Kategori: Doğum

Düşük yapmak

Düşük Yapmak Ne Demek? Nasıl Anlaşılır?

Düşük yapmak en genel tanımıyla gebeliğin 20. haftasından önce çeşitli nedenlere bağlı olarak fetüsün kaybedilmesidir. Günümüzde gebeliklerin yaklaşık % 20’si düşükle sonuçlanıyor ve düşüklerin % 80’inin de hamileliğin ilk 3 ayında gerçekleştiğini belirtelim. Elbette hamileliğin 20. haftasından sonra da düşük yapılabilir ve bu düşükler ‘geç düşük’ olarak adlandırılır. Geç düşükler kadınlarda daha yıkıcı ve travmatik olabiliyor.

Kadınlarda yaş, düşük yapmak konusu ile yakından ilgilidir çünkü yaş ilerledikçe gebeliklerin düşükle sonuçlanma oranları da artıyor. Kadının yaşı ile düşük riski arasındaki ilişkiyi şöyle açıklayabiliriz:

  • 35 – 40 yaş arası gebeliklerde düşük riski % 20 artar
  • 40 – 45 yaş arası gebeliklerde düşük riski % 40 artar
  • 45 yaş ve üstü gebeliklerde düşük riski % 90 artar

Kadınların ileri yaşlarda hamile kalması durumunda bebeklerde genetik anormalliklerin görülme olasılığı ciddi düzeyde yükseliyor. Sadece bu unsura bağlı olarak dahi düşük tablosu ortaya çıkabilir. Çünkü belirli bir yaştan sonra gebelik oluştuğunda vücut tamamen doğal bir seleksiyonla bebeğin anne karnındaki gelişimini durduruyor.

Ancak düşük riskini artıran tek faktörün yaş olmadığını ve bu tablonun ilerleyen yaşlarda gebeliklerin mutlaka düşükle sonuçlanacağı anlamına gelmediğini de bilmelisiniz.  Gebelik planlayan kadınların düşük yapmak nasıl olur konusunda bilgi sahibi olması büyük önem taşıyor. Özellikle düşük belirtilerinin bilinmesi gerekir.

Düşük Yapmak Nedir?

Plasental problemler, yaşam tarzı, servikal yetmezlikler ve daha pek çok farklı faktöre bağlı olarak anne karnındaki bebeğin kaybedilmesi düşük yapmak anlamına geliyor. Aynı zamanda diyabet hastalığı, tiroit hastalığı, enfeksiyonlar, hormonal dengesizlikler, rahim ağzı ile ilgili bazı sorunlar, kromozom sorunları, vücut yapısındaki bazı anormallikler ve polikistik over sendromu gibi durumlar da her zaman olmasa da kimi zaman düşüğe neden olur diyebiliriz.

Son yıllarda bel soğukluğu, frengi gibi hastalıkların da düşük yapmaya neden olduğuna dair bulgular elde edildi. Planlı gebeliklerde düşük istenmeyen bir durum olsa da pek çok unsurdan kaynaklanabiliyor olması, sıklıkla yaşanmasını da beraberinde getiriyor. Kimi zaman düşük yapmak için ilaç kullanılmıyor olsa da çeşitli rahatsızlıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar da gebeliğin düşükle sonuçlanmasını sağlayabiliyor.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-mi-normal-dogum-mu

Düşük Belirtileri Nelerdir?

Düşük belirtileri nelerdir

Anne adayları düşük yapmak kendini nasıl belli eder, düşük nasıl sinyaller verir gibi soruların yanıtını da merak edebiliyor. Düşüğün en belirgin belirtisi vajinal kanamadır. Yaygın şekilde görülen düşük belirtileri şu şekilde listelenebilir:

  • Vajinal kanama
  • Karında kramp ve ağrı olması
  • Hafif ya da şiddetli sırt ağrısı
  • Kilo kaybı yaşanması
  • Mide bulantısı ve kusma
  • Vajinadan sıvı boşalması
  • Vajinadan dokulu veya pıhtılı boşalma olması
  • Her an bayılacak gibi hissetmek
  • Rahimde kasılmalar
  • Yüksek vücut ateşi

Sonuç olarak düşük belirtilerinin her birinin son derece önemli olduğunun altını çizmek gerekir. Gebeliğin kaçıncı haftasında olursanız olun, yukarıda sıralanan belirtiler ortaya çıktığında zaman kaybetmeden doktorunuza bilgi verin. Çünkü düşük yapmak dışında farklı sorunlar ortaya çıktığında da benzer belirtiler görülebilir ve gebelikte ortaya çıkan sağlık sorunlarına en kısa sürede müdahale edilmesi büyük önem taşır. Her zaman düşüğün nedenini araştırmak mümkün olmayabiliyor.

Kimi zaman düşüğün hiçbir belirti göstermediğinin altını çizmek gerekiyor. Yapılan muayenede kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından bebeğin gelişiminin durduğu tespit ediliyor. Oysa o ana dek anne adayı düşüğe dair herhangi bir belirti yaşamamış oluyor. İşte bu nedenle gebelik dönemi boyunca muayenelerin aksatılmaması, ihmal edilmemesi çok büyük bir önem taşıyor.

Tıkla Öğren –>  https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-dogum-sonrasi-hamilelik

Düşük Tedavisi Nasıl Olur?

Anne karnındaki bebeğin gelişiminin durduğu doktorunuz tarafından tespit edildiğinde derhal düşük tedavisi uygulanması gerekir. Böyle bir durumda düşüğe dair bir belirtinin ortaya çıkıp çıkmadığının hiçbir önemi kalmıyor. Kısa zamanda düşük tedavisi ile rahim içinin temizlenmesi gerekir. Çünkü bu tedavi uygulanmazsa vücut gelişimi durmuş olan bebeği doğal bir tepki olarak tahliye etmeye çalışır ve bu da ciddi bir kan kaybı riskini ortaya çıkarır. Aşırı kanama riski, beraberinde hayati riski de getirdiğinden zaruri olarak düşük tedavisinin yapılması gerekir.

Düşükte Nasıl Parça Düşer?

Öncelikle düşük yapmak durumunda mutlaka vajinadan doku parçaları gelir şeklinde bir düşünceye kapılmamak gerekir. Düşük, doku parçası gelmeden sadece kanama ile de başlayabiliyor. Doku parçaları ise düzensiz bir şekle sahip olabilir ve boyutları da değişebilir. Gelen doku parçasını bir kaba koyarak doktorunuzun görmesini sağlayabilirsiniz. Önemli olan vajinadan doku parçası gelmesinin düşük belirtileri arasında yer aldığının bilinmesidir.

Düşükte Kanama Miktarı Ne Kadar Olur?

Düşükte kanama miktarı

Kanama hafif lekelenme şeklinde başlayarak şiddetlenebilir ya da şiddetli başlayabilir. Kanın renginin de parlak kırmızı, pembe ya da kahverengiye yakın olabileceğini belirtelim. Gebelikte düşük yapmak durumunda kanama miktarı her zaman aynı olmayabiliyor. Bu nedenle bir miktar belirtmek yanıltıcı olabilir. Önemli olan gebelikte vajinal kanama olması durumunda bunun düşük belirtileri arasında yer aldığını bilmek ve doktora bilgi vermektir. Elbette gebeliğin ilk dönemlerinde halk arasında ‘yerleşme kanaması’ olarak bilinen ve embriyonun rahme yerleştiği dönemde gerçekleşen hafif kanamadan söz etmiyoruz. Yerleşme kanaması tıbben normal kabul edilir ve düşük olarak değerlendirilmez. Ancak sonrasında gerçekleşen kanamaların ciddiye alınması gerekir.

Kanama Olmadan Düşük Olur mu?

Anne adaylarının düşük konusunda akıllarını karıştıran konulardan biri de kanamadır. Fakat kanama olmadan da düşük yapılabilir. Örneğin vajinadan su gelmesi ile başlayan düşükler yaşanabilir ve bu düşüklerde kanama ya da ağrı, kramp olmayabilir. Dolayısıyla kanama her ne kadar en yaygın ve en önemli düşük belirtileri arasında yer alsa da kanama olmadan düşük tablosunun ortaya çıkabileceğini bilmenizde fayda var. Kimi zaman sadece vajinadan su gelmesi de düşük nasıl olur sorusunun yanıtlarından biri olabiliyor.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/erken-dogum

Düşükten Sonra Gebelik Olur mu?

Elbette önceli gebeliğin düşükle sonlanması bundan sonra anne olunamayacağı ya da sağlıklı bir gebelik dönemi geçirilemeyeceği anlamına gelmiyor. Kadınlar düşük yaptıktan sonra yeniden hamile kalabilir ve sağlıklı bir gebelik dönemi geçirilebilir. Ayrıca düşükten sonra gebeliğin yeniden düşükle sonuçlanacağı endişesinin de son derece yaygın olduğunu gözlemliyoruz. İlk hamilelikte düşük de sonraki gebeliklerde düşük yapma riskini artırmaz.  Günümüzde pek çok kadın düşük sonrasında sağlıklı bir gebelik dönemi geçiriyor. Düşük sonrasında ikinci kez düşük yapma ihtimali elbette ki mevcuttur ancak bu olasılığın % 5 dolaylarında olduğunu da belirtmeliyiz.

Bu arada düşük yapmak sadece fiziksel anlamda değil, psikolojik anlamda da kadınlar için yıkıcı olabiliyor ve yeniden hamile kamadan önce psikolojik anlamda da toparlanmayı beklemekte fayda olacaktır. Psikolojik anlamda anne adayının kendini hazır hissetmesi beklenmelidir. Düşük sonrası fiziksel iyileşme birkaç saat sürebildiği gibi bu süre birkaç güne kadar da uzayabilir. Çünkü düşük sonrasında kürtaj işleminin yapılmasına ihtiyaç doğabilir.

Fakat her düşükten sonra kürtaj yapılması zorunlu değildir. Özellikle erken gebelik döneminde düşük meydana geldiğinde yapılan muayene ile kürtaj yapılmasına ihtiyaç olmadığı da belirlenebilir. Adet döngüsünün düzene girmesi ise 4 ila 6 haftalık bir zaman dilimini gerektiriyor ve genellikle 4 haftadan önce adet döngüsü başlamıyor. Zira düşük yapmış kadınların sağlıklı bir gebelik geçirmesi için fiziksel ve psikolojik anlamda toparlanmasını beklemelisiniz.

Düşük Yapan İlaçlar Var mı?

Düşük yapan ilaçlar

İstenmeyen gebelikleri sonlandırmak için maalesef halen düşüğün gerçekleşmesi için çeşitli girişimlerde bulunuluyor. Ancak istenmeyen gebelikleri sonlandırmanın tek bir yolu vardır; kürtaj! Dolayısıyla düşük yapmak için ne yapılır gibi sorularla farklı arayışlara girilmemelidir. Çeşitli ilaçların kullanımı ya da çeşitli bitki kürlerinin kullanımı ile düşük yapmanız mümkün olmaz. Aksine sağlığınıza ciddi ve kalıcı zaralar verebilirsiniz. Sonu olarak düşük yapmak için ne yapmalı sorusunun tek yanıtı ‘kürtaj için randevu alınmalı’ olacaktır. Ülkemizde düşük yapmak için ne yapmak lazım sorusunun yanıtı olan bir ilacın satışı yoktur. Düşük yapmayı sağladığı iddia edilen ve bu şekilde lanse edilen ilaçları kesinlikle kullanmamalısınız ve bu kişilere de itibar etmemelisiniz.

Gelişigüzel ilaç kullanımı düşük belirtileri ortaya çıkmasını sağlamaz. Anne karnındaki bebeğin ölümü durumunda da düşük yapılacağı şeklinde bir inanış olabiliyor ancak bu durum hayatınızı kaybetmenize neden olabilir. Sonuç olarak düşük yapan ilaç yoktur ve eczanelerden böyle bir ilaç temin etmeniz de asla mümkün olamaz. İstenmeyen gebelik durumunda, yasal kürtaj süresini aşmadan kürtaj işleminin yapılması için kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşmelisiniz. Özellikle düşük yapmak için hap kullanımı gibi yöntemler hayati risk doğurabilir.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/agrisiz-dogum-epidural-anestezi

Düşük Riski Nasıl Anlaşılır?

Düşük riskinin bulunduğunun anne adayı tarafından anlaşılması mümkün olmaz. Ancak doktorunuz tarafından yapılan muayene ve tetkikler ile düşük konusunda bir riskin mevcut olduğu belirlenebilir. Bunun için rahim ağzı açıklığı ya da hafif kanamalar gibi durumların tespit edilmiş olması gerekiyor.

Bu durumda doktorunuz tarafından istirahat etmeniz önerilebilir ve şikayetler devam ederse haber vermeniz istenebilir. Ancak düşük belirtileri artık net bir şekilde ortaya çıktığında, vajinadan su, kan, doku parçalarının gelmesi gibi durumlarda düşüğü istirahat ile önlemek mümkün olmaz.

Bu durumda maalesef fetüsün kaybedilmesi kaçınılmaz olabiliyor ve düşüğü önlemek için tedavi uygulanmasına da gerek olmuyor. Özellikle gebeliğin ilk trimester döneminden sonra düşük riski ortaya çıkarsa bu durumunda ilaç tedavisi ile başarılı bir sonuç elde edilemeyebilir. Maalesef çoğu zaman bu gebelik tablosu düşükle sonuçlanır ve sonrasında da kürtaja gereksinim doğabilir.

Tıkla Öğren –> https://www.drismetyildirim.com/normal-dogum

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Sezaryen mi normal doğum mu

Sezaryen mi Normal Doğum mu?

Sezaryen mi normal doğum mu özellikle doğuma kısa bir süre kaldığında anne adaylarının yaşadıkları kararsızlıkların başında geliyor. Her iki doğum şekli hakkında daha detaylı bilgi edinmek, karar vermeyi de kolaylaştırabiliyor. Kimi zaman önceden planlanan doğum şekli ile doğumun gerçekleşmesi mümkün olamayabiliyor ve acil olarak sezaryen kararı da alınabiliyor. Öncelikle doğum şeklini belirlemede hangi faktörlerin etkili olduğunun da bilinmesi gerekiyor. Bu faktörleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Doğum eyleminin süresi
  • Kasılmalarla birlikte rahim ağzında açılma olup olmadığı
  • Bebeğin anne karnındaki pozisyonu
  • Anne adayının leğen kemiğinin darlık düzeyi
  • Bebeğin iri olup olmadığı
  • Aktif kanamanın olup olmadığı
  • Anne adayında doğumu etkileyebilecek bir hastalığın olup olmadığı

Tüm bu faktörler göz önünde bulundurularak sezaryen yada normal doğum konusunda kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından anne adayına öneride bulunulabilir. Bebeğin ve anne adayının sağlığı açısından doktorun önerdiği doğum şeklinin kabul edilmesinde ve farklı bir doğum şekli üzerinde ısrarcı olunmamasında fayda var.

Sezaryen mi Zor Normal Doğum mu?

Sezaryen mi zor normal doğum mu

Öncelikle sezaryen mi normal doğum mu kararsızlığını yaşayan anne ve baba adaylarının bilmesi gereken önemli bir unsur var. Her iki doğum şeklinin birbirlerine bir üstünlüğü yoktur. Avantajları ve dezavantajları birbirinden farklı olabilir. Ancak bu durum bir doğum şeklinin diğerinden daha doğru bir seçenek olduğu anlamına gelmez. Önemli olan bebeğin sağlığı dikkate alınarak doğum şeklinin belirlenmesidir ve bu kararın gebelik takibini yapan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile görüşerek verilmesi hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı bakımından en doğru seçenektir.

Ayrıca önceden planlanan doğum şeklinin, doğum esnasında terk edilmesi de gerekebilir. Doktorunuz sezaryen mi normal doğum mu konusunu görüştüğünüzde normal doğum yapmanızda herhangi bir sakınca olmadığını söyleyebilir. Ancak doğum başladığında bebeğin pozisyonu bile sezaryen doğumu zorunlu hale getirebilir. Bu nedenle özellikle normal doğumu tercih eden anne adaylarının sezaryenle doğum yapmak zorunda kalabileceklerini de bilmesinde fayda var.

Sezaryen doğum sonrası hamilelik ile ilgili detaylı bilgi için aşağıdaki makalemize göz atabilirsiniz.

Tıkla –> Sezaryen doğum sonrası hamilelik

Sezaryen Gerektiren Durumlar?

Sezaryen kararı doğumdan önce yapılan muayeneler sonrasında verilebileceği gibi doğum esnasında da verilebilen bir karardır. Placenta previa durumunda yani plasentanın rahim ağzının bir bölümünü ya da tamamını kapattığı durumlarda sezaryen mi normal doğum mu konusu önemini yitiriyor. Çünkü bu durumda doğumun sezaryenle yapılması gerekiyor. Aynı zamanda bebeğin doğum esnasında ters durması ya da yan durması durumunda da normal doğum sakıncalı hale geliyor. Bebeğin sağlığının tehlikeye girmemesi için normal doğum kararı alınmış olsa bile doğumun sezaryenle yapılması zorunlu oluyor.

Ultrason görüntülemesinde bebeğin iri olduğunun tespit edilmesi halinde de sezaryen yada normal doğum sorusunun yanıtı sezaryen oluyor. Bazı anne adaylarında pelvis yapısı bebeğin normal doğumla dünyaya gelmesine engel olabiliyor. Bu durumda da sezaryen kararının zaruri hale geldiğini söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra herpes simpleks virüsü (HSV) doğum esnasında anneden bebeğe geçebiliyor. Bunu önlemek adına bebeğin sezaryen ile doğması sağlanıyor.

Bebekte bazı anomalilerin olması ya da doğum kanalını tıkayan kitlelerin mevcudiyeti durumunda da sezaryen mi normal doğum mu sorusunun yanıtının sezaryen olduğunu belirtelim. Kimi zaman anne adayında mevcut olan bazı beyin ve kalp hastalıkları ıkınma halinde sakınca doğurabiliyor. Ancak ıkınma anne adayının normal doğuma yardımcı olabilmesi için önemlidir. Böyle durumlarda anne adayını hayatını riske atmamak adına ıkınma gerektirmeyen bir doğum şekli olan sezaryen tercih edilir.

Normal Doğum Gerektiren Durumlar?

Normal doğum gerektiren durumlar

Normal doğum genellikle zorunlu olarak tercih edilen bir doğum şekli değildir. Anne adayının ve bebeğin durumunun uygun olması, herhangi bir sakınca bulunmaması halinde sezaryen mi normal doğum mu tercihi normal doğum yönünde kullanılabiliyor. Daha önce sezaryen ile doğum yapan kadınlar da normal doğumu tercih edebilir. Ancak mutlaka doktorun normal doğum yapılmasında bir sakınca olmadığını belirtmesi gerekiyor.

Normal Doğumun Avantajları

Gebelik süresi boyunca vücut kendini normal doğuma hazırlar. Özellikle sezaryen mi normal doğum mu kararsızlığını yaşayan anneler normal doğumun avantajlarını merak edebiliyor. Normal doğumda anne adayı daha hızlı bir şekilde iyileşerek ayağa kalkabiliyor ve bebeği ile hemen ilgilenmeye başlayabiliyor. Bu doğum şeklinde cerrahi müdahale sadece zorunlu olduğu durumlarda uygulanıyor. Sezaryene göre enfeksiyon riskinin normal doğumda daha az olduğunu da belirtelim. Doğum kilolarının daha kolay verildiği de gözlemleniyor.

Erken doğum nedir? belirtileri nelerdir? detaylı bilgi için aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Tıkla –> Erken doğum

Normal Doğumun Zararları

Dezavantaj bakımından sezaryen mi normal doğum mu konusu ele alındığında normal doğumun da bazı zararlarının olduğunu belirtmek mümkündür. Doğum sonrasında, yırtıklardan kaynaklı olarak perine ile vajinada ağrı yaşanabilir. Bebekte omuz takılması gibi istenmeyen komplikasyonların yaşanabileceğini de belirtmek gerekiyor. Kısa süreli ve geçici olmak kaydıyla doğum sonrasında idrar kaçırma sorunları yaşanabilir.

Sezaryen Doğumun Avantajları

Sezaryen doğumun avantajları

Sezaryen doğum özellikle normal doğumdan korkan anne adayları için kurtarıcı bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Sezaryen, planlı bir doğum gerçekleştirilmesini sağlar. Doğum esnasında ortaya çıkabilecek komplikasyon riskinin daha az olması sezaryen mi normal doğum mu konusunda kararın sezaryen yönünde kullanılmasını beraberinde getirebiliyor. Normal doğumda yaşan sancı ve ağrının yaşanmıyor olması da avantajlar listesinde yer alıyor.

Sezaryen Doğumun Zararları

Anne adayları sezaryen mi normal doğum mu konusunu sezaryenin dezavantajlarını da dikkate alarak değerlendirmelidir. Sezaryende iyileşme süresi daha uzundur ve enfeksiyon riski de normal doğuma göre daha fazladır. Cerrahi operasyona balı olarak bebekte ya da anne adayının bazı organlarında yaralanma meydana gelme riski de bulunuyor. Bebek hazır olmadan doğum yapıldığı için bebek için stresli olduğunu, bebekte doğum sonrasında sarılık, astım ve alerji gelişme riskinin de daha fazla olduğunu belirtmek gerekiyor.

Ayrıca uygulanan anestezi kaynaklı olan risklerin de geçerli olduğunu bilmenizde fayda var. Sadece dezavantajlar açısından bakıldığında sezaryen yada normal doğum kıyaslamasında sezaryenin dezavantaj listesinin daha uzun olduğunu fark edebilirsiniz. Ancak bu durum sezaryenle doğumun normal doğumdan daha kötü bir tercih olduğu anlamına gelmez. Özellikle tıbbi açıdan zorunlu olması durumunda sezaryen ile doğumun anne adayının ve bebeğin sağlığı açısından çok daha doğru bir tercih olduğunun unutulmaması gerekiyor ve normal doğum yapma yönünde ısrarcı bir tavır içerisine girilmemesinde fayda var.

Düşük riski nedir? düşük yaptığınızı nasıl anlarsınız? detaylı bilgi için aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Tıkla –> Düşük riski

Normal Doğum ve Sezaryen Ne Kadar Sürer?

Anne adayları sezaryen mi normal doğum mu konusunda her iki doğum şeklinin süresini de merak edebiliyor. Ancak hem sezaryen doğumda hem de normal doğumda doğumun süresi her kadında aynı olmaz. Özellikle ilk defa doğum yapan kadınlarda normal doğum süresinin biraz daha uzun olduğunu belirtebiliriz. Bu süre birkaç saat içerisinde tamamlanabildiği gibi 10 saate kadar uzayabilir. Sonraki doğumlarda ise süre 7 saate kadar uzayabiliyor.

Sezaryen ile doğum ise genellikle 40 dakika ila 60 dakika arasında tamamlanıyor. Ancak sezaryenle doğum esnasında herhangi bir sorunla karşılaşılması halinde bu sürenin uzayabileceğinin de bilinmesi gerekiyor. Ayrıca sezaryen yada normal doğum kararının doğum süresi dikkate alınarak değil, bebeğin sağlığı ve tıbbi zorunluluklar göz önünde bulundurularak verilmesi çok daha doğru olur.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:
https://www.livescience.com/45681-vaginal-birth-vs-c-section.html

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

epizyotomi

Normal Doğumda (Epizyotomi) Kesmek Her Zaman Gereklimidir?

Normal Doğumda (Epizyotomi) Kesmek Her Zaman Gerekli midir?

Normal doğumda bebeğin baş çapı oldukça önemlidir. Özellikte baş çapının (PD) 97-98’mm geçtiği durumlarda doğum zorlaşmaktadır. 37’haftayı geçen miyadın da olan gebede bebek kafa çapı 93-96’mm civarındadır yani doğuma oldukça elverişlidir.

Normal doğumun son aşamasında yani bebek başının çıkım anında dış genital bölgede kabarma meydan gelir. Özellikle ilk çocuğunu doğuran bir kadında bu kabarma fazladır, yırtılma riski ortaya çıkarır. İkinci ve üçüncü gebeliklerde yırtılma riski yine vardır ancak daha azdır.

Epizyotomi çapraz kesme işlemi

Bebek başının rahat çıkmasını sağlamak amacıyla ve de kontrolsüz bir yırtılmayı engellemek amacıyla Epizyotomi adı verilen çapraz kesme işlemi uygulanır. Böylece bebek rahat doğurtulur, kontrolsüz bir yırtık ile idrar yollarının ve makat bölgesinin zarar görmesi engellenir. Kontrollü bir yırtığın tamir edilmesi, kontrolsüz bir yırtığın dikilerek tamir edilmesine göre çok daha kolaydır. Bazen ilk doğumlarda bile kesme işlemine gerek olmayacağı gibi ikinci ve üçüncü doğumlarda bile kesme işlemine gerek duyulabilir. Bu karar doğumu yaptıran hekim tarafından çıkım esnasında, genital bölgenin kabarma durumuna göre karar verilir kontrolsüz yırtılmaya bağlı yukarıdaki riskler olacaksa hızlı bir şekilde kesi yapılarak yırtılma engellenmelidir.

Epizyotomi ile doğum kanalı bebek çıkışına uygun hale getirilmiş kadınlarda, ileri senelerde idrar torbasında ve rahimde sarkma problemleri daha az olabilmektedir.

 

Normal doğum ve sezaryen doğum ile ilgili yazımızı bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Detaylı Bilgi için Bakırköy Kürtaj Merkezi ile İrtibata Geçebilirsiniz…

Sezaryen doğum sonrası hamilelik

Sezaryen Doğum Sonrası Hamilelik 

Sezaryen doğum sonrası hamilelik kadınların her daim titizlikle yaklaştığı konulardan biridir. Özellikle normal doğum yapmak isteyen kadınlar, daha önceki doğumunu sezaryen ile gerçekleştirmiş olduklarından çeşitli endişeler yaşayabiliyor ve bu endişelerin de tamamen yersiz olduğu söylenemez. Öncelikle sezaryen ile doğum yapmış olmanızın yeniden hamile kalmanıza asa bir engel teşkil etmediğini belirtelim. Normal yollarla yeniden gebelik oluşabilir ve sezaryen işlemi, bir sonraki gebelik sürecinizi olumlu ya da olumsuz yönde etkilemez.

Fakat sezaryen doğum sonrası hamilelik için hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan toparlanmayı beklemenizde fayda olacaktır. Hamilelik ve doğum vücudu zorlayan süreçlerdir. Vücudun toparlanabilmesi için zamana ihtiyacı olur. Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirebilmeniz için bu zamanı vücudunuza tanımalısınız. Fizyolojik açıdan vücudun yeni bir gebeliğe tamamen hazır hale gelmesi yeterli değil. Psikolojik açıdan da yeniden anne olmaya hazır hissettiğiniz zaman ve anne olmanın sorumluluklarını üstlenebileceğiniz bir dönemde hamilelik planı yapabilirsiniz.

Sezaryen Sonrası Hamile Kalmak Zor mu?

Sezaryen sonrası hamile kalmak zormu

Maalesef kimi zaman halk arasında sezaryen doğum sonrası hamilelik zorlaşır ya da sezaryen kısırlığa neden olur gibi gerçeği kesinlikle yansıtmayan inanışlar olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bazen basında çıkan yanlış haberler de toplumda böle bir algı oluşmasına sebebiyet verebiliyor. Sezaryen işlemi, anne karnındaki bebeğe ulaşmak için karnın alt bölümüne kesi uygulanması ile gerçekleştirilir. Rahme ulaşana dek deri altındaki katmanlara da bir kesi uygulanır ve bebek anne karnından çıkarılır. Sonrasında dikiş uygulaması ile işlem tamamlanır.

Hamilelik ise rahimde büyüyen yumurtaya sperm hücrelerinin ulaşması, döllenmenin gerçekleşmesi şeklinde seyreden tıbbi bir durumdur. Dolayısıyla sezaryen işlemi, şayet hatasız bir şekilde yapılmışsa, yeniden hamile kalınmasına engel olmaz. Yani sezaryen doğum sonrası hamilelik zorlaşmaz ve bu doğum yöntemi kişinin hamile kalma olasılığında olumlu ya da olumsuz bir değişime sebebiyet vermez. Bu durum sadece komplikasyon gelişmesi halinde söz konusu olabilir. Sezaryenin de cerrahi bir operasyon olduğunun unutulmaması gerekiyor. Her ameliyat gibi sezaryen işlemi de bazı komplikasyon risklerine sahiptir. Bu komplikasyonların gerçekleşmesi durumunda sezaryen doğum sonrası hamilelik ile ilgili çeşitli sıkıntılar yaşanabilir.

Sezaryen Doğumdan Sonra Neden Beklemek Gerekir?

Doğumdan sonra yani sezaryen doğum sonrası hamilelik için öncelikle rahmin yeniden normal boyuta gelmesini beklemek gerekiyor. Rahmin yeniden küçülmesi, 6 hafta ila 8 hafta arasında bir zaman dilimini gerektirebilir. Doğum sonrasında vajinal akıntı da bir süre daha devam edebilir. Tüm bu süreç 1,5 ila 2 ayda tamamlanır. Ancak bu sürecin tamamlanması yani lohusalık döneminin sona ermesi halinde hemen ikinci gebelik planlaması yapmak doğru olmaz. Doğum yapan annelere ikinci hamilelik için yaklaşık 2 yıl beklemeleri tavsiye edilir. Bunun nedeni ikinci bebeğin rahimde gelişim sorunları yaşaması gibi riskler değildir.

Hamilelik ve doğum kadınlarda demir eksikliği anemisine sebebiyet verebiliyor. Haliyle sezaryen doğum sonrası hamilelik için kısa bir süre beklemek ve yeniden gebelik oluşması annede demir eksikliği anemisi gelişme riskini artırır. Bu durumda hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı ile ilgili çeşitli sorunlar yaşanabilir. Oysa bir süre beklemek vücudun gebeliğe çok daha hazır hale gelmesini sağlar. Özellikle 35 yaş üstü annelerin vücudunun toparlanması biraz daha uzun zaman gerektirebiliyor. Dolayısıyla bu anneler sezaryen doğum sonrası hamilelik için biraz daha beklemelidir.

Elbette tüm bunlar gebeliğe sadece fizyolojik açıdan hazır olmakla ilgilidir. Psikolojik açıdan sezaryen doğum sonrası hamilelik için ne kadar beklemek gerektiği kişiden kişiye değişir. Özellikle doğumdan sonra bebeklerin oldukça yoğun bir bakıma ihtiyaçlarının olduğunu unutmamak gerekiyor. İlk bebeğin ihtiyaçlarının da ihmal edilmemesi için kadının ikinci gebelik için kendini tamamen hazır hissetmesini beklemek en akılcı seçenektir.

Sezaryen Sonrası Normal Doğum Mümkün

Sezaryen sonrası normal doğum

Tıbbi açıdan sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda normal doğum yapılabilir. Ancak daha önce sezaryen ile doğum yapan anne adaylarına sonraki hamileliklerde normal doğumu kesinlikle önermiyoruz. Çünkü normal doğum esnasında çok sayıda ciddi sıkıntı ortaya çıkabiliyor. Örneğin normal doğum sırasında, daha önceki sezaryen doğumun dikiş yerlerinde yırtıklar meydana gelebiliyor ve bu da hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını riske atıyor. Bu ve benzeri riskleri göze almak yerine sonraki doğumların da sezaryen ile yapılması çok daha doğru olacaktır.

Ender zamanlarda sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda evde sancı yaşayan kadınlar doktoruna ulaştığında artık rahim ağzı tam olarak açılmış olabiliyor ve doğumun başlamasına çok kısa bir süre kalmış oluyor. Böyle zamanlarda normal doğum kararı da alınabilir. Ancak söz konusu durum dışında sezaryenden sonra normal yolla doğum yapma konusunu, riskleri de göz önünde bulundurarak değerlendirmelisiniz.

Sezaryen Sonrası Hamilelik Süresi

Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olmak, bir sonraki gebeliğin süresini değiştirmez. Gebelik sağlıklı bir şekilde devam ettiği müddetçe ve yeniden sezaryen ile doğum kararı alınması halinde sezaryen sonrası hamilelik 39 ila 40 hafta sürecektir.

SSVD İçin Gerekli Şartlar Neler

Öncelikle sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda vajinal doğum yapabilmek için anne adayının sezaryen dışında bir rahim ameliyatı geçirmemiş olması gerekiyor. Ayrıca daha önceki sezaryen kesi hattının yatay olması da aranan şartlardan biridir. Bununla birlikte hem anne adayında hem de bebekte normal doğuma engel olabilecek herhangi bir sorunun ya da komplikasyonun olmaması da lazım. Örneğin vajinal enfeksiyon ya da kondilom SSDV için tek başına bir engeldir. Böyle bir durumda bebeğin sağlığı dikkate alınarak vajinal doğum seçenek olarak bile dikkate alınmaz. Ayrıca anne adayının daha önce normal doğum yapmış olması da gerekiyor. Önceki doğum ile ikinci doğum arasında 2 yıldan daha az süre olması durumunda da SSDV seçeneği düşünülmemelidir.

Bu noktada sezaryen sonrası hamilelik ve doğuma dair kritik bir unsurdan da söz etmek gerekiyor. Tüm dünya genelinde SSDV denemelerinin yaklaşık olarak % 40’ı acil sezaryen ile sonuçlanıyor. Bir başka deyişle SSDV denemelerinin sadece yaklaşık % 60’ı başarılı oluyor. Yani anne adayları vajinal doğum için kendilerini hazırlamış olsalar bile bebeğin ters gelmesi gibi pek çok nedene bağlı olarak acil sezaryen kararı alınabilir. Bununla birlikte SSDV tercih edildiğinde oluşabilecek enfeksiyon riskinin, sezaryen ile doğum yapıldığında ya da normal doğum yapıldığında mevcut olan enfeksiyon riskinden biraz daha fazla olduğu da dikkate alınmalıdır.

SSVD Nedir?

SSDV yani sezaryen sonrası vajinal doğum, sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda kadının normal doğum yapmasıdır. SSDV genellikle kadınların sezaryeni tecrübe etmiş olmalarından kaynaklı olarak normal doğum duygusunu yaşamak istemeleri nedeniyle gündeme geliyor. Kimi zaman da doğum koçları, anne adaylarını normal doğum yapmaya ve bu duyguyu yaşamaya teşvik edebiliyor. Ancak bu konu duygusal açıdan değerlendirilmesi gereken bir konu değil, tıbbi açıdan ve mevcut riskler de dikkate alınarak değerlendirilmesi gereken bir konudur. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının amacı doğum sürecini hem anne adayı hem de bebeğin sağlığı açısından en risksiz ve en sağlıklı şekilde tamamlamaktır. SSDV ise mevcut risklere yenilerinin de eklenmesi anlamına gelir ve bu nedenle çok sayıda doktor tarafından önerilmez.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Sezaryen doğum nedir nasıl yapılır

Tüplerin bağlanması nasıl oluyor

Down sendromu belirtileri nelerdir

Akraba evliliği sonuçları

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar:

https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/sezaryen-dogum/

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Erken doğum nedir

Erken Doğum Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Erken doğum anne adaylarının en büyük endişelerinden biridir. Gebeliklerin yaklaşık olarak % 12’si erken doğumla sonuçlanıyor. Prematüre doğum olarak da bilinen erken doğumu, çeşitli risk faktörlerini ortadan kaldırarak önlemek de mümkün olabiliyor. Ancak kimi zaman koruyucu önlemler yeterli gelmiyor ve erken doğum kaçınılmaz bir son da olabiliyor. Anne adaylarının konuyla ilgili endişesi, bebeklerini kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Oysa olması gerekenden daha erken doğum yapmak mutlaka bebeğin ölümü ile sonuçlanacağı anlamına gelmez.

Erken Doğum Belirtileri Nelerdir?

Erken doğum belirtileri

En önemli erken doğum belirtisi düzenli ve sık kasılmalar olmasıdır ve bu kasılmalar zamanla şiddetlenir. Ancak kadınların büyük bölümü gebelik süresi boyunca Braxton-Hicks adı verilen yalancı kasılma yaşar. Bunu erken doğumdan önce yaşanan kasılmalar ile karıştırmamak gerekiyor. Yalancı kasılmalar tutarlı değildir ve aynı zamanda sıklığında bir artış olmaz. Bununla birlikte doğum öncesi kasılmalar gibi bir ağrı da yaşatmaz. Doğum öncesi kasılmalarda pozisyon değişikliği kasılmayı durdurmaz ancak yalancı kasılmalarda hareket etmek kasılmayı durdurabilir.

Çok sık idrara çıkmak ve vajinal akıntıda bir artış olması da erken doğum belirtileri arasında bulunuyor. Bu duruma vajinal kanama ya da lekelenme şeklinde bir kanama da eşlik edebilir. Anne adayı leğen kemiğinde ciddi bir baskı hisseder. 10 dakikada bir kasılma olması ve baş ağrısı da bu belirtiler arasında yer alıyor. Baş ağrısı genellikle başın arka tarafında altlarda olur ve bazı anne adaylarında kalıcı bazılarında da geçicidir.

Karnın alt bölümünde adet dönemlerinde yaşandığı gibi bir kramp girmesi de erken doğum belirtileri listesinde yer alıyor. Vajinal boşalmanın artması, mide bulantısı, kusma ve ishal de belirtiler arasında bulunuyor. Anne adayları tüm bu belirtileri dikkate alarak erken doğuma dair bir şüphe duymaları durumunda hemen doktoru ile görüşmelidir. Özellikle kasılmaların 10 dakika ve daha az sıklıkta olması, şiddetinin artması en önemli belirtidir ve zaman kaybetmeden doktorunuz ile irtibata geçmeniz gerekir.

Ağrısı doğum nasıl yapılır merak ediyorsanız diğer makalemize aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz…

Tıkla –> Ağrısız doğum epidural anestezi

Kimler Erken Doğum Riski Altındadır?

Kimler erken doğum riski altındadır

Öncelikle hangi gebeliklerde erken doğum olacağının önceden bilinmesi mümkün olmaz. Fakat bu durum bazı risk faktörlerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Bu risk faktörlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Daha önce erken doğum yapmış olmak
  • Daha önce ikiz ve üçüz gebelik yaşamak
  • Fiziksel anlamda vücudu aşırı yoran ağır işlerde çalışmak
  • Rahimde, rahim ağzında ya da plasentada bir sorun olması
  • Sigara ve uyuşturucu kullanımı
  • Fetal doğum kusurunun mevcudiyeti
  • Ciddi stres ve üzüntü veren bir durum yaşamak
  • Bazı enfeksiyonlar
  • Amniyo sıvısının fazla olması
  • Gebelik esnasında vajinal kanama olması
  • İki gebelik arasında 6 aydan daha kısa bir süre olması
  • Bazı kronik hastalıklara sahip olmak
  • Periodontal hastalık mevcudiyeti

Erken Doğum Engellenebilir mi?

Erken doğum engellenebilir mi

Önlenebilecek risk faktörlerini ortadan kaldırmak mümkün olsa da erken doğum her zaman engellenemeyebilir. Olası risk faktörlerini ortadan kaldırmak ve daha sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek için hamilelik öncesinde kontrollerinizi yaptırmanız önerilir. Çok sayıda kadın rahim ile ilgili bir sağlık sorunu yaşadığını gebelik kontrollerinde fark ediyor ancak hamilelikten kaynaklı olarak her zaman cerrahi müdahale ile bu sorun ortadan kaldırılamıyor. Oysa rutin kontrollerin gebelik öncesinde de aksatılmaması, bu sorunlara erken dönemde müdahale edilmesini sağlar.

Bununa birlikte düzenli ve sağlıklı beslenme de büyük önem taşıyor. Folik asit ve kalsiyum desteği, her gün ideal oranda su tüketimi, sağlıklı bir gebelik geçirmek ve erken doğum riskini azaltmak adına sanılandan çok daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle erken doğumu engellemek için risk faktörlerinin çok iyi biliniyor olması gerekir.

Önlenebilen risk faktörlerini ortadan kaldırmak en akılcı seçimdir. Söz konusu risk belirtileri görüldüğünde doktorunuz sizden bazı ilaçları kullanmanızı isteyebilir. Reçete edilen ilaçların belirtildiği şekilde kullanılması ve aksatılmaması da erken doğumları önleyebilir.

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalemizi aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…

Tıkla –> Sezaryen doğum nedir

Kaç Haftalık Erken Doğum Olur?

Normal bir gebelik 40 hafta sürer. Gebeliğin 37. haftasından önce gerçekleşen doğum erken doğum olarak değerlendirilir. Elbette istenmeyen bir durumdur çünkü erken doğumlar bebeklerin sağlığı ile ilgili ciddi riskler barındırır. Prematüre bebekler hemen yenidoğan bakım ünitesine alınır ve özel bir ilgiye gereksinimleri olur.

Erken Doğum Nasıl Önlenir?

Erken doğumu engellemenin her daim mümkün olmadığını daha önce belirttik. Anne adaylarının alabileceği bazı tedbirler riski azaltabilir ancak yine de buna karşın erken doğum gerçekleşebilir. Örneğin erken doğuma neden olan en önemli unsurlardan biri vajinal enfeksiyonlardır. Hatta erken doğumların % 50’sine yakını vajina ve rahim enfeksiyonlarından kaynaklanıyor. Doktorunuzun önerilerini ve uyarılarını dikkate almanız, hijyene koşullarına dikkat etmeniz gibi önlemler ile bu riski ortadan kaldırabilirsiniz.

Ayrıca sigara ve uyuşturucu kullanımı prematüre doğum nedenlerinden biridir ve önlenebilen bir risk faktörü olduğunun altını çizmek gerekir. İki gebelik arasında 6 aydan daha uzun süre olmasını sağlayacak bir hamilelik planlaması yapmak da erken doğumu önlemek adına önemlidir. Vücudu gebelik süresi boyunca çok fazla zorlamamak ve diş sağlığının gebelik öncesinde kontrol edilmesi de bu kategoride değerlendirilebilir. Bazı diş eti hastalıkları da bu problemin yaşanmasına sebebiyet verebiliyor.

Erken Doğum Zararları Nelerdir?

Prematüre zararları neler

Maalesef erken doğum bebekler için hayati risk anlamına geliyor. Elbette her prematüre bebek hayatını kaybetmiyor ancak erken doğuma bağlı bebek ölümleri sık karşılaşılan bir tablodur. Ayrıca doğumun olması gerekenden daha erken gerçekleşmesi bebeklerde hem fiziksel hem de zihinsel bazı sorunlar gelişmesine de sebebiyet verebilir. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeklerin hayati organlarının gelişimini güçlendirmek için gerekli tüm tedaviler uygulanır. Fakat buna karşın iç organ gelişim bozukluklarına bağlı olarak çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir.

Normal doğum nasıl yapılır? kimler yaptırır? faydaları nelerdir? ilginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalemizi aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz…

Tıkla –> Normal doğum faydaları

Tedavisi Nasıl Yapılır?

Tedavinin anne adaylarının sağlık durumuna, bebeğin sağlık durumuna, erken doğumun nedenlerine göre özel olarak planlandığını ve uygulandığını belirtelim. Her anne adayında aynı tedavi prosedürü uygulanmaz. Öncelikle erken doğum şüphesi doğduğunda doktorunuz tarafından bazı ilaçlar reçete edilebilir.

İlaç kullanımı ile bu risk ortadan kaldırılamazsa, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları yüksek riskli bir doğum için kendilerini hazırlarlar ve her türlü önlem alınır. Fakat kimi zaman doğum maalesef gebeliğin 34. haftasında da başlayabiliyor ya da başlayacağına dair bazı şüpheler doğabiliyor. Bu durumda klinik ortamda tedaviye alınmanız gerekebilir ve doktorunuz hastaneye yatış yapmanızı önerebilir.

Hamilelik suyunun gelmesi durumunda çok daha farklı bir tedavi uygulanır. Özellikle prematüre doğum nedeni ve hamilelik suyunun gelmesi enfeksiyondan kaynaklıysa bu durumda doktorunuz antibiyotik ilaç reçete edebilir. Gebeliğin 24. haftası ila 34. haftası arasında anne karnındaki bebeğin akciğer gelişimini hızlandırmak amacıyla kortikosteroid kullanımı gerekebilir.

Bununla birlikte kasılmaların da kontrol altına alınması ve doğumu geciktirmek amacıyla da bazı ilaçların kullanılması zorunlu olabilir. Tüm bunlar yaygın şekilde uygulanan tedavi protokolleridir. Anne adayı ve bebeğin durumuna bağlı olarak daha farklı tedavilerin uygulanması da gerekebilir. Böyle bir durumda anne adayının sakin kalması ve doktorunun önerilerine, uyarılarına harfiyen uyması, tedavinin sorunsuz şekilde uygulanabilmesi adına önem taşıyor.

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar:

https://www.medicalpark.com.tr/erken-dogum-belirtileri/hg-2131

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Müdahaleli doğum

Müdahaleli Doğum Nedir? Çeşitleri Nelerdir?

Müdahaleli doğum anne adayının ya da bebeğin sağlığı ile ilgili bir sorun meydana geldiğinde doğumu başlatmak veya hızlandırmak amacıyla bazı uygulamalara başvurulan doğumlara verilen addır. Normal şartlarda doğumun problemsiz bir şekilde gerçekleşebilmesi için herhangi bir müdahaleye gerek olmaz.

Ancak kimi zaman anne adayı ya da bebeğin sağlığı bakımından çeşitli müdahalelerin yapılması zorunlu hale gelebiliyor. Epidural anestezi ya da epizyotomi gibi kavramların ne anlama geldiğini açıklayacağız. Öncesinde müdahaleleri doğumda uygulanan adımlardan söz edelim.

Uygulanan Adımlar Nelerdir?

Anne adayının durumuna bağlı olarak müdahaleli doğum esnasında hangi adımların uygulanacağı değişkenlik gösterebilir. En sık yapılan müdahalenin doğum sancısının başlatılması ya da desteklenmesine yönelik olarak gerçekleştirilen indüksiyonlar olduğunu belirtebiliriz. Forseps ya da vakum uygulamaları da tercih edilebilir. Doğumun bir an önce gerçekleşmesi gerektiğinde ise devreye çoğunlukla sezaryen işlemi girer.

Müdahaleli Doğum Endikasyonları

Müdahaleli doğum endikasyonları

Doğum sırasında anne adayı ya da bebek için çeşitli riskler ortaya çıktığında yapılan müdahaleler her anne adayında aynı olmaz. Sorunun kayağına yönelik olarak farklı müdahaleler gerçekleştirilebilir. Örneğin her anne adayında vajinal doğuma mutlaka sezaryen ile devam edilmesi gerekmez. Her anne adayına suni sancı uygulanması gerektiği düşünülmemelidir.

Doğum başladıktan sonra ortaya çıkan risklere bağlı olarak nasıl bir müdahale yapılacağı da değişebilir. Bu nedenle endikasyonların ve yapılan müdahalelerin ne gibi komplikasyonlara yol açabileceğinin değiştiğini belirtmek gerekir. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanları gerek anne adayı gerekse bebek için en az risk içerecek müdahale yöntemlerini tercih ederler.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-mi-normal-dogum-mu

Suni Sancı Nedir?

Çeşitli nedenlere bağlı olarak müdahaleli doğum kararı alınabiliyor ve bu müdahale de kimi zaman suni sancı uygulaması oluyor. Halk arasında ‘suni sancı’ olarak adlandırılan aslında suni oksitosin hormonudur. Bu hormon doğumun gerçekleşebilmesini sağlayan en önemli hormonlardan biri olma özelliği taşıyor.

Şayet doğum sırasında oksitosin hormonu yeterli düzeyde salgılanmazsa bu durumda rahimde doğumun gerçekleşmesini sağlayan kasılmalar da istenen verimde olamaz. Haliyle doğum süreci uzar ve anne karnındaki bebek de bu durumdan olumsuz etkilenebilir. Bebeğin etkilenmesini önlemek amacıyla rahimdeki kasılmaların düzenli bir şekilde gerçekleşmesi sağlanmalıdır.

İşte bu noktada devreye giren işlem suni sancı uygulaması oluyor. Damar yolu açılır ve seruma ilaç karıştırılarak damar yolundan vücuda gönderilir. Bu işlem doğumun başlamasını sağlamak amacıyla da gerçekleştirilebiliyor.

Epizyotomi Nedir?

Epizyotomi nedir

Doğum sırasında vajina ve perine bölgesinde düzensiz yırtılmalar olması istenmeyen bir durumdur. Bu nedenle kontrolsüz yırtılmaları önlemek için bu bölgeye kesi uygulanabilir ve bu da epizyotomi olarak adlandırılır. Bebeğin çıkışını kolaylaştırmak için yapılan bu kesiler doğumdan hemen sonra dikilir.

Epizyotomi mesane ve bağırsaklardaki sarkmaları önlemek amacıyla da yapılabilir. Anne adayının durumunda bağlı olarak ‘median’ olarak adlandırılan orta hat üzerine ya da ‘mediolateral’ olarak adlandırılan yana doğu bir kesi işlemi yapılabilir. İlk doğumların büyük bölümünde epizyotomiye gereksinim olabileceğini söyleyebiliriz. Bu işlem lokal anestezi ya da epidural anestezi ile gerçekleştiriliyor. Halk arasında bu durum ‘dikişli doğum’ olarak da adlandırılabiliyor.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/agrisiz-dogum-epidural-anestezi

Zarların Sıyrılması Ne Demektir?

Kimi zaman müdahaleli doğum doğumu başlatmak ya da doğumun ilk aşamalarının hızlıca geçilmesi için de tercih edilebiliyor. Bu durumda uygulanan işlemlerden biri de zarların sıyrılmasıdır. Bu işlemde rahim ağzında bulunan zarlar hekim tarafından sıyrılır. Nedeni ise prostaglandin hormonunun daha fazla salgılanmasını sağlamaktır.

Prostaglandin hormonunun artması ise doğumun daha hızlı ilerlemesini sağlar ve müdahaleli doğuma karar verilmesine neden olan risklerin gerçekleşme olasılığı da düşürülür. Bu işlem ‘membranların ayrılması’ olarak da adlandırılabiliyor.

Dr. İsmet Yıldırım der ki…

Normal Vajinal doğumda aslında bütün aşamalar spontan bir şekilde gelişir, her aşamanın kendine özgü bir süresi vardır ancak bazı durumlarda bazı aşamalarda yavaşlama ve zorlaşma meydana gelir. Bu durum bebekte sıkıntıya sebep olabilir.

Böyle durumlarda gerek doğumu hızlandırmak gerekse bebeğin sıkıntıya girmesini engellemek amacıyla müdahale etmek gerekir. Bu amaçla suni sancı, bazı ilaç uygulamaları, vakum veya forseps ile bebeği alma, epizyotomi gibi müdahaleler uygulanır. Ayrıca sezeryan işlemi de bir müdahale yöntemidir. Burada amaç bebeğin sağlıklı bir şekilde doğurtulmasıdır…

Su Kesesinin Açılması

Su kesesinin açılması

Bilindiği gibi vajinal doğumda doğum süreci anne adayının suyunun gelmesi ile başlar. Burada kast edilen bebeğin içinde bulunduğu amniyon suyudur. Suyun gelmesi doğumun başladığının net bir göstergesidir. Fakat bazen bebeğin içinde bulunduğu amniyon kesesi açılmaz. Dolayısıyla müdahaleli doğum kararı alınır ve su kesesinin dışarıdan yapılan bir müdahale ile açılması sağlanır. Kesenin açılması için de medikal bir kanca kullanılır ve bu sayede doğum süreci hızlandırılır.

Epidural Anestezi Nedir?

Halk arasında müdahaleli doğum dendiğinde akla ilk gelen kavramlardan biri de epidural aneztezidir. Ancak epidural anestezi bir doğum yöntemi değil anestezi yöntemidir. Vücudun alt omurga bölgesinde epidural kanallar bulunur ve bu kanallarda da ağrı algılayıcı sinirler yer alır. Bel bölgesine özel bir enjeksiyon işlemi gerçekleştirilir.

Bu sayede vücudun alt bölümünün acı hissetmesi engellenmiş olur. Doğum kasılmalarının yarattığı ağrı ve acı hissi beyne iletilmez ve böylelikle anne adayı çok daha rahat bir şekilde doğumu gerçekleştirebilir. Bu işlem genellikle ağrıların artık ciddi bir düzeyde hissedilmeye başlandığı aşamada gerçekleştirilir. Bel bölgesine özel bir katater yerleştirilir ve uzun süren doğumlarda anestezi ilacının takviyesi gerçekleştirilir. Böylece hissizliğin devamı da sağlanmış olur.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/dusuk-yapmak

Vakum (Kivi) Nedir?

Zor ve riskli olan doğumlarda müdahaleli doğum yöntemlerinden biri olarak, toplumda ‘kivi’ olarak adlandırılan vakum aleti kullanılabiliyor. Bu işlem çoğunlukla bebeğin doğum kanalından dışarıya çıkışını kolaylaştırmak amacıyla gerçekleştirilir. Bebeğin doğum esnasında strese girmesi durumunda da tercih edilebilen bu yöntemde bebeğin başı vakum etkisi ile çekilir ve dışarıya çıkması da kolaylaştırılır. İşlem sırasında bebeğin baş bölgesini kavrayabilecek bir çan ve vakum basıncı oluşturan bir hortumdan oluşan vakum aleti kullanılır.

Vakum uygulaması yapıldığında çoğu zaman episyotomi işleminin yapılmasına da gereksinim olur. Anne adayının bazı nedenlere bağlı olarak ıkınmasının mümkün olmadığı durumlarda da doğumun sorunsuz bir şekilde gerçekleşebilmesi için bu işlemden faydalanılır.

Forseps Nedir?

Forseps nedir

Günümüzde forseps yönteminin çok fazla kullanılmadığını belirtebiliriz. Bu işlem bebeğin hayatının tehlikeye girdiği durumlarda doğum kanalından çıkışını kolaylaştırmak için tıbbi bir alet kullanılması esasına dayanır. Maşa ve pense benzeri olan forseps aynı zamanda çeşitli ameliyatlarda dokuları tutmak amacıyla da kullanılabiliyor.

Kristaller Manevrası (Fundal Bası) Nedir?

Anne adayının karın bölgesinin üst kısmına bastırılarak bebeğin dışarı itilmesine yardımcı olmayı hedefleyen fundal bası yöntemi genellikle annenin yeterli oranda ıkınamadığı zamanlarda tercih ediliyor. Aynı zamanda bebeğin kalp atışlarının ani bir şekilde düşmeye başladığı zamanlarda da doğumu hızlandırmak amacıyla bu yöntem tercih edilebilir. Perine bölgesindeki hasarı artırma riski gibi nedenlerle günümüzde çok fazla tercih edilen bir müdahale olmadığını da belirtmek gerekir.

Sezaryen

Herhangi bir sağlık sorunundan kaynaklı olarak anne adayının vajinal yani normal doğum yapamadığı, yapmasında sakınca olduğu durumlarda sezaryen doğum gerçekleştirilir. Bu yöntemde alt karın bölgesine kesi uygulanır ve bebek çıkarıldıktan sonra kesi uygulanan yere dikiş atılır.

Sezaryen işlemi anestezi altında gerçekleştirildiği için anne adayının ağrı yahut acı hissetmesi de mümkün olmaz. Daha önce sezaryen ile doğum yapan kadınlar sonraki gebeliklerinde de sezaryen ile doğum yapmalıdır. Sezaryen kimi zaman normal doğum esnasında ani bir kararla da gerçekleştirilebilir. Bir diğer deyişle vajinal doğum kararı alınmış olsa bile doğum sırasında karşılaşılan bir sorun ya da bebeğin pozisyonu gibi nedenlerle sezaryen ile doğum yapılması gerekebilir. Bu arada müdahaleli doğum ile ilgili sorularınızı yorum bölümüne yazabilirsiniz.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/erken-dogum

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Normal doğum

Normal Doğum Nedir? Faydaları Neler

Normal doğum gebelik süresinin sona ermesinin ardından hamilelik suyunun gelmesi ile birlikte bebeğin vajinadan çıkarak doğmasıdır. Doğum 40. Haftada olabildiği gibi 40 hafta 10 günlükken de gerçekleşebilir. Bazı anne adaylarında doğum süreci yavaş gelişebiliyor. Hamilelik süresinin sona ermesine rağmen doğumun başlamaması durumunda suni sancı uygulanır ve doğum sürecinin başlaması sağlanır.

Normal Doğum Nasıl Yapılır?

Normal doğum nasıl yapılır

Öncelikle normal doğum sürecinin kasılmalar ile başladığını belirtebiliriz. Bu kasılmalar sadece birkaç saat sürebildiği gibi bu süre birkaç güne kadar da uzayabilir. Kasılmalar zaman ilerledikçe sıklaşmaya başlar ve 5 dakikada bir kasılma olduğunda artık anne adayının sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir. Elbette kanama olması ya da hamilelik suyunun gelmesi durumunda kasılmaların sıklığı dikkate alınmamalı ve derhal bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir.

Halk arasında bebeğin eşi olarak bilinen plasenta doğum başladığında yukarıya çıkar ve rahim içerisinde bebeğin doğum kanalına girmesi için gerekli ortam kendiliğinden hazırlanır. Bu esnada rahim ağzında da bir açılma meydana gelir ve normal doğum yapılabilmesi için rahim ağzındaki açılmanın 8 cm ila 10 cm arasında olması gerekir. Doğum başladığında doktor tarafından anne adayının ıkınması istenir. Ikınma doğuma yardımcı olur ve daha hızlı bir şekilde tamamlanabilmesinde önemlidir. Bebeğin başı vajinadan çıktığında doktor tarafından omuzları, vücudu ve bacakları da çıkarılır. Ardından plasentanın da rahimden çıkması sağlanır ve normal doğum böylelikle tamamlanır.

Kimi zaman doğum sürecinin başlaması gerektiği halde rahimde kasılma olmayabilir. Bu durumda suni sancı işleminden faydalanılır. Anne adayına suni sancı verilmesi gerektiğinde ise serum takılması ya da enjeksiyon yöntemi ile vücuda oksitosin gönderilir. Oksitosin bir hormondur rahimde kasılma olmasını kolaylaştırır. Bu sayede doğum sürecinin başlaması sağlanır. Doğumun sürecinde kasılmaların çok yetersiz olduğu durumlarda da doğumu kolaylaştırmak amacıyla bu hormondan faydalanılabilir.

Normal Doğum Belirtileri Nelerdir?

Normal doğum belirtileri nelerdir

En önemli belirti şiddeti gittikçe artan ve beraberinde periyodu sıklaşan kasılmalardır. Bu kasılmalar anne adayının ciddi bir sancı hissetmesine neden olur ve sancılar normal doğum sürecinin başlamak üzere olduğunu gösterir. Sancılarla birlikte rahim ağzında açılma da meydana gelir. Rahim ağzındaki bağ dokusunda yumuşama olması vücudun doğuma hazırlandığı anlamına gelir. Rahim ağzında bir incelme ve genişleme de olur fakat anne adayı rahim ağzındaki bu değişimleri fark edemeyebilir. Doktorunuz tarafından yapılan kontrol ile söz konusu değişim anlaşılır.

Vajinal akıntının artması normal doğum belirtilerinden bir diğeridir. Anne adayının karnının hafif şekilde aşağıya doğru inmesi de bir belirtidir. Bunun nedeni bebeğin doğuma kısa bir süre kala doğum kanalına doğru yönelmesidir. Doğumun başladığının en önemli belirtilerinden biri de hamilelik suyunun gelmesidir. Şayet kasılma olmadan gebelik suyu gelirse hiç beklemeden doktorunuza başvurmalısınız. Bu suyun şeffaf, kokusuz ve berrak olduğu bilgisini de aktaralım.

Ağrı Oluşumu

Doğuma yakın günlerde başlayan, belde çekilmeler, karında gerginlik hissi şeklinde duyulan kasılmalar, tedricen devamlı ve daha güçlü bir karakter alarak, hakiki doğum ağrılarına dönüşürler. Düzenli aralıklarla ve her 10 dakikada bir gelen, belden başlayıp kasıklara doğru yayılan ve gittikçe şiddeti artan ağrılar, rahim ağzının açılma devresinin başlangıcı olarak kabul edilir. Açılma ağrılarının araları süratle 3-4 dakikaya iner ve 30-60 saniye kadar devam eder. Açılma ağrılarında, rahim içi basınç 60 mmHg’ye kadar çıkar. Ancak, bazen doğuma yakın zamanlarda özellikle yoğun fiziksel aktivite sonrasında gerçek olmayan rahim kasılmaları hissedilebilir. Bu tür ağrıların tipik özelliği istirahat ile geçmesidir.

Ağrı sırasında yapılması gerekenler

Normal doğum ağrısı

Ağrısı başlayan her kadın, öncelikle sakin olmalı, evinde sol tarafına yatarak yarım saat kadar istirahat etmelidir. İstirahat ile ağrıların geçmemesi, ağrılarında şiddetlenme olması ve ağrı süresinin uzaması gerçek doğum ağrılarının başladığının işaretidir. Bu durumda yapılması gereken, doktorunuzu aramak ve doğum yapmayı düşündüğünüz hastaneye gitmektir. Hastanede yapılacak rahim ağzı muayenesi ve rahim kasılmalarını monitörize eden cihaza bağlanma ile daha kesin karar verilecektir.

Nişan Gelmesi

Rahim ağzının açılmasıyla beraber etrafında bulunan kılcal damarların çatlaması ve bunların sümüksü bir kan şeklinde dışarı atılmasıdır. Her zaman kesin bir belirti değildir. Rahim ağzı normalden 1-2 hafta önceden de açılmaya başlayabilir. Ancak sıklıkla görülen, nişan geldikten birkaç saat sonra düzenli rahim kasılmalarının başladığı ve doğumla sonuçlandığıdır.

Nişan gelince yapılması gerekenler

Nişanı gelen kadın aynı şekilde sakin olup, sol tarafına yatarak istirahat etmeli ve ağrılarını beklemelidir. Bazen ağrılar fazla olmadan kanamalar fazla olabilir. Büyük olasılıkla rahim ağzı iyice açılmıştır. Doktorunuzu arayınız ve hastaneye gidiniz.

Suyun Gelmesi

Doğuma yakın dönemde suların gelmesi gebelerin genellikle %10-15’inde ilk belirti olabilir. Suların gelmesi, zamanından önce bile olsa doğumun başladığının göstergesidir. Birkaç saat içinde ağrılar başlar ve doğumla sonuçlanır.

Su gelince yapılması gerekenler

Suların gelmesi çocukta acil bir sıkıntı yaratmayacaktır. Sakin bir şekilde, doğuma götüreceğiniz malzemelerinizi belirleyin ve doktorunuzu bilgilendirerek, hastaneye gidiniz. Su gelişi bazen idrar kaçırmayla karıştırılabilir. Gerçekten suyu gelen gebede bir anda ayaklarında sıcak ve yoğun bir ıslanma olur. İdrar kaçırmada ise özellikle oturur pozisyonda ve sıkışma esnasında ıslanma olmuştur. Doktorunuzu arayınız ve onun talimatları doğrultusunda evde ağrılarınızı bekleyiniz ve su gelişini bir pet koyarak kontrol ediniz.

Doğumun başladığını gösteren, düzenli ağrılar, nişan gelmesi veya suların gelmesi gibi işaretlerle doktora başvuran gebelerde doğum hazırlığı yapılmalıdır. Genel vücut temizliği (duş), saçların toplanması, genital bölgenin temizlenmesi (kılların tıraş edilmesi) sağlanır. Lavman (bağırsak temizliği) yapılır, idrar torbası boşaltılır. Genital bölge antiseptik bir solüsyon veya sabun ile yıkanır ve steril bir pet ile kapatılır. Çamaşırlar değiştirilir. Bazı laboratuar tetkikleri yapılarak gebenin genel durumu hakkında bilgi sahibi olunur (kan sayımı, kan grubu, sarılık testi vb.)

Normal Doğum Sonrası Kanama

Normal doğum sonrası kanama

Halk arasında lohusalık kanaması olarak adlandırılan normal doğum sonrası kanama, son derece normal bir durumdur. Bu kanamanın nedeni rahmin yeniden toparlanmaya başlamasıdır. Kanama doğumdan sonraki ilk günlerde regl kanaması ile oldukça benzerlik gösterir. Fakat adet kanamasından daha yoğun olur. Sonraki günlerde renginde bir açılma olur ve daha pembeye yakın bir kanama şeklinde devam eder. Bu esnada kahverengi tonlarında lekelenme şeklinde de devam edebilir.

Yaklaşık olarak 6 haftalık bir süre boyunca normal doğum sonrası kanama olması beklenen bir durumdur ve endişeye neden olmamalıdır. Fakat bu süreden daha uzun süren kanama durumunda ivedilikle bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerekir. Çünkü kanamanın beklenenden daha uzun sürmesi, enfeksiyon şüphesi ile birlikte rahimde parça kalması şüphesini de doğurur. Özellikle kanamaya yüksek ateşin, ağrının, kötü kokulu vajinal akıntının eşlik etmesi durumunda bu şüphe çok daha güçlü olur. Gerekli tıbbi kontroller derhal yapılmalıdır.

Normal Doğum Ne Kadar Sürer?

Normal doğum ne kadar sürer

Bu sorunun yanıtı kişiden kişiye değişir. Hatta aynı anne adayının daha önce yaptığı normal doğum süresi ile bir sonraki gebeliğinde yaptığı doğumun süresi bile aynı olmaz. Özellikle ilk gebeliklerde doğum süresinin daha uzun olduğunu belirtebiliriz. İlk doğumlarda bu süre toplamda 10 ila 15 saat sürebiliyor. İkinci gebeliklerde ise doğumun 6 ila 8 saatte tamamlandığını belirtebiliriz. Fakat bu süre bebeğin doğum kanalına girmesinden sonra başlayan süre değildir. Doğumun ilk evresinden son evresine kadar geçen süredir.

İlk evre sancıların, kasılmaların başladığı evredir ve son evre de plasentanın çıkarılması, şayet epizyotomi uygulanmışsa anneye dikiş atılması ile tamamlanan evredir. Doğum süreci içerisinde anne adayının ıkınması gereken süre ilk gebeliklerde genellikle 50 dakika ila 60 dakika arasıdır. İkinci gebeliklerde bu süre daha da kısalır. Fakat ıkınma süresinin de toplam normal doğum süresi gibi kişiden kişiye değişebildiğinin altını çizmek gerekiyor. Doğum esnasında beklenmedik bir durum gelişmesi halinde söz ettiğimiz süre daha da uzayacaktır.

Doğum Sancısı Nerede Olur?

Anne adayları normal doğum sancısı ile yalancı sancı arasındaki farkı bilmek istiyor. Her iki sancı da vücudun aynı bölgelerinde, karın altı ile kasıklarda meydana geldiğinden ayırt edilmesi kolay olmaz. Bu durumda sancıların sıklığına ve şiddetinin artıp artmadığına bakmalısınız. Doğum sancıları gittikçe sıklaşır ve şiddeti de artar. Ancak yalancı sancıların şiddeti artmaz ve zaman ilerledikçe sıklaşmaz. Ayrıca pozisyon değişikliğinin deneyebilirsiniz. Yalancı sancı çoğu zaman pozisyon değişikliğinde durur ancak gerçek sancılar durmaz.

Doğum Sancısı Neye Benzer?

Bu sancıyı anne adayları genellikle adet dönemi sancılarına ve kramplarına benzetir. Her iki durumda da sancı rahimde meydana geldiği için benzerlik göstermesi de normaldir. Fakat bazı anne adayları normal doğum sancısının çok daha farklı olduğunu dile getirebiliyor. Ağrının daha fazla bölgeye yayılmış olması ve özellikle kasıklarda düğümlenmesi, bu sancının adet dönemi sancısından farklı yaşanmasına neden olabiliyor.

Normal Doğum Sonrası Cinsel İlişki

Normal doğum sonrası cinsel ilişki

Doğumdan sonra anneler hem psikolojik açıdan hem de fizyolojik bakımdan bazı değişimler yaşıyor. Rahmin yeniden toparlanması ve doğum öncesi formu kazanması 6 haftalık bir süreyi gerektirebiliyor ve bu süre de normal doğum sonrası lohusalık dönemi olarak adlandırılıyor. Bu süre boyunca cinsel ilişkiye girilmesi önerilmez. Cinsel ilişki için rahmin eski boyutuna gelmesini, varsa dikişlerin iyileşmesini, vajinal akıntıların kesilmesini beklemek gerekiyor.

Zira normal doğum sonrasında kadınlarda cinsel isteksizlik de olabilir. Östrojen hormonunun azalması, prolaktin hormonunun salgılanması, bebek bakımı nedeniyle uykusuzluk ve yorgunluk yaşanması gibi durumlar cinsel isteksizlik ile sonuçlanabiliyor. Sadece fizyolojik açıdan değil, psikolojik açıdan da kadınların doğum sonrasında toparlanmasını beklemek en doğru seçenektir.

Normal Doğum mu Sezaryen mi?

Anne adayları hamilelik süresi boyunca normal doğum ve sezaryen doğum arasında kararsız kalıyor. Oysa bu kararı anne adayı tek başına veremez ve vermemelidir. Mutlaka doktor görüşünün alınması gerekiyor. Sezaryen ile doğum genellikle normal doğumun anne adayına ya da bebeğe zarar verebileceği durumlarda tercih ediliyor. Elbette şayet tıbbi bir sakınca yoksa normal doğumun tercih edilmesinde fayda var. Ancak tıbbi zorunluluklar durumunda, doktorunuzun sezaryen ile doğumu önermesi halinde normal doğumda ısrarlı olmamalısınız. Doktorunuz ile bu konuyu görüşmeniz, detaylı bilgi almanızı sağlar.

 

 

Konu ile alakalı diğer makalelerimiz göz atmak istermisiniz?

Hamilelik belirtileri nelerdir
Akraba evliliği sonuçları
Down sendromu nedir?
Ağrısız doğum epidural anestezi
Tüplerin bağlanması nasıl olur?
Kadınlarda idrar kaçırma sebepleri

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar

https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/normal-dogum/

 

Normal doğum ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Sezaryen Doğum

Sezaryen Doğum Nedir? Nasıl Yapılır? Riskleri

Sezaryen doğum karın bölgesine ve rahme kesi uygulanarak bebeğin anne karnından çıkarılması işlemidir. Normal yolla doğum her gebelikte sağlıklı bir tercih olmayabiliyor. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından, çeşitli nedenlere bağlı olarak hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı düşünülerek sezaryen ile doğum kararı alınabilir. Doğum öncesinde yapılan muayeneler ve tetkikler kimi zaman doğum esnasında bir sorun oluşabileceği şüphesini de ortaya koyabiliyor. Doğumun seyrini olumsuz yönde etkileyebilecek bu durumlar nedeniyle de sezaryen ile doğum tercih edilebilir.

Sezaryen Doğum Sırasında Neler Olur?

Sezaryen doğum sırasında neler olur

Öncelikle sezaryen doğum işleminin spinal epidural anestezi ya da genel anestezi altında gerçekleştirildiğini belirtmek gerekiyor. Anestezi uygulandığından doğum esnasında herhangi bir acı ya da ağrı hissetmeniz mümkün olmaz. Operasyon öncesinde elinizin üzerinden ya da kolunuzdan damar yolu açılır. Bu sayede uygulanması gereken ilaçlar damar yolundan vücuda iletilir. Özellikle ağrı kesici ya da sıvı ihtiyacı durumunda damar yolundan pratik bir şekilde iletilebiliyor olması, sezaryen doğum sürecini daha konforlu şekilde tamamlamanızı sağlar. İşlem öncesinde sonda takılması da gerekebilir. Karın bölgesi ve alt bölümü özel solüsyonlar ile dezenfekte edilir. Tansiyon ölçümü gibi çeşitli kontrollerin yapılmasıyla birlikte tüm hazırlıklar tamamlanmış olur ve operasyona başlanır.

Sezaryen Ne Zaman Gerekli Olur?

Genel olarak sezaryene ihtiyaç duyulmasının nedenlerini 3 başlık altında inceleyebiliriz. Bunlar anneye bağlı sezaryen doğum nedenleri, bebeğe ya da plasentaya bağlı nedenler ve doğum sırasında saptanan nedenlerdir. Doğum sırasında gelişen nedenlerin ilki normal yolla doğumun gerçekleşememesidir. Doğumun çok uzun sürmesi durumunda, anne ve bebeğin sağlığı göz önünde bulundurularak doktorunuz tarafından sezaryen kararı alınabilir. Ayrıca doğum esnasında saptanan fetal distres gibi bebeğe dair bazı sıkıntılar da sezaryeni gerektirebilir.

Aşağıdaki Durumlar Sezaryen Doğum Gerektirir

  • İlk doğumu sezaryen olan gebelerde,
  • İlk gebeliğinde bebeğin ayakları veya popo kısmı ile geldiği durumlarda,
  • İlk gebeliğinde bebeğin ağırlığının 4 kg üzerinde olduğu tahmin edildiğinde,
  • Bebeğin beslenme organının ( Plasenta ) rahim ağzını tamamen kapattığı durumlarda,
  • Şart olmamakla beraber ilk gebeliği ikiz olanlarda,
  • İlk gebelik yaşı 35 yaş üzeri olan gebelerde,
  • Uzun süreli tedavi sonrası gebe kalındığında,
  • Boy uzunluğu 150 cm altında olan gebelerde, vb.
  • Bu durumların dışında normal doğum planlanan gebelerde,
  • Sancılar esnasında bebeğin sıkıntıya girmesi durumunda,
  • Düzenli rahim kasılmalarına rağmen rahim ağzı’ nın açılmadığı durumlarda,
  • Rahim kasılmalarının yetersiz olduğu durumlarda,
  • Baş ile doğum kanalının uyumlu olmadığı durumlarda,
  • Su kesesi açılmasına rağmen 12 saat içinde doğumun olmayacağı durumlarda,
  • Su kesesi açıldığında çocuk kordonunun sarkması durumunda,
  • Vakum veya forseps uygulamasının başarısız olduğu durumlarda, sezaryen yapılabilir.

Bebeğe ve Eşine (Plasenta) Bağlı Sezaryen Nedenleri

Sezaryen nedenleri nelerdir

Anne karnındaki bebeğin sıkıntıda olduğu durumlarda sezaryen doğum tercih edilir. Bu sıkıntılar doğum ağrıları başlamadan hemen önce ortaya çıkabildiği gibi doğum eylemi başladığında da ortaya çıkabiliyor. Normal doğumda bebeğin doğum yoluna giriş şeklinde başının önde olması gerekiyor. Şayet vücudunun farklı bir bölümü önde olursa normal doğum sakıncalı olabiliyor. Hatta bebeğin alnının ya da yüzünün önde olduğu durumlarda da bu sakıncalar nedeniyle sezaryen doğum zaruri olabiliyor. Bebeğin 4 kg’dan daha büyük olması ya da plasentanın doğum yolunu kapatması durumu da sezaryen nedenleri arasında bulunuyor. Son olarak ‘plasenta dekolmanı’ olarak adlandırılan, plasentanın doğumdan önce ayrılması ve kanama başlaması durumunda da sezaryen gereklidir.

Anneye Bağlı Sezaryen Nedenleri

Annenin daha önce sezaryen doğum yapmış olması ya da miyom ameliyatı gibi rahimle ilgili bir operasyon geçirmiş olması durumunda normal doğum sakıncalıdır. Bu nedenle sezaryen işleminin yapılması gerekir. Annenin kalça kemiklerinin dar olması, doğumsal kalça çıkığının olması, pelvik kemik kırıklarına bağlı olarak deforme pelvis durumunun gelişmesi de anneye bağlı sezaryen nedenleri arasında bulunuyor. Kimi zaman doğum kanalında miyom olabiliyor ve bu da bebeğin doğum kanalını tıkadığı için normal yolla doğum yapılamıyor. Genital bölgede enfeksiyon olması, kondilom bulunması gibi durumlarda da bebeğin sağlığı düşünülerek sezaryen doğum kararı alınır. Anneye bağlı bazı sistemik hastalıkların da normal doğuma engel olduğunu belirtebiliriz.

Sezaryen Sonrası Günlük Hayata Dönüş

Sezaryen doğum sonrası

Normal doğum ile sezaryen doğum iyileşme süreçleri bakımından da birbirinden farklıdır. Karnın alt bölümüne uygulanan kesi nedeniyle günlük hayata hemen dönülemez. Bu kesi hafif ağrılara neden olabilir ve buna bağlı olarak ağrı kesici ilaç kullanımı süresi biraz daha uzun olabilir. Elbette her annede iyileşme süresi farklıdır ve bu nedenle günlük hayata dönme süresi de değişkenlik gösterebilir. Burada önemli olan unsur, annenin sezaryen sonrasında bebeği ile ilgilenmesine, emzirmesine engel bir durumun olmadığıdır. Sezaryenden hemen sonra emzirme eylemi gerçekleşebilir.

Uygulanan anesteziye bağlı olarak ilk gün mide bulantısı, kusma ya da hafif baş ağrısı yaşanabilir. Doktorunuz tarafından iletilen önerileri dikkate almanız durumunda günlük hayata dönme süreniz de kısalır. Elbette sezaryen doğum sonrasında bir süre dinlenmeniz gerekir. Ancak sürekli olarak yatmanız zaten önerilmiyor. Özellikle operasyondan sonraki ilk 2 gün gaz problemleri yaşanabiliyor. Hareket etmeniz gaz çıkarmanıza yardımcı olduğundan vücudunuzu zorlamayacak şekilde ayağa kalkmanız ve yürümeniz daha doğru olacaktır.

Operasyondan 3 gün sonra ayakta olmak kaydıyla duş alınabiliyor. Ancak daha erken duş almanız gerekirse özel yara bakım ürünlerini kullanmanız önerilir. Yaklaşık olarak bir hafta sonra sezaryen doğum kaynaklı sıkıntıların çok büyük bir bölümü ortadan kalktığı için günlük hayatınıza dönebilirsiniz. Lohusalık dönemi boyunca cinsel ilişki önerilmiyor. Yaklaşık 6 haftalık sürenin ardından cinsel ilişki yaşanabilir.

Sezaryen Doğum Nasıl Yapılır?

Öncelikle sezaryen doğum için ideal sürenin 39 hafta 0 gün olduğunu belirtelim. Fakat kimi zaman tıbbi zorunluluklar nedeniyle gebeliğin 37. haftasından sonra da operasyon yapılabiliyor. Karnın alt bölümüne yatay bir kesi uygulanır ve sonrasında katmanlar rahme ulaşana dek kesi ile açılır. Bebek anne karnından çıkarılır ve göbek kordonu klemplenerek kesildikten sonra plasenta da çıkarılır. Ardından dikiş atılarak kesi uygulanan yerler kapatılır ve dikiş üzerine de bandaj uygulaması yapılarak operasyon tamamlanır.

Genel olarak sezaryen doğum işlemi 20 dakika ila 45 dakika arasında tamamlanır. Fakat beklenmedik bir durum gelişmesi halinde bu süre uzayabilir. Operasyonun üzerinden 6 ila 8 saat geçtikten sonra annenin yürümesi gerekir. Bunda amaç bağırsak hareketlerini hızlandırmak, annenin gaz çıkarmasını sağlamak ve kan pıhtısı oluşmasını engellemektir.

Aşağıdaki video da Op. Dr. İsmet Yıldırım’ın Sezaryen Doğumu nasıl yaptığına dair videosunu izleyebilirsiniz.

Sezaryen Tekniği Nasıldır?

Genel anestezi altında veya belden uyuşturma teknikleri ile gebe duyarsızlaştırılır. Karın alt kısmında, kıllı bölgenin hemen üst kısmında yaklaşık 8 cm’lik yatay kesi yapılarak sezaryene başlanır. Karın duvarı anatomisine uygun açılarak genellikle 2 dakika içerisinde çocuk çıkartılır ve hazır bekleyen çocuk hekimi tarafından ilk muayenesi yapılır.

Daha sonra beslenme organı elle rahim içinden çıkarılır, kanama kontrolü yapılarak rahim ve karın duvarı anatomisine uygun dikilir. Cilde estetik dikiş yapılarak ameliyat bitirilir. Tüm ameliyat süresi 30-45 dakikadır. Cilt dikişinin bitmesi ile beraber hasta gözlerini açar ve sorulara cevap verir duruma gelir. Ameliyathanede 10 dakikalık gözlem sonrası hasta doğum servisine gönderilir ve takibe alınır.

Sezaryen Doğum Sonrası Dikişler Ne Zaman İyileşir?

Sezaryen doğum sonrası dikişler

Her kadında yara iyileşme hızı aynı değildir. Bu nedenle sezaryen doğum sonrası dikişlerin iyileşme süresi de değişkenlik gösterebilir. Bu sürenin genel olarak 24 saat ila 48 saat arasında değiştiğini söyleyebiliriz. Ancak bazı hastalarda dikişler 3 gün sonrasında da iyileşebiliyor. Operasyon sonrasında vücutta kendiliğinden eriyen dikiş ipleri kullanılıyor ve sonrasında dikiş alınmasına gerek olmuyor.

İlk günlerde ödem olabildiği için dikiş uygulaması yapılan yerde sertleşme ve şişme olması son derece normaldir. Kısa zamanda ödem dağılmaya başlar ve şişlik iner. Ender zamanlarda, annenin vücudunu zorlaması gibi nedenlere bağlı olarak dikişler açılabilir ve bu durumda pansuman yapılarak yeniden dikiş atılması gerekebiliyor.

İlk günlerde dikiş yerlerinde hafif yanma, ağrı ve kaşıntı olabilir. Özellikle ağrı hissi dikişlerin uç kısımlarında daha yoğun hissedilir. Bu bölgede bir his kaybı olması ya da uyuşukluk olması da son derece normal bir durumdur. Fakat bu şikayetlerin uzun sürmesi durumunda mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmalısınız. Dikiş yerlerinde kızarıklık olması ve buna kötü kokulu sarı ya da yeşile yakın renkte bir akıntının eşlik etmesi enfeksiyon şüphesini doğurur ve hiç beklemeden doktorunuza başvurmanız gerekir.

En çok merak edilen unsurlardan biri de sezaryen doğum sonrasında dikiş yerlerinde kanama olmasıdır. Hafif kanama olabilir ve normaldir ancak kanamanın fazla olması durumu normal kabul edilmez. Bu durumda da doktorunuza başvurmanız gerekir. Ağrılı idrar yapma, vajinal kanamada artma doktorunuza başvurmanızı gerektiren diğer durumlardır.

 

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Ağrısız doğum epidural anestezi
Kadınlarda idrar kaçırma tedavisi
Akraba evliliği sonuçları ve zararları
Down sendromu nedir?

 

Sezaryen doğum ile ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

epidural-anestezi

Ağrısız Doğum ve Epidural Anestezi

Ağrısız Doğum Epidural Anestezi: Sezaryen ile doğumda ya da normal doğumda artık ağrıyı azaltmanın ya da tamamen ortadan kaldırmanın çeşitli yolları bulunuyor. Bunlar arasında en çok tercih edilen ise sezaryende uygulanan spinal – epidural anestezi ve normal doğumda da tercih edilebilen epidural anestezi oluyor. Sabırla okumaya devam ederseniz eğer aşağıda daha detaylı bu konuyu anlatacağız sizlere.

Sezaryenle Doğumda Spinal – Epidural Anestezi

Ağrısız Doğum

Doğum yöntemlerinden biri olan sezaryen çok sayıda anne adayı için endişe verici bir işlem olarak görülüyor. Oysa spinal – epidural anestezi yöntemi ile herhangi bir ağrı ya da acı hissetmeden sezaryenle doğumun gerçekleşmesi mümkün oluyor.

Vücudun belden aşağısının uyuşturulması ve bu sayede ağrı iletiminin engellenmesi, konforlu bir doğum süreci yaşanmasını beraberinde getiriyor. Genellikle sezaryen ile doğum konusunda anne adaylarının yaşadığı acı ve ağrı endişesi strese de sebebiyet verebiliyor. Bu nedenle spinal – epidural anestezi noktasında anne adaylarının doğumdan önce detaylı bilgi almasında fayda var.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/dusuk-yapmak

Normal Doğumda Epidural Anestezi

Normal doğumda epidural anestezi

Normal doğumlarda da ağrıyı azaltmak ya da ortadan kaldırmak amacıyla bu yöntemden istifade edilebiliyor. Halk arasında ağrısız doğum yöntemi olarak bilinen epidural anestezinin her anne adayı için ideal olduğunu söyleyemeyiz. Uygulamanın yapılacağı bölgede enfeksiyon gelişmiş olan kişilerde bu yöntem tercih edilemez. Aynı zamanda kanama bozukluğu olan anne adaylarında ya da antikoagülan tedavi gören kişilerde de tıbbi açıdan çeşitli sakıncaları olduğu için epidural anestezi yöntemi tercih edilmez. Bu portföy dışında rahatlıkla uygulanabilen ve gayet konforlu olan bir tıbbi işlemdir.

Normal doğum 3 evrede gerçekleşir

  • Açılma
  • Bebeğin çıkışı
  • Halas

Her 3 evre de anne için sıkıntılı ve zor süreçlerdir. Bu nedenle yaşanan ağrıyı ortadan kaldırmak için epidural anestezi yöntemi tercih edilebiliyor. Doğum süresi boyunca ilacın etkisinin devam etmesi sağlanıyor ve bu sayede kimi zaman 9 saate kadar uzayabilen doğum sürecinin daha rahat tamamlanması sağlanabiliyor.

Elbette doğum esnasında ağrıyı azaltan ya da engelleyen farklı yöntemler de mevcut. Ancak günümüzde epidural anestezinin ağrısız doğum için tercih edilebilecek en güvenli yöntem olduğunu belirtmek gerekiyor. Risklerin minimum seviyede olması ve yan etkilerinin de son derece az olması ile birlikte bebeğe anestezi ilacının ulaşmaması da bu yöntemi benzerlerinden ayırıyor ve doktorlar açısından daha cazip kılıyor. Toplumda bu yöntem sunduğu konfor nedeniyle ‘prenses doğum’ olarak da adlandırılabiliyor.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-dogum-sonrasi-hamilelik

Bölgesel Anestezi Yöntemleri

Bölgesel anestezi yöntemleri

Günümüzde bölgesel anestezi yöntemleri arasında en sık kullanılan sezaryen ile doğumda spinal – epidural anestezi ve normal doğumda kullanılan epidural anestezi işlemidir. Bölgesel anestezi yöntemleri genel anestezi ile kıyaslandığında çok daha güvenlidir. Çünkü genel anestezide kullanılan ilaçlar kimi zaman bebeğe de ulaşabiliyor.

Oysa ağrısız doğum yapmayı sağlayan spinal ve epidural ya da sadece epidural anestezide böyle bir durum söz konusu olmaz. Genel anestezide bebeğe anestezi ilacının ulaşması durumunda doğumdan hemen sonra solunuma dair bazı sorunlar yaşanabiliyor. Bu nedenle sıklıkla sezaryen ya da normal doğumda bölgesel anestezi yöntemleri tercih ediliyor.

Sezaryenle Doğum ve Normal Doğumda Bölgesel Anestezi İşlemi

En çok merak edilen konulardan biri de sezaryen öncesinde ya da normal doğumdan önce uygulanan bölgesel anestezinin nasıl yapıldığı oluyor. Öncelikle her iki doğum için anestezinin aynı şekilde uygulanmadığını belirtmeliyiz. Normal doğumda tercih edilen epidural anestezide hem omuriliği hem de omurilikten çıkan sinirleri çevreleyen ve dura olarak adlandırılan zarın çevresine ilaç verilir ve işlem bu şekilde uygulanır. Bu ilaç ağrı iletimini engelleyerek anne adayının konforlu bir şekilde normal doğum yapmasını sağlar.

Sezaryen ile doğumda ise uygulanan yöntem spinal – epidural anestezidir ve ilacın verildiği vücut bölgesi daha farklıdır. Bu yöntemde ilaç dura zarının hemen altında bulunan beyin omurilik sıvısına iletiliyor. Ağrının beyne iletimi bu yolla engellenmiş oluyor.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/erken-dogum

Epidural Anestezi İşleminin Uygulanışı

Epidural anestezi uygulanışı

Bu ağrısız doğum yönteminde dura olarak adlandırılan zara ulaşılması gerekiyor. Zira yöntemin ‘epidural’ olarak adlandırılması da bundan kaynaklanır. Bu zara ulaşıldığında anestezi ilacı hastaya verilir ve bu sayede ağrı uyarılarının beyne ulaşması yani hastanın acı ya da ağrı hissetmesi engellenir.

Bu işlemde motor fonksiyonlarını etkileyen sinirlerin de verilen ilaçtan etkilenmesi durumunda hastanın bacaklarını oynatması mümkün olmaz. Ancak normal doğum için gerçekleştirilen epidural anestezi işleminde amaç bacakların hissedilmemesi değildir. Sadece anne adayının ağrı hissetmesini engellemektir. Bu nedenle daha düşük dozda ilaç uygulanır ve aynı zamanda anestezi ilacı ile birlikte son derece güçlü bir etkiye sahip olan ağrı kesici ilaçlar da verilebilir.

Normal doğumun ağrısız olması amacıyla gerçekleştirilen epidural anestezi yönteminde anne adayı bacaklarını oynatabilir ve aynı zamanda dokunmaları da rahatlıkla hissedebilir. Herhangi bir uyuşukluk, karıncalanma, his kaybı meydana gelmez. Bununla birlikte anne adayının doğum sırasında ağrı hissetmeye başlaması ya da acı hissi duyması halinde ek dozlar da verilebilir anestezinin etkisini sürdürmesi rahatlıkla sağlanabilir.

Epidural Anestezi Avantajları

Öncelikle genel anestezi yönteminden daha konforlu bir anestezi yöntemi olan epidural anestezi ve sezaryenle doğumda tercih edilen spinal – epidural anestezinin sonrasında hastanın kendine gelme sürecinin çok daha rahat olduğunu belirtmek gerekiyor. Genel anestezide beyin de uyuşturulur. Bu nedenle bölgesel anestezi yöntemleri her daim çok daha güvenlidir. Bölgesel anestezi işlemi uygulandığında bebek dünyaya geldiğinde çok daha güçlü bir şekilde nefes almaya başlar ve ciğerleri de daha iyi açılır. Bununla birlikte bebekler doğduktan hemen sonra daha dinç olur.

Genel anesteziden sonra baş ağrısı, mide bulantısı, kusma gibi çeşitli sıkıntılar yaşanabiliyorken epidural anestezi ya da spinal – epidural anesteziden sonra bu sıkıntı yaşanmaz. Bununla birlikte sersemlik hissi de olmaz.

Çok az miktarda anestezi ilacı kullanılıyor olması da yöntemin avantajları arasında yer alıyor. Anne hangi yöntemle doğum yapmış olursa olsun, doğumdan hemen sonra bebeği ile ilgilenebilir ve rahat bir doğum yapmış olmanın keyfini sürebilir. Normal doğumda ağrı yaşamadığı için aktif bir şekilde doğuma katılabilen anneler bebeklerinin dünyaya geldiği ilk anları da görebilir.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/normal-dogum

Ağrısız Doğum İçin Ne Yapılmalıdır?

Ağrısız doğum için ne yapılmalı

Anne adayları doğum yaklaştıkça ağrı ve acı korkusu nedeniyle endişeye kapılıyor. Oysa normal doğumda gayet güvenli bir şekilde uygulanabilen epidural anestezi işlemi ya da sezaryen ile doğumda tercih edilen spinal – epidural anesteziyle ağrısız bir şekilde doğum yapmak mümkündür. Ancak bu kararı tek başına anne adayı veremez.

Gebeliğinizi takip eden doktorunuz ve anestezi uzmanı ile birlikte karar verilmelidir. Doğumdan önce ağrısız doğum kararı alındığında anne adayının bu yöntem hakkında bilgilendirilmesi gerekiyor. Doğum planlamasının da bu yönde yapılması gerekiyor.

Sezaryen ya da normal doğumda ağrısız doğum tekniği olan bölgesel anestezi yöntemi tercih edilebilir. Özellikle normal doğumda annenin aktif bir şekilde ıkınarak doğuma katılabileceği ve doğumu kolaylaştırabileceği yöntem her birey için uygun olmadığından daha önce geçirilen hastalıklar, yapılan ameliyatlar ve kullanılan ilaçlar gibi konularda mutlaka doktora bilgi verilmesi gerekir. Aynı durum sezaryen ile doğumda da geçerlidir. Örneğin daha önce ciddi bir bel ameliyatı geçirmiş olan kişiler için bölgesel anestezi sakıncalı olabilir. Doktorunuzu mutlaka bu ve benzeri konularda bilgilendirmelisiniz.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-dogum

Epidural Anestezi Yan Etkileri Nelerdir?

Tüm işlemlerde olduğu gibi ağrısız doğum yöntemi olan bu işlemde de bazı riskler bulunuyor. Ancak öncelikle belirtmek gerekir ki, deneyimli bir anestezi uzmanı tarafından gerçekleştirilen işlemlerde riskler minimum seviyeye geriler. Mevcut risklerin başında anestezinin yetersiz olması ya da tek taraflı olarak uyuşma sağlaması geliyor. Dura zarının yırtılması da yine epidural anestezi riskleri arasında yer alıyor. Dura zarının yırtılmasından kaynaklı olarak baş ağrısı görülebilir. Ancak baş ağrısı genellikle orta ya da hafif şiddette oluyor ve görülme sıklığının da % 2 ila % 4 arasında olduğunu belirtebiliriz.

Kaşıntı, epidural anestezi işleminin yan etkileri arasında yer alıyor. Sezaryen ile doğumda kaşıntı dikiş atılan bölgede de olabilir. Kaşıntının nedeni ise kullanılan ilaçlardır ve kısa bir süre sonrasında kendiliğinden ortadan kalkar.

Normal doğumda annenin ıkınmakta zorluk çekmesi gibi bir durum ender de olsa ortaya çıkabilir. Bu durumda doğumun devam etmesi için vakum uygulamasından faydalanılabiliyor. Alternatif olarak forseps kullanımı da gerekebiliyor. Son olarak doğumdan sonra idrar yapmakta güçlük çekmek de yan etkiler listesinde bulunuyor. Ancak bu durumun da yine ender şekilde görüldüğünü belirtmek gerekir.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:

https://www.nysora.com/regional-anesthesia-for-specific-surgical-procedures/abdomen/epidural-anesthesia-analgesia/

 

Hamilelik ile ilgili detaylı bilgi almak için bizlere ulaşabilirsiniz.

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

down sendromu

Down Sendromu Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Dünya genelinde Down Sendromu rahatsızlığına sahip olan birey sayısı 6 milyonu geçti. Ülkemizde bu rakam 70 bin dolaylarında seyrediyor. Vücuttaki kromozom sayısının 1 fazla olmasından kaynaklanan bu sendrom ‘trizomi 21’ ya da ‘mongolizm’ adıyla da biliniyor. İnsan vücudunda toplamda 46 adet kromozom bulunuyor. Bunların 23 adedi anneden, 23 adedi de babadan geliyor. Genetik bir farklılık olan Down Sendromu durumunda anneden ya da babadan bir fazla kromozom geliyor ve vücuttaki toplam kromozom sayısı 47’ye yükseliyor.

Halen üzerine çok sayıda araştırmanın yapıldığı Down Sendromu dünyanın hemen her ülkesinde görülüyor. Her yıl yaklaşık 2000 bebek Down Sendromlu olarak dünyaya geliyor. Bu sendrom hafif ya da orta düzeyde zihinsel geriliği de beraberinde getirebiliyor. Aynı zamanda Down Sendromu olan bireylerin fiziksel gelişimleri de yaşıtlarına göre daha geç gerçekleşiyor. Doğumdan itibaren fizyoterapiden faydalanılması ve çocukluk döneminde özel eğitim desteği alınması, gelişimlerinde önemli bir faktördür.

Down Sendromu Belirtileri

Down sendromu belirtileri nelerdir

Bazı karakteristik özellikler Down Sendromu şüphesini de doğuruyor. Bu sendroma sahip olan kişilerin yüz görünümünde genellikle tipik bazı benzerlikler bulunur. Vücutlarına oranla daha küçük ve daha yuvarlak yüz hatlarına sahiptirler. Gözler ise genellikle yukarı yönlü çekik bir duruş sergiler. Burun kökü basıktır ve normale göre daha küçük buruna sahiptirler. Kulaklar da yine normale göre biraz daha küçük olur. Ense bölgesinde bir deri bolluğu olduğundan ense daha kalın görünür.

Toplumda mongol hastalığı olarak da bilinen bu sendroma sahip olan bireylerde, avuç içerisinde bulunan simian çizgisi de tek bir çizgi halindedir. Kişilerin parmakları oldukça esnek bir yapıya sahip olur ve aynı zamanda eller de daha küçüktür. El ve ayaklarda sandal açıklığı olarak tabir edilen bir görünüm mevcuttur. Bununla birlikte hamilelik döneminde yapılan testlerde elde edilen bulgular da belirti olarak kabul edilebilir. Bu test ve muayenelerde Down Sendromu tanısının konulabildiğini belirtelim.

Bilgin olsun –> https://www.drismetyildirim.com/sezaryen-mi-normal-dogum-mu

Kimler Down Sendromu Açısından Riskli Gruptadır?

Pek çok rahatsızlığa dair bir risk grubu belirlemek ve genel hatları çizmek mümkün olabiliyor. Fakat söz konusu Down Sendromu olduğunda bir risk grubundan söz etmek güç. Çünkü herkesin bebeği bu sendroma sahip olacak şekilde dünyaya gelebilir. Bir diğer deyişle her kadın Down Sendromlu bebek dünyaya getirebilir. Sadece annenin yaşı artıkça riskin de artığından söz edebiliriz. 20 yaşında olan bir annenin Down sendromlu bebek dünyaya getirme olasılığı 1/1500 iken annenin yaşı 40 olduğunda bu oran 1/100 şeklinde ve yaş 50 olduğunda da oran 1/44 şeklinde bir değişim gösteriyor.

Ayrıca annenin gebelikte yaptıkları ya da yapmadıkları ile ilgili bir durum olmadığının da altını çizmek gerekiyor. Çünkü mongol hastalığı gebelikte annenin beslenmesi ya da egzersiz yapıp yapmadığı gibi konularla hiçbir şekilde ilişkili değildir. Bu sendrom genetik bir farklılıktır ve bu şekilde değerlendirilmesi gerekiyor.

Down Sendromu Kaç Kromozomludur?

Down sendromu kaç kromozomludur

İnsan vücudundaki kromozom sayısı 46’dır. Ancak Down Sendromu olan bireylerde kromozom sayısı 47 oluyor. İnsan vücudundaki 21 numaralı olan kromozom çifttir. 21 numaralı kromozomun iki adet değil, üç adet olması mongol hastalığı olarak da bilinen bu sendroma yol açıyor.

Down Sendromu Neden Olur?

Vücutta olması gereken kromozom sayısı 46 iken Down Sendromu olan bireylerde kromozom sayısı 47 olur. Sendromun 1 fazla kromozomdan kaynaklandığı biliniyor ancak vücutta neden 1 fazla kromozom bulunduğu yani bu sendromun kaynağı henüz bilinmiyor. Sadece annenin yaşının mongol hastalığı riskinde etkili bir unsur olduğu yapılan araştırmalarla belirlendi.

35 yaş üzerinde olan annelerin bebeklerinde bu sendromun görülme riski 250’de 1 oluyor. 40 yaş üzerinde olan her 100 annenin 1’inde bebek Down Sendromlu olarak doğuyor.  Elbette annenin yaşı bu sendromun nedeni ya da kaynağı değildir. Sadece görülme riski üzerinde anne yaşının etkili olduğunu belirtebiliriz.

İlgini çekebilir –> https://www.drismetyildirim.com/dusuk-yapmak

Kromozom Bozukluğu Ne Demek?

mongol hastalığı

Kromozom bozukluğu kromozomlarda yapısal ya da sayısal bakımdan anormallik olmasıdır. Kromozom bozukluğu hücre bölünmesi esnasında hata olmasından kaynaklanır. Zira Down Sendromu da kromozom bozukluğundan yani artı 1 kromozom sayısından kaynaklanır.

Kromozom bozukluklarının spermde ya da yumurtada olabildiği gibi kökeni embriyo dönemine de dayanabilir. Bu bozukluklar tüm genleri etkileyebilir ve beraberinde çok ciddi sonuçlar doğurabilir. Bazı ilaçların kullanımı, çevresel faktörler ya da annenin yaşı gibi unsurların kromozom bozukluklarında riskleri artırdığı biliniyor. Ancak kromozomlarda meydana gelen bu bozukluğa neden olan unsur ya da unsurlar da halen tam olarak bilinemiyor.

Down Sendromu Testi Ne Zaman Yapılır?

Hamileliğin 11. ve 14. haftalarında Down Sendromu olup olmadığını anlamak için test yapılır. Hamilelik döneminde yapılan testler ve muayeneler ile sendromun % 90 gibi yüksek bir oranla tespit edildiğini belirtebiliriz. Ultrason yardımı ile anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülür ve ensedeki derinin saydamlığı da kontrolden geçirilir. Bu kontroller risk oranının tespit edilmesi bakımından çok büyük önem taşır.

Aynı zamanda risk oranının tespit edilmesinde ikili test olarak adlandırılan kan testi sonucundan da faydalanılır. Doktor tarafından tetkik ve muayene sonuçları bir arada değerlendirilerek Down Sendromu tanısı konur. Bu sendromun tedavisi maalesef bulunmuyor.

Tıkla öğren –> https://www.drismetyildirim.com/erken-dogum

Down Sendromlu İnsan Ne Kadar Yaşar?

down sendromu ne kadar yaşar

En çok merak edilen hususlardan biri de Down Sendromu olan bireylerin kaç yıl yaşadığı oluyor. Bu kişiler ortalama olarak 60 yıl yaşarlar. Ancak yaygın şekilde kalp rahatsızlıkları ve sindirim sistemi anomalileri olduğundan yaşamları hastalıklardan kaynaklı olarak daha kısa olabilir. Bununla birlikte aşırı kilo alımı gibi karakteristik bir özellik de bulunduğu için mongol hastalığı olan kişilerde kiloya bağlı iç organ yağlanmaları ve beraberinde bundan kaynaklı rahatsızlıklar da görülebiliyor. Aşırı kilo metabolizma bozukluklarından kaynaklanıyor.

Dünya genelinde Down Sendromu olan kişilerin % 40’ında kalp ile ilgili sağlık sorunları bulunuyor. Kalp yetmezliği ya da kalp krizi gibi çeşitli nedenlere bağlı olarak da ölümler gerçekleşebiliyor. Bu sendroma sahip olan kişilerin kalp sağlıklarının düzenli olarak kotnrol edilmesi çok büyük önem taşıyor.

Mutlaka okumalısın –> https://www.drismetyildirim.com/agrisiz-dogum-epidural-anestezi

Down Sendromu Sebepleri ve Özellikleri Nedir?

Bu sendromun nedeni daha önce de açıkladığımız gibi vücuttaki kromozom sayısının 1 fazla olmasıdır. Bu sendrom tipik bazı görünüm özellikleri ile de kendini belli eder ve beraberinde Down Sendromu olan bireler daha geç öğrenirler. Aynı zamanda normal bir bireye göre çok daha çabuk da unuturlar. Bununla birlikte sendrom bulunan bireylerde sıklıkla kalp anomalileri ve sindirim sistemi anomalileri de görülür. Yaş ilerlediğinde mongol hastalığı olan kişilerde sıklıkla obezlik de başlar ve boyları çok fazla uzamaz.

Gözlemler ve araştırmalar mongol hastalığı olan bireylerin öfke nöbetleri geçirebildiklerini ve inatçı bir yapıya sahip olduklarını oraya koyuyor. Ayrıca bebeklik döneminde emekleme ve yürüme dönemleri oldukça geç başlar. Bununla birlikte tuvalet eğitimi de daha geç verilebilir ve daha zor olur. Uykuya dalmakta güçlük çektikleri ve uyku problemlerinin Down Sendromu olan bireylerde yaşamları boyunca devam ettiği de gözlemlenebiliyor. Yenidoğan sarılığının da bu sendroma sahip olan bebeklerde daha sık görüldüğünü belirtebiliriz.

 

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:

https://www.ndss.org/about-down-syndrome/down-syndrome/

 

Mongol hatalığı ile ilgili detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Kürtaj sonrası ağrı

Kürtaj Sonrası Ağrı ve İyileşme Süreci

Kürtaj sonrası ağrı kürtaj yaptıran kadınların en büyük endişelerinden biridir. Özellikle son dönemde kürtaj …

Analdan ilişki

Analdan İlişki (Ters) Nedir? Nasıl Yapılır? Zararları Nelerdir?

Analdan ilişki penisin vajinaya değil makata girmesi yoluyla cinsel ilişkinin yaşanmasıdır. Makat çok sayıda sinir …

Kemik erimesi

Kemik Erimesi (Osteoporoz) Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Kemik erimesi kemiklerin içinde bulunan kalsiyumun azalmasına bağlı olarak ortaya çıkan ve kemiklerin kırılma riskini …