon)
  • Göğüslerde şişme ve ağrı (mastalji)
  • Halsizlik
  • Kabızlık (konstipasyon)
  • Kasıklarda ağrı (pelvik ağrı)
  • Kilo alma (vücutta sıvı tutulumuna bağlı)
  • İştah artması (blumia) veya azalması (anoreksia)
  • Ödem ve şişkinlikler
  • Sıcak basmaları
  • Ses ve kokulara hassasiyet
  • Sırt ve bel ağrıları
  • Ciltte yağlanma ve sivilcelenme (akne) şikayetleri görülmektedir.

Tedavi ve Korunma Yolları

Permenstruel sendromun nedeni tam bilinmediğinden kesin olarak tedavisi de yoktur. Tedavide bir çok yöntem kullanılmakta olup, temel prensip ovulasyonu (yumurtlama olayını) baskılayarak, kanda oluşan hormon değişikliklerini ayarlamaktır. Bu amaçla en çok doğum kontrol hapları kullanılmaktadır. Ayrıca, tedavi şekli baskın olan semptomuna yönelik olmalıdır. Örneğin; vücutta sıvı toplanması ve şişme şikayeti varsa hafif etkili bir idrar söktürücü bu dönemde alınırken, yine bu dönemde tuz ve sıvı alımı kısıtlanmalıdır.

  • Beslenmede; az az ve sık sık yemek, özellikle adet öncesi dönemlerde şeker, kırmızı et, alkol, kafein (kahve, kola gibi) ve donmuş yağ tüketiminin azaltılması ile yeşil sebze, meyve ve bakliyat tüketiminin arttırılmasına ağırlık verilmesi önemlidir.
  • Baş, bel, bacak veya kasık ağrısının ön plana çıktığı durumlarda naproksen, ibuprofen, mefanamik asit gibi ağrı kesiciler kullanılabilir. Ancak Salisilik asit (aspirin), adet kanamasını arttırabileceği için bu dönemlerde alınmamalıdır.
  • Son yıllarda tıbbi literatüre geçen ve kendi deneyimlerimizle de tedavide oldukça yararlı olan “Evening Primrose Oil” isimli bitkisel kökenli ilaçların kullanımı da artmaktadır.

 

Erken adet görme konusu için tıklayınız:
https://www.drismetyildirim.com/erken-adet-gorme-nedenleri

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
Mail: dr.ismetyildirim@hotmail.com

Yerleşme Kanaması

Yerleşme Kanaması (Üstüne Görme) Nedir?

Yerleşme kanaması döllenmenin meydana gelmesi durumunda embriyonun rahim içerisine yerleşmesi yani tutunması sırasında …

Prolaktin

Prolaktin (Süt Hormonu) Nedir? Kaç Olmalı?

Prolaktin beynin orta bölümünde yer alan hipofiz bezi tarafından salgılanan bir hormondur. Kısaca ‘PRL’ olarak …

Kolposkopi

Kolposkopi Nedir? Nasıl Yapılır?

Kolposkopi alt genital bölgenin detaylı bir incelemeden geçirilmesi için güçlü bir ışık kaynağı ve mercekler …