Kategori: Doğum

kadinlarda-idrari-kacirma

Kadınlarda İdrar Kaçırma Sebepleri

Üriner inkontinans yani idrar kaçırma toplumda sık yaşanan problemlerden biridir. Özellikle 30 yaşın üstünde olan kadınların yaklaşık olarak % 40’ı gibi ciddi bir oranını etkileyen kadınlarda idrar kaçırma sorunu, utanma duygusunu da beraberinde getirebiliyor. Bu nedenle söz konusu problemi yaşayan kadınların büyük bölümü, yedek iç çamaşırı taşıma, emici pedler kullanma ya da dışarıya çıkacağı zaman sıvı tüketimini azaltma gibi çeşitli yöntemler eşliğinde bu sorunla baş etmeye çalışıyor.

Hem erkeklerde hem de kadınlarda idrar kaçırma sorunuyla birlikte yaşanan utanma duygusu, yaşam kalitesinde ciddi bir kısıtlama olmasıyla sonuçlanabiliyor. Çünkü bu sorunu yaşayan kişiler tüm günlük hayatlarını ve sosyal aktivitelerini idrar kaçırma merkezinde planlamaya başlıyor. Haliyle Üriner inkontinans sorununa cinsel yaşamla ilgili sıkıntıların, özgüven eksikliğinin, depresyonun ve benzeri psikolojik sıkıntıların eşlik etmeye başlaması da uzun sürmüyor.

Oysa kadınlarda idrar kaçırma problemi tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Artık tıp teknolojisi oldukça ilerledi ve hastanın durumuna en uygun tedavi protokolünün seçilmesi ile birlikte tedaviye kısa zamanda başlanabiliyor. Hastalar konforlu bir tedavi süreci eşliğinde yaşadıkları tüm bu sıkıntılardan kurtulabiliyor. Utanma duygusuna yenik düşmek ve yaşam kalitesini düşürmek yerine tedavinin tercih edilmesi, çok daha akılcı bir seçim olacaktır.

İdrar Kaçırma Tipleri Nelerdir?

Kadınlarda idrar kaçırma tipleri

Stres İnkontinans

Stres inkontinans, genellikle doğum ve menopoz sonrasında yaşanan idrar kaçırma tipidir. Karın içi basıncın arttığı durumlarda mesaneden dışarı açılan kanalların zayıf olması nedeniyle kadınlarda idrar kaçırma ortaya çıkabiliyor. Hapşırma, öksürme, kahkaha atma, ani şekilde ayağa kalkma ve ağır kaldırma gibi durumlarda idrar kaçırma görülür.

Urge İnkontinans

Bu idrar kaçırma tipinde genellikle kişide aniden tuvaletini yapma ihtiyacı doğar ancak tuvalete yetişemeden idrar kaçırır. Nedeni ise mesanede ani şekilde istemsiz kasılmalar olmasıdır. Bu sorunu yaşayan hastalar sadece gün içinde değil, geceleri de sıklıkla tuvalete gitme ihtiyacı hissederler. Parkinson, alzheimer, idrar yolu enfeksiyonu gibi çeşitli rahatsızlıklardan kaynaklı olan Üriner inkontinans sorunu, yaygın şekilde urge tip inkontinans olarak ortaya çıkıyor.

Mix İnkontinans

Bazen kadınlarda idrar kaçırma hem stres hem de urge tipinde olabiliyor. Bu durum mix inkontinans olarak değerlendirilir.

Taşma İnkontinans

Taşma tip idrar kaçırmanın nedeni mesane duyularının algılanamamasıdır. Beyne idrar yapma hissine neden olan sinyaller ulaşmadığı için, mesanenin kapasitesi dolduğunda idrar kaçırma meydana gelir. Şeker hastalığı gibi sinirlerde tahribata neden olan hastalıklar, bazı mesane yaralanmaları ve omurilik zedelenmesi gibi nedenlerle ortaya çıkan kadınlarda idrar kaçırma durumunda taşma tip inkontinans ile de sıklıkla karşılaşabiliyoruz.

Böbrekler ve Mesane Nasıl Çalışır?

Böbrekler ve mesane nasıl çalışır

Böbrekler ve mesanenin çalışma düzeni kadınlarda idrar kaçırma problemi ile çok yakından ilgilidir. Halk arasında idrar torbası olarak da bilinen mesane, böbreklerden gelen idrarın biriktiği vücut bölgesidir. Böbreklerin ürettiği idrar üreter olarak adlandırılan tüplerden geçerek mesaneye ulaşır. Mesane bölgesindeki kaslar beyin ve bu vücut bölgesinde yer alan sinirler ile kontrol edilir. Böylelikle mesane kaslarında gevşeme ve kasılma hareketleri meydana gelir. İdrar geldikçe mesane kesesi esnemeye başlar ve bu esnemeye karşın mesanenin alt bölümünde yer alan kaslar mesane ağzının kapalı kalmasını sağlar.

Mesane belirli bir doluluğa ulaştığında sinirler yardımı ile beyne ileti gider ve kişide idrar yapma isteği oluşur. Böylelikle mesanede biriken idrar kişinin kontrolü ile üretra adı verilen tüp ile vücuttan dışarı atılır. Ancak kadınlarda idrar kaçırma problemi mevcut olduğunda idrar istemsiz olarak vücuttan atılabiliyor. Vücutta idrarın sağlıklı bir şekilde depolanabilmesi ve boşaltılabilmesi için beyin ve mesane ile birlikte pelvik kaslarının da sağlıklı ve koordine şekilde çalışıyor olması gerekir.

Kadınlarda İdrar Kaçırma Neden Olur?

Kadınlarda idrar kaçırma neden olur

Pek çok farklı nedene bağlı olarak ortaya çıkabilen kadınlarda idrar kaçırma doğum sırasında pelvis kaslarında zayıflama ya da yırtık olmasından kaynaklanabiliyor. Vajinada ve pelviste zor doğumdan kaynaklı sarkmalar olması da nedenler arasında yer alıyor. İdrar yollarında ya da böbreklerde taş olması, kronik kabızlık, kronik sistit ve obezite de Üriner inkontinans sorununu doğurabiliyor. Bununla birlikte vajinal enfeksiyonların ve menopozun da bu soruna sebebiyet verebildiğini belirtebiliriz.

Demans alzheimer hastalığı, şeker hastalığı, bazı beyin tümörleri, parkinson hastalığı, bazı sinir sistemi hastalıkları ve omurilik zedelenmeleri de idrar kaçırma nedenleri listesinde yer alıyor. Bazı ilaçların kullanımından kaynaklı olarak bile kadınlarda idrar kaçırma sorunu doğabiliyor. Buna örnek olarak bazı kas gevşetici ilaçları, depresyon ilaçlarını, idrar söktürücü ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçları, alerji ilaçlarını ve sakinleştirici ilaçları gösterebiliriz. Zira toplumda bu sorunun yaygın şekilde görülmesinin nedeni de çok sayıda farklı etmene bağlı olarak idrar kaçırmanın ortaya çıkabiliyor olmasıdır.

Kadınlarda İdrar Kaçırma Tedavisi

Kadınlarda idrar kaçırma tedavisi

Daha önce değindiğimiz gibi kadınlarda idrar kaçırma farklı nedenlerle ortaya çıkabiliyor ve dolayısıyla tedavi öncesinde hastada görülen bu sorunun nedeninin tespit edilmesi gerekiyor. Hastanın öyküsünün ve şikayetlerinin dinlenmesi, idrar analizi yapılması, mesane günlüğü, pelvik ultrasonografi, stres testi, postvoid rezidüel ölçüm gibi çeşitli tetkik ve muayeneler ile kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından tanı konur. Tanı öncesinde doktor tarafından bazı spesifik testlerin yapılması da istenebilir. Aynı zamanda sistoskopi ve sistogram gibi tanı koymaya yönelik işlemlerin yapılması da gerekebilir.

Hastada Üriner inkontinans tiplerinden hangisinin olduğu ve şiddet düzeyi belirlendikten sonra uygun tedavi protokolüne karar verilir. Bu rahatsızlıkta tedavinin hastaya özel olarak seçildiğini belirtmek gerekir. Tedavide fiziksel ve davranışsal terapiler tercih edilebildiği gibi doktor tarafından cerrahi müdahale kararı da verilebilir. Bununla birlikte kombine tedavilerin uygulanması da gerekebilir.

Şayet Üriner inkontinans şiddetli düzeyde değilse, mesane egzersizleri, tuvalet egzersizleri ya da pelvik taban kas egzersizleri ile başarılı bir sonuç elde edilebiliyor. Hastanın durumuna bağlı olarak ilaç tedavisi ya da elektriksel stimülasyon yöntemi de seçilebilir. Sentetik materyal injeksiyonları % 60 gibi bir başarı oranına sahip olan tedavilerden biridir. Mesanenin kas tabanına botoks uygulaması yapılması, sinir uyarıcı cihaz kullanımı ise her ne kadar tedavi metotları arasında yer alsa da günümüzde çok ender durumlarda tercih ediliyor.

İdrar Kaçırma Ne Zaman Gerçek Bir Problemdir?

Maalesef kadınlarda idrar kaçırma halk arasında hayatın bir parçası ya da yaşın ilerlemesinin getirdiği bir durum olarak da değerlendirilebiliyor. Oysa kişinin günlük aktiviteleri, sosyal yaşantısı, cinsel yaşamı bu durumdan olumsuz yönde etkileniyorsa ve nihayetinde yaşam kalitesi düşüyorsa, idrar kaçırmaya gerçek bir problem olarak bakılmasının zamanı çoktan gelmiş demektir.

Kimi zaman idrar kaçırmaya idrarda kan görülmesi ya da idrarı yaparken yanma olması, zorlanma gibi durumlar da eşlik edebiliyor. Dolayısıyla kadınlarda idrar kaçırma zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gereken durumlardan biridir ve halk arasında da bu şekilde değerlendirilmesi gerekir. Yaşanan bu sıkıntıyla ilgili şikayetler, kadın hastalıkları ve doğum uzmanına utanma ve sıkılma duygusu yaşamadan rahatlıkla anlatılmalıdır. Tüm doktorların Üriner inkontinans sorununa utanılacak bir durum olarak değil, tıbbi bir durum olarak baktığını ve konuyu sadece tıbbi açıdan değerlendirdiğini unutmamalısınız.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Rahim ağzında yara nedir?

Kızlık zarı dikimi nasıl yapılır

Hamilelik belirtileri nelerdir

Tüp bebek nasıl yapılır

Konu ile alakalı yabancı kaynaklar:

https://bit.ly/33beQsS

 

İdrar kaçırma ile alakalı detaylı bilgi için bizlere ulaşabilirsiniz

dr.ismetyildirim@hotmail.com
0532 325 30 08

epizyotomi

Normal Doğumda (Epizyotomi) Kesmek Her Zaman Gereklimidir?

Normal Doğumda (Epizyotomi) Kesmek Her Zaman Gerekli midir?

Normal doğumda bebeğin baş çapı oldukça önemlidir. Özellikte baş çapının (PD) 97-98’mm geçtiği durumlarda doğum zorlaşmaktadır. 37’haftayı geçen miyadın da olan gebede bebek kafa çapı 93-96’mm civarındadır yani doğuma oldukça elverişlidir.

Normal doğumun son aşamasında yani bebek başının çıkım anında dış genital bölgede kabarma meydan gelir. Özellikle ilk çocuğunu doğuran bir kadında bu kabarma fazladır, yırtılma riski ortaya çıkarır. İkinci ve üçüncü gebeliklerde yırtılma riski yine vardır ancak daha azdır.

Epizyotomi çapraz kesme işlemi

Bebek başının rahat çıkmasını sağlamak amacıyla ve de kontrolsüz bir yırtılmayı engellemek amacıyla Epizyotomi adı verilen çapraz kesme işlemi uygulanır. Böylece bebek rahat doğurtulur, kontrolsüz bir yırtık ile idrar yollarının ve makat bölgesinin zarar görmesi engellenir. Kontrollü bir yırtığın tamir edilmesi, kontrolsüz bir yırtığın dikilerek tamir edilmesine göre çok daha kolaydır. Bazen ilk doğumlarda bile kesme işlemine gerek olmayacağı gibi ikinci ve üçüncü doğumlarda bile kesme işlemine gerek duyulabilir. Bu karar doğumu yaptıran hekim tarafından çıkım esnasında, genital bölgenin kabarma durumuna göre karar verilir kontrolsüz yırtılmaya bağlı yukarıdaki riskler olacaksa hızlı bir şekilde kesi yapılarak yırtılma engellenmelidir.

Epizyotomi ile doğum kanalı bebek çıkışına uygun hale getirilmiş kadınlarda, ileri senelerde idrar torbasında ve rahimde sarkma problemleri daha az olabilmektedir.

 

Normal doğum ve sezaryen doğum ile ilgili yazımızı bağlantıya tıklayarak okuyabilirsiniz.

Detaylı Bilgi için Bakırköy Kürtaj Merkezi ile İrtibata Geçebilirsiniz…

Normal Doğum ve Sezaryen Karşılaştırması

Normal Doğum ve Sezaryen Karşılaştırması

Gebe kadınlar için doğum şekli bazen ciddi sıkıntılara yol açabilmektedir. Geçmişte normal doğum dışında bir alternatif olmaması, gebe kadınlarda iyi bir motivasyona sebep olmaktaydı. Ancak günümüzde sezaryenin alternatif bir doğum şekli olması, vajinal doğum motivasyonunu oldukça azaltmaktadır. Vajinal doğum korkusu, iri bebek, bebeğin ayakları ile gelmesi, bebeğin baş çapının fazla olması, bebekte beslenme ile ilgili problem tespit edilmesi gibi durumlar sezaryen sebebi olabilmektedir.

Her iki doğum şeklinin de birbirine göre avantajları ve dezavantajları mevcuttur.
Normal doğum bazı gebeler için çok kolay olduğu gibi bazen de zor olabilir. İlk doğumlarda bebeğin başının rahat bir şekilde doğum kanalından geçebilmesi için, epizyotomi dediğimiz kesi işlemi yapılır. Kontrolsüz bir yırtık oluşmasındansa, kontrollü bir kesi yapılıp dikilerek iyileşmenin kolay olması sağlanır. Sabır gerektiren bir doğum şeklidir. Ortalama 8-10’saat sürebilir, bebeğin ve annenin daha fazla yorulduğu bir doğum şeklidir. Bebeğin kalp atımlarında, ani düşmeler sıkıntılı bir durum ortaya çıkarabilir ve bu gibi durumlarda acil sezaryen ile doğuma geçilebilir.

Sezaryene göre normal doğumda bebeğin çok yakın takip edilmesi önemlidir. Bebeğin sıkıntıya girmesi spastik olabilme riskini arttırmaktadır sezaryende ise bu risk yoktur. Normal doğum sonrası vajinanın genişlemesine bağlı olarak ileri yıllarda cinsel ilişkide problemler, idrar torbası ve rahimde sarkma, idrar kaçırma gibi problemler ortaya çıkabilmektedir.

Sezaryen doğum bebek için daha koruyucu bir yöntemdir. Başlı başına bir ameliyat olması, sıkıntı ortaya çıkarır. Günümüzde ameliyat yöntemlerinin gelişmiş olması, kullanılan ilaçların ve de ameliyat malzemelerinin kaliteli olması, riskleri ortadan kaldırmaktadır.

Her iki doğum şeklinin de bebeğin emzirmesinde ve gelişiminde fark yaratan bir durum yoktur.

 

Detaylı Bilgi için Bakırköy Kürtaj Merkezi ile İrtibata Geçebilirsiniz…

Düşük riski

Düşük Riski Nedir? Nasıl Anlaşılır? Belirtileri Nelerdir?

Düşük riski tüm anne adaylarının hamile olduklarını öğrendikten hemen sonra akıllarına gelen ve tedirginlik yaratabilen durumlardan biridir. Abortus yani düşük, gebeliğin 20. haftası henüz tamamlanmadan ya da bebeğin ağırlığı henüz 500 grama ulaşmadan gebeliğin sonlanması halidir. Gebelikte düşük tehdidi her daim tespit edilemeyebiliyor ve nedenleri de saptanamayabiliyor. Çünkü düşük çok sayıda farklı unsura bağlı olarak ortaya çıkabiliyor. Gebeliğin ilk 12 haftası içerisinde meydana gelen düşükler ‘erken düşük’ olarak adlandırılıyor. 12. haftası ila 20. haftası arasında gerçekleşenler ise ‘geç düşük’ adını taşır.

Düşükte Kanama Miktarı

Düşükte kanama miktarı

Gebeliklerin yaklaşık olarak % 50’sinde, gebeliğin ilk 10 haftasında kanama olabiliyor. Ancak kanamanın 10. haftadan sonra devam etmesi düşük riski olduğu anlamına da gelebiliyor. Elbette kanamanın bu süreden sonra devam ediyor olması gebeliğin muhakkak düşük ile sonlanacağı anlamına gelmez. Yine de düşük tehdidi dikkate alınmalıdır. Çünkü bu sürenin sonunda kanama şikayeti ile sağlık kuruluşuna başvuran anne adaylarının yaklaşık % 10’unda gebelik düşükle sonuçlanıyor.

Düşükte kanın rengi parlak kırmızı olabildiği gibi kahverengiye yakın bir renk tonunda da olabiliyor. Bu nedenle gebeliğin 10. haftasına kadar sürebilen kanamalarda sadece kanın rengi dikkate alınarak düşük tehdidi olup olmadığından söz edilemez. Kanamanın miktarına dair de net bir bilgi verilemiyor. Çünkü düşük durumunda kanama içte birikebilir ve vajinadan az miktarda kan sızabilir. Bu durumda kanamanın az olduğu düşünülür oysa aslında şiddetlidir. Elbette kanamanın fazla miktarda olması durumunda düşük riski daha fazladır. Gebelikte her kanama düşük kanaması değildir ancak gebeliğin herhangi bir döneminde meydana gelen kanama hiçbir durumda normal kabul edilmez. Dolayısıyla düşük yapıldığına dair bir hissiyat beklememeli, kanama durumunda hemen doktorunuza başvurmalısınız.

Hamilelikte Düşükten Korunma

Hamilelikte-dusukten-korunma

Gebelik süresi boyunca vücudu zorlayan hareketlerden kaçınmak düşük tehdidi olduğunda dikkat edilmesi gereken bir unsurdur. Bununla birlikte daha önce düşük yapan kadınlar, bazı hastalıklar ya da patolojik bulgular söz konusuysa hamilelik planlamadan önce doktoruyla görüşmelidir. Bu sayede gerekli tedavilerin uygulanmasını ve bazı önlemlerin alınmasını sağlayabilirsiniz. Gebelik süresi boyunca doktorunuzun bilgisi dışında bir ilaç kullanmanız düşük tehdidi doğurabilir. Bu nedenle gebelik süresi boyunca düşükten korunmak adına doktorunuzun reçete etmediği hiçbir ilacı kullanmamalısınız.

Düşük Nasıl Hissedilir?

Anne adaylarının çok büyük bir bölümü ağrı ya da kramp gibi şikayetler geliştiğinde düşük şüphesine kapılıyor. Düşüğün herhangi bir belirti vermeden önce anne adayı tarafından hissedilmesi pek mümkün olmaz. Sadece yüksek ateş, mide bulantısı, kusma ya da kanama gibi belirtiler ortaya çıktığında düşük tehdidi akıllara gelir. Sadece bazı anne adayları düşük yapmadan hemen önce artık kendilerini hamile hissetmediklerini dile getirebiliyor. Daha önce yaşadıkları meme hassasiyeti ya da mide bulantısı gibi hamileliğe bağlı olan şikayetlerin aniden kesildiğini dile getiren anne adayları da olabiliyor. Fakat benzer bir durum yaşadığınızda geçici bir hissiyat olabileceğini de göz önünde bulundurmalısınız. Hemen paniğe kapılmak ya da düşük yapacağından korkmak, strese girmek doğru değildir.

Düşük Tehdidi Ne Demek?

Düşük tehdidi ne demek

Gebeliğin çeşitli nedenlere bağlı olarak ani bir şekilde sonlanabileceğine dair bazı tıbbi durumların gelişmesi düşük tehdidi olarak adlandırılır. Kadınlar hamile olduklarını henüz öğrenmeden bile düşük gerçekleşebilir. Oranlara bakıldığında düşüğün çok ender yaşanan durumlardan biri olmadığını görülüyor. Örneğin tüp bebek yöntemi ile gerçekleşen hamileliklerde düşük riski % 20 düzeyinde oluyor.

Genellikle düşük tehdidi çok sayıda kadın için gebelik döneminde mevcudiyetini koruyan bir risktir. Günümüzde kadınların daha geç yaşlarda anne olmaları, radyasyonlu ortamların çoğalması gibi faktörler düşük oranlarının artmasını da beraberinde getirebiliyor. 35 yaş altında olan anne adaylarında düşük riski % 15, 35 ila 45 yaş arasında olan anne adaylarında ise % 20 ila % 35 dolaylarındadır.  45 yaş üstü olan anne adaylarında bu riskin % 50’ye çıktığını belirtmek gerekiyor. Ancak düşük sadece gebelik yaşına bağlı olarak gelişen bir durum değildir. Yaşın ilerlemiş olması, riski artıran bir faktör olarak değerlendirilmelidir. Bunun nedeni yaşın ilerlemesiyle birlikte yumurta kalitesinde de bir düşüş olmasıdır.

Düşük Riski Kaçıncı Haftada Azalır?

Gebeliğin 0 ila 13 hafta arası ilk 3 aylık dönem olarak kabul edilir. Düşük yapan kadınların % 80’inde düşük riski ilk 3 ayda gerçekleşiyor ve gebelik sonlanıyor. İlk 3 aylık dönemden sonra düşük oranları çok daha düşüktür ve bu nedenle riskin gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde azaldığını belirtebiliriz. İstatistiklere bakıldığında ikinci 3 aylık dönemde düşük oranları % 1 ila % 5 arasındadır. Her kadında düşük riskinin aynı dönemde azaldığından da söz edemeyiz. Örneğin stres ve aşırı üzüntü artık düşük nedenleri arasında kabul ediliyor. Böyle bir durum yaşanması halinde gebeliğin ikinci 3 aylık döneminde de düşük yaşanma ihtimali mevcuttur.

Düşük Belirtileri ve Nedenleri

Öncelikle düşük riski kendini kanama ile belli ettiğinden kanamaların son derece önemli bir düşük belirtisi olduğunu belirtebiliriz. Özellikle kanamaya doku parçası gelmesi de eşlik ediyorsa kesin olarak düşük tanısı konur. Kasık ve bel bölgesinde ağrı olması da yine bir diğer düşük belirtisidir. Ağrı kimilerinde sırta ya da kalçaya doğru bir yayılım gösterebilir. Ancak gebelikte kasık ve bel ağrısının olması tek başında düşük riski olarak değerlendirilmez. Söz konusu şüphenin doğması için ağrıya kanamanın da eşlik etmesi gerekir. Kanama kimi anne adaylarında pembemsi ve vajinal akıntı şekilde de olabilir.

Ateş ve halsizlik düşük riski olduğunda görülebilen belirtiler arasındadır. Aynı zamanda mide bulantısı ve kusma şikayetleri de görülebiliyor. Bu belirtilerin sadece birkaç ortaya çıkabildiği gibi tamamı aynı anda da ortaya çıkabiliyor. Söz konusu belirtiler görüldüğünde zaman kaybetmeden doktorunuz ile görüşmeli ve durum hakkında mutlaka bilgi vermelisiniz. Daha önce tekrarlayan düşükler yaşamanız durumunda da doktorunuzu gebelik takiplerinde bilgilendirmeniz çok büyük önem taşıyor.  

Düşük nedenlerinin ise çok farklı olabildiğini belirtmek gerekiyor. Kimi zaman bağışıklık sisteminde bozukluk olması düşük tehdidi doğururken kimi zaman plasenta gelişiminde meydana gelen bir sorun bu sonucu doğurabiliyor. Tiroit hastalıkları, gebelik yaşı, obezite, alkol ve tütün ürünleri kullanımı da düşük nedenleri listesinde yer alıyor. Bazı sağlık sorunlarını uzun süreli olarak yaşamak, cinsel yolla bulaşan bazı hastalıklar, enfeksiyon da düşük nedenleri olarak karşımıza çıkıyor. Ayrıca bazı iltihap kurutucu ve ağrı kesici ilaçların gelişigüzel kullanılması durumunda da gebeliğin düşük ile sonlandığına tanıklık edebiliyoruz. Vücudun hormon dengesinde meydana gelen bozulmalar ve bazı myomlar düşük riski nedenleridir.

Düşük Riski Nasıl Önlenir?

Öncelikle düşük riski % 100 ortadan kaldırılamayabilir. Yani gebeliğin düşükle sonlanması her zaman engellenemeyebilir. Anne adaylarının dinlenmeye daha fazla zaman ayırması ve özellikle yoğun iş temposuna sahip olanların bu tempoyu yavaşlatmaları gerekiyor. Bu süreçte beslenme ve uyku düzenine dikkat etmek de bir diğer önlem olabilir. Aynı zamanda anne adayları kafein içeren içecekleri tüketmemelidir. Doktorunuz düşük tehdidi olması durumunda size bazı önerilerde bulunacaktır. Bu önerilere harfiyen uymanız büyük önem taşıyor. Kanama durana kadar yatak istirahati önerilebilir ve beraberinde bazı serumlar da verilebilir.

 

 

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Down sendromu belirtileri nelerdir

Ağrısız doğum epidural anestezi

Tüplerin bağlanması nasıl olur

Sezaryen doğum nasıl yapılır

Normal doğum nedir nasıl yapılır

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar:

https://www.medicalnewstoday.com/articles/322634.php#other-risk-factors

Bebeğin Cinsiyeti Ne Zaman Belli Olur?

Bebeğin Cinsiyeti Ne Zaman Belli Olur?

Büyük bir heyecanla beklenen hamilelik haberinin alınmasından sonra ve yapılan tahlillerle birlikte de hamilelik durumunun artık kesin olmasından itibaren anne ve baba adaylarının, hatta diğer aile bireyleri, aile büyükleri, komşular ve arkadaşların da aklına takılan konulardan en önemlisi de anne karnında büyüyen bebeğin cinsiyetinin kız mı ya da erkek mi olacağı merakıdır. Çok büyük bir merak konusu olan ve heyecanla doğması beklenen bebek ile birlikte, bebeğin cinsiyeti konusunda erkek mi olacak yoksa kız mı olacak şeklinde bir çok farklı ve hararetli tartışmalar da doğal olarak çiftlerin çevresinde de yaşanır. Hamile
Devamını Oku

Sezaryen doğum sonrası hamilelik

Sezaryen Doğum Sonrası Hamilelik 

Sezaryen doğum sonrası hamilelik kadınların her daim titizlikle yaklaştığı konulardan biridir. Özellikle normal doğum yapmak isteyen kadınlar, daha önceki doğumunu sezaryen ile gerçekleştirmiş olduklarından çeşitli endişeler yaşayabiliyor ve bu endişelerin de tamamen yersiz olduğu söylenemez. Öncelikle sezaryen ile doğum yapmış olmanızın yeniden hamile kalmanıza asa bir engel teşkil etmediğini belirtelim. Normal yollarla yeniden gebelik oluşabilir ve sezaryen işlemi, bir sonraki gebelik sürecinizi olumlu ya da olumsuz yönde etkilemez.

Fakat sezaryen doğum sonrası hamilelik için hem fizyolojik hem de psikolojik açıdan toparlanmayı beklemenizde fayda olacaktır. Hamilelik ve doğum vücudu zorlayan süreçlerdir. Vücudun toparlanabilmesi için zamana ihtiyacı olur. Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirebilmeniz için bu zamanı vücudunuza tanımalısınız. Fizyolojik açıdan vücudun yeni bir gebeliğe tamamen hazır hale gelmesi yeterli değil. Psikolojik açıdan da yeniden anne olmaya hazır hissettiğiniz zaman ve anne olmanın sorumluluklarını üstlenebileceğiniz bir dönemde hamilelik planı yapabilirsiniz.

Sezaryen Sonrası Hamile Kalmak Zor mu?

Sezaryen sonrası hamile kalmak zormu

Maalesef kimi zaman halk arasında sezaryen doğum sonrası hamilelik zorlaşır ya da sezaryen kısırlığa neden olur gibi gerçeği kesinlikle yansıtmayan inanışlar olduğunu gözlemleyebiliyoruz. Bazen basında çıkan yanlış haberler de toplumda böle bir algı oluşmasına sebebiyet verebiliyor. Sezaryen işlemi, anne karnındaki bebeğe ulaşmak için karnın alt bölümüne kesi uygulanması ile gerçekleştirilir. Rahme ulaşana dek deri altındaki katmanlara da bir kesi uygulanır ve bebek anne karnından çıkarılır. Sonrasında dikiş uygulaması ile işlem tamamlanır.

Hamilelik ise rahimde büyüyen yumurtaya sperm hücrelerinin ulaşması, döllenmenin gerçekleşmesi şeklinde seyreden tıbbi bir durumdur. Dolayısıyla sezaryen işlemi, şayet hatasız bir şekilde yapılmışsa, yeniden hamile kalınmasına engel olmaz. Yani sezaryen doğum sonrası hamilelik zorlaşmaz ve bu doğum yöntemi kişinin hamile kalma olasılığında olumlu ya da olumsuz bir değişime sebebiyet vermez. Bu durum sadece komplikasyon gelişmesi halinde söz konusu olabilir. Sezaryenin de cerrahi bir operasyon olduğunun unutulmaması gerekiyor. Her ameliyat gibi sezaryen işlemi de bazı komplikasyon risklerine sahiptir. Bu komplikasyonların gerçekleşmesi durumunda sezaryen doğum sonrası hamilelik ile ilgili çeşitli sıkıntılar yaşanabilir.

Sezaryen Doğumdan Sonra Neden Beklemek Gerekir?

Doğumdan sonra yani sezaryen doğum sonrası hamilelik için öncelikle rahmin yeniden normal boyuta gelmesini beklemek gerekiyor. Rahmin yeniden küçülmesi, 6 hafta ila 8 hafta arasında bir zaman dilimini gerektirebilir. Doğum sonrasında vajinal akıntı da bir süre daha devam edebilir. Tüm bu süreç 1,5 ila 2 ayda tamamlanır. Ancak bu sürecin tamamlanması yani lohusalık döneminin sona ermesi halinde hemen ikinci gebelik planlaması yapmak doğru olmaz. Doğum yapan annelere ikinci hamilelik için yaklaşık 2 yıl beklemeleri tavsiye edilir. Bunun nedeni ikinci bebeğin rahimde gelişim sorunları yaşaması gibi riskler değildir.

Hamilelik ve doğum kadınlarda demir eksikliği anemisine sebebiyet verebiliyor. Haliyle sezaryen doğum sonrası hamilelik için kısa bir süre beklemek ve yeniden gebelik oluşması annede demir eksikliği anemisi gelişme riskini artırır. Bu durumda hem anne adayının hem de bebeğin sağlığı ile ilgili çeşitli sorunlar yaşanabilir. Oysa bir süre beklemek vücudun gebeliğe çok daha hazır hale gelmesini sağlar. Özellikle 35 yaş üstü annelerin vücudunun toparlanması biraz daha uzun zaman gerektirebiliyor. Dolayısıyla bu anneler sezaryen doğum sonrası hamilelik için biraz daha beklemelidir.

Elbette tüm bunlar gebeliğe sadece fizyolojik açıdan hazır olmakla ilgilidir. Psikolojik açıdan sezaryen doğum sonrası hamilelik için ne kadar beklemek gerektiği kişiden kişiye değişir. Özellikle doğumdan sonra bebeklerin oldukça yoğun bir bakıma ihtiyaçlarının olduğunu unutmamak gerekiyor. İlk bebeğin ihtiyaçlarının da ihmal edilmemesi için kadının ikinci gebelik için kendini tamamen hazır hissetmesini beklemek en akılcı seçenektir.

Sezaryen Sonrası Normal Doğum Mümkün

Sezaryen sonrası normal doğum

Tıbbi açıdan sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda normal doğum yapılabilir. Ancak daha önce sezaryen ile doğum yapan anne adaylarına sonraki hamileliklerde normal doğumu kesinlikle önermiyoruz. Çünkü normal doğum esnasında çok sayıda ciddi sıkıntı ortaya çıkabiliyor. Örneğin normal doğum sırasında, daha önceki sezaryen doğumun dikiş yerlerinde yırtıklar meydana gelebiliyor ve bu da hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını riske atıyor. Bu ve benzeri riskleri göze almak yerine sonraki doğumların da sezaryen ile yapılması çok daha doğru olacaktır.

Ender zamanlarda sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda evde sancı yaşayan kadınlar doktoruna ulaştığında artık rahim ağzı tam olarak açılmış olabiliyor ve doğumun başlamasına çok kısa bir süre kalmış oluyor. Böyle zamanlarda normal doğum kararı da alınabilir. Ancak söz konusu durum dışında sezaryenden sonra normal yolla doğum yapma konusunu, riskleri de göz önünde bulundurarak değerlendirmelisiniz.

Sezaryen Sonrası Hamilelik Süresi

Daha önce sezaryen ile doğum yapmış olmak, bir sonraki gebeliğin süresini değiştirmez. Gebelik sağlıklı bir şekilde devam ettiği müddetçe ve yeniden sezaryen ile doğum kararı alınması halinde sezaryen sonrası hamilelik 39 ila 40 hafta sürecektir.

SSVD İçin Gerekli Şartlar Neler

Öncelikle sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda vajinal doğum yapabilmek için anne adayının sezaryen dışında bir rahim ameliyatı geçirmemiş olması gerekiyor. Ayrıca daha önceki sezaryen kesi hattının yatay olması da aranan şartlardan biridir. Bununla birlikte hem anne adayında hem de bebekte normal doğuma engel olabilecek herhangi bir sorunun ya da komplikasyonun olmaması da lazım. Örneğin vajinal enfeksiyon ya da kondilom SSDV için tek başına bir engeldir. Böyle bir durumda bebeğin sağlığı dikkate alınarak vajinal doğum seçenek olarak bile dikkate alınmaz. Ayrıca anne adayının daha önce normal doğum yapmış olması da gerekiyor. Önceki doğum ile ikinci doğum arasında 2 yıldan daha az süre olması durumunda da SSDV seçeneği düşünülmemelidir.

Bu noktada sezaryen sonrası hamilelik ve doğuma dair kritik bir unsurdan da söz etmek gerekiyor. Tüm dünya genelinde SSDV denemelerinin yaklaşık olarak % 40’ı acil sezaryen ile sonuçlanıyor. Bir başka deyişle SSDV denemelerinin sadece yaklaşık % 60’ı başarılı oluyor. Yani anne adayları vajinal doğum için kendilerini hazırlamış olsalar bile bebeğin ters gelmesi gibi pek çok nedene bağlı olarak acil sezaryen kararı alınabilir. Bununla birlikte SSDV tercih edildiğinde oluşabilecek enfeksiyon riskinin, sezaryen ile doğum yapıldığında ya da normal doğum yapıldığında mevcut olan enfeksiyon riskinden biraz daha fazla olduğu da dikkate alınmalıdır.

SSVD Nedir?

SSDV yani sezaryen sonrası vajinal doğum, sezaryen doğum sonrası hamilelik durumunda kadının normal doğum yapmasıdır. SSDV genellikle kadınların sezaryeni tecrübe etmiş olmalarından kaynaklı olarak normal doğum duygusunu yaşamak istemeleri nedeniyle gündeme geliyor. Kimi zaman da doğum koçları, anne adaylarını normal doğum yapmaya ve bu duyguyu yaşamaya teşvik edebiliyor. Ancak bu konu duygusal açıdan değerlendirilmesi gereken bir konu değil, tıbbi açıdan ve mevcut riskler de dikkate alınarak değerlendirilmesi gereken bir konudur. Kadın hastalıkları ve doğum uzmanlarının amacı doğum sürecini hem anne adayı hem de bebeğin sağlığı açısından en risksiz ve en sağlıklı şekilde tamamlamaktır. SSDV ise mevcut risklere yenilerinin de eklenmesi anlamına gelir ve bu nedenle çok sayıda doktor tarafından önerilmez.

 

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalelerimiz:

Sezaryen doğum nedir nasıl yapılır

Tüplerin bağlanması nasıl oluyor

Down sendromu belirtileri nelerdir

Akraba evliliği sonuçları

 

Konu ile alakalı dış kaynaklar:

https://www.acibadem.com.tr/ilgi-alani/sezaryen-dogum/

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

erken doğum

Erken Doğum Belirtileri Neledir?

Erken doğum denilen tıbbi literatürde preterm doğum; son adet tarihine göre doğumun 24 hafta ile 37 hafta arasında olmalıdır. Gebeliğin 34-37 haftalar arasında olan erken doğumda; tüm erken doğumların yaklaşık olarak %70’ini oluşturmaktadır. Gebeliğin 34-37 haftalarında
Devamını Oku

normal doğum mu sezaryen doğum mu

Normal Doğum mu Sezaryen mi?

Normal doğum mu sezaryen mi? Anne adayları doğum zamanı yaklaştıkça korkmaya ve endişelenmeye başlayabilmektedir. Çocukluğundan beri duyduğu doğum hikayeleri, filmlerdeki doğum sahneleri ve doğum anı ile ilgili mitler bilinçaltına yerleşmiştir. Bu sebeple de kültür sebebiyle de doğum yapmaktan korkulabilir.

Bilinçaltındaki bu korku, doğumun oldukça zor olduğu ile ilgili olduğu için günümüzde anne adaylarının büyük bir kısmı sezaryene yönelmektedir. Sezaryen doğum, cerrahi bir operasyondur. Bu sebeple de yalnızca gerektiği durumlarda uygulanması önerilir. Normal doğum ise, en doğal ve annenin aslında bu denli korkmasına gerek olmayan bir doğumdur. Elbette ki anne adayının normal doğum yapmaya müsait olmaması ya da tıbbi gerekçeler, sezaryen doğumun başlatılması önerilir.

Ancak isteğe bağlı olan sezaryen doğumlarda anne ve bebeğin hemen teması engellenmiş olur. Sezaryen doğumdan sonra annenin anestezi etkisi atlatması ve kendine gelmesi uzun sürmektedir. Bu sebeple de bebeğin emzirilmesi ve bebeğin ilk kucağa alınması gecikebilir. Normal doğumda ise, anne adayı doğuma etkin olarak katıldığı için bebeği ile beraber bu deneyimi yaşar ve doğumdan hemen sonra bebeğini kucağına alabilir.

Normal doğum mu sezaryen mi sorusundan önce anne adaylarının dikkat etmesi gereken en önemli nokta, doktorun önerisidir. Bu sebeple de anne adayının isteğinden çok doktor önerisi ve tıbbi gerekçeler dikkate alınarak doğuma karar verilmelidir. Şayet isteğe bağlı sezaryen doğum yapılacaksa mutlaka komplikasyonları, iyileşme süreci, ameliyattan sonraki dönem hakkında bilgi alınmalı ve bilinçli olarak karar verilmelidir.

Doğum şeklinize doktorunuzla birlikte karar verin!

Vajinal yani normal doğumun ve sezaryen doğumun kendilerine göre avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Anne adayının ve bebeğin durumuna göre hangi doğum yönteminin en doğru olacağına mutlaka doktor ile beraber karar verilmelidir. Tıbbi gerekçeler olduğunda yani örnek olarak plasenta doğum kanalını tıkamış ise, doğumun sezaryen olması gerekir. Ancak anne adayı isteğine göre normal ya da sezaryen doğum için ısrar ediyorsa mutlaka doktor görüşü almalıdır.

Normal doğumun avantajları – dezavantajları neler?

  • Normal doğum, en doğal doğum yöntemidir.
  • Doğum bittiğinde, anne büyük bir rahatlama yaşar.
  • Komplikasyonların görülme riski, sezaryene göre daha azdır.
  • Doğum ağrıları daha kolay geçer.
  • Annenin iyileşme süreci daha kısadır.
  • Hastanede kalış süresi sezaryene göre daha kısadır.
  • Normal hayata dönüş süresi sezaryene göre daha hızlıdır.
  • Bebek ve annenin derhal teması sağlanır.
  • Anne, normal hayatına daha çabuk dönebilir.

normal doğum mu sezaryen mi

Dezavantajları ise:

  • Organ sarkmaları söz konusu olabilir,
  • Epizyotomi denilen doğum kesisi yanlış atılabilir.
  • Sezaryenin avantajları – dezavantajları nelerdir?
  • Sezaryen bir operasyondur ve operasyona bağlı olarak enfeksiyon ve kanama riskleri mevcuttur.
  • Normal doğuma göre ağrılar daha uzun sürer.
  • Yara yerlerinin iyileşme süresi daha uzundur.
  • Gaz çıkartma problemleri meydana gelebilir.
  • Annenin normal hayata dönüş süresi uzundur.
  • Anneye acil kan verme ihtiyacı doğabilir.

Avantajları:

Gerekli olduğu tıbbi durumlarda hem anne, hem de bebek için hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Normal doğum ve sezaryen doğum ne kadar sürer?

Normal doğum mu sezaryen mi gibi sorulardan önce normal doğum başından sonuna kadar yaklaşık olarak 10 saat sürer. Doğumun ve ağrılı kısmın yaşandığı evreler ise son evrelerdir. Bu aşamada epidural anestezi yapılarak anne adayı rahatlatılmaktadır. Bebeğin dünyaya geldiği 2. Doğum evresi yaklaşık olarak 15-30 dakika sürer. Sezaryen ise annenin uyanması ve operasyon işlemleri sebebiyle daha uzun sürmektedir.

 

Doğum yaptırmayı düşünen anne adayları bizlere sorularını aşağıdaki irtibat bilgilerimizden sorabilir.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Erken doğum nedir

Erken Doğum Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Erken doğum anne adaylarının en büyük endişelerinden biridir. Gebeliklerin yaklaşık olarak % 12’si erken doğumla sonuçlanıyor. Prematüre doğum olarak da bilinen erken doğumu, çeşitli risk faktörlerini ortadan kaldırarak önlemek de mümkün olabiliyor. Ancak kimi zaman koruyucu önlemler yeterli gelmiyor ve erken doğum kaçınılmaz bir son da olabiliyor. Anne adaylarının konuyla ilgili endişesi, bebeklerini kaybetme korkusundan kaynaklanıyor. Oysa olması gerekenden daha erken doğum yapmak mutlaka bebeğin ölümü ile sonuçlanacağı anlamına gelmez.

Erken Doğum Belirtileri Nelerdir?

Erken doğum belirtileri

En önemli erken doğum belirtisi düzenli ve sık kasılmalar olmasıdır ve bu kasılmalar zamanla şiddetlenir. Ancak kadınların büyük bölümü gebelik süresi boyunca Braxton-Hicks adı verilen yalancı kasılma yaşar. Bunu erken doğumdan önce yaşanan kasılmalar ile karıştırmamak gerekiyor. Yalancı kasılmalar tutarlı değildir ve aynı zamanda sıklığında bir artış olmaz. Bununla birlikte doğum öncesi kasılmalar gibi bir ağrı da yaşatmaz. Doğum öncesi kasılmalarda pozisyon değişikliği kasılmayı durdurmaz ancak yalancı kasılmalarda hareket etmek kasılmayı durdurabilir.

Çok sık idrara çıkmak ve vajinal akıntıda bir artış olması da erken doğum belirtileri arasında bulunuyor. Bu duruma vajinal kanama ya da lekelenme şeklinde bir kanama da eşlik edebilir. Anne adayı leğen kemiğinde ciddi bir baskı hisseder. 10 dakikada bir kasılma olması ve baş ağrısı da bu belirtiler arasında yer alıyor. Baş ağrısı genellikle başın arka tarafında altlarda olur ve bazı anne adaylarında kalıcı bazılarında da geçicidir.

Karnın alt bölümünde adet dönemlerinde yaşandığı gibi bir kramp girmesi de erken doğum belirtileri listesinde yer alıyor. Vajinal boşalmanın artması, mide bulantısı, kusma ve ishal de belirtiler arasında bulunuyor. Anne adayları tüm bu belirtileri dikkate alarak erken doğuma dair bir şüphe duymaları durumunda hemen doktoru ile görüşmelidir. Özellikle kasılmaların 10 dakika ve daha az sıklıkta olması, şiddetinin artması en önemli belirtidir ve zaman kaybetmeden doktorunuz ile irtibata geçmeniz gerekir.

Ağrısı doğum nasıl yapılır merak ediyorsanız diğer makalemize aşağıdaki linkten göz atabilirsiniz…

Tıkla –> Ağrısız doğum epidural anestezi

Kimler Erken Doğum Riski Altındadır?

Kimler erken doğum riski altındadır

Öncelikle hangi gebeliklerde erken doğum olacağının önceden bilinmesi mümkün olmaz. Fakat bu durum bazı risk faktörlerinin olmadığı anlamına gelmiyor. Bu risk faktörlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Daha önce erken doğum yapmış olmak
  • Daha önce ikiz ve üçüz gebelik yaşamak
  • Fiziksel anlamda vücudu aşırı yoran ağır işlerde çalışmak
  • Rahimde, rahim ağzında ya da plasentada bir sorun olması
  • Sigara ve uyuşturucu kullanımı
  • Fetal doğum kusurunun mevcudiyeti
  • Ciddi stres ve üzüntü veren bir durum yaşamak
  • Bazı enfeksiyonlar
  • Amniyo sıvısının fazla olması
  • Gebelik esnasında vajinal kanama olması
  • İki gebelik arasında 6 aydan daha kısa bir süre olması
  • Bazı kronik hastalıklara sahip olmak
  • Periodontal hastalık mevcudiyeti

Erken Doğum Engellenebilir mi?

Erken doğum engellenebilir mi

Önlenebilecek risk faktörlerini ortadan kaldırmak mümkün olsa da erken doğum her zaman engellenemeyebilir. Olası risk faktörlerini ortadan kaldırmak ve daha sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmek için hamilelik öncesinde kontrollerinizi yaptırmanız önerilir. Çok sayıda kadın rahim ile ilgili bir sağlık sorunu yaşadığını gebelik kontrollerinde fark ediyor ancak hamilelikten kaynaklı olarak her zaman cerrahi müdahale ile bu sorun ortadan kaldırılamıyor. Oysa rutin kontrollerin gebelik öncesinde de aksatılmaması, bu sorunlara erken dönemde müdahale edilmesini sağlar.

Bununa birlikte düzenli ve sağlıklı beslenme de büyük önem taşıyor. Folik asit ve kalsiyum desteği, her gün ideal oranda su tüketimi, sağlıklı bir gebelik geçirmek ve erken doğum riskini azaltmak adına sanılandan çok daha fazla önem taşıyor. Bu nedenle erken doğumu engellemek için risk faktörlerinin çok iyi biliniyor olması gerekir. Önlenebilen risk faktörlerini ortadan kaldırmak en akılcı seçimdir. Söz konusu risk belirtileri görüldüğünde doktorunuz sizden bazı ilaçları kullanmanızı isteyebilir. Reçete edilen ilaçların belirtildiği şekilde kullanılması ve aksatılmaması da erken doğumları önleyebilir.

İlginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalemizi aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…

Tıkla –> Sezaryen doğum nedir

Kaç Haftalık Erken Doğum Olur?

Normal bir gebelik 40 hafta sürer. Gebeliğin 37. haftasından önce gerçekleşen doğum erken doğum olarak değerlendirilir. Elbette istenmeyen bir durumdur çünkü erken doğumlar bebeklerin sağlığı ile ilgili ciddi riskler barındırır. Prematüre bebekler hemen yenidoğan bakım ünitesine alınır ve özel bir ilgiye gereksinimleri olur.

Erken Doğum Nasıl Önlenir?

Erken doğumu engellemenin her daim mümkün olmadığını daha önce belirttik. Anne adaylarının alabileceği bazı tedbirler riski azaltabilir ancak yine de buna karşın erken doğum gerçekleşebilir. Örneğin erken doğuma neden olan en önemli unsurlardan biri vajinal enfeksiyonlardır. Hatta erken doğumların % 50’sine yakını vajina ve rahim enfeksiyonlarından kaynaklanıyor. Doktorunuzun önerilerini ve uyarılarını dikkate almanız, hijyene koşullarına dikkat etmeniz gibi önlemler ile bu riski ortadan kaldırabilirsiniz.

Ayrıca sigara ve uyuşturucu kullanımı prematüre doğum nedenlerinden biridir ve önlenebilen bir risk faktörü olduğunun altını çizmek gerekir. İki gebelik arasında 6 aydan daha uzun süre olmasını sağlayacak bir hamilelik planlaması yapmak da erken doğumu önlemek adına önemlidir. Vücudu gebelik süresi boyunca çok fazla zorlamamak ve diş sağlığının gebelik öncesinde kontrol edilmesi de bu kategoride değerlendirilebilir. Bazı diş eti hastalıkları da bu problemin yaşanmasına sebebiyet verebiliyor.

Erken Doğum Zararları Nelerdir?

Prematüre zararları neler

Maalesef erken doğum bebekler için hayati risk anlamına geliyor. Elbette her prematüre bebek hayatını kaybetmiyor ancak erken doğuma bağlı bebek ölümleri sık karşılaşılan bir tablodur. Ayrıca doğumun olması gerekenden daha erken gerçekleşmesi bebeklerde hem fiziksel hem de zihinsel bazı sorunlar gelişmesine de sebebiyet verebilir. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bebeklerin hayati organlarının gelişimini güçlendirmek için gerekli tüm tedaviler uygulanır. Fakat buna karşın iç organ gelişim bozukluklarına bağlı olarak çeşitli hastalıklar ortaya çıkabilir.

Normal doğum nasıl yapılır? kimler yaptırır? faydaları nelerdir? ilginizi çekebileceğimizi düşündüğümüz diğer makalemizi aşağıdaki bağlantıdan okuyabilirsiniz…

Tıkla –> Normal doğum faydaları

Tedavisi Nasıl Yapılır?

Tedavinin anne adaylarının sağlık durumuna, bebeğin sağlık durumuna, erken doğumun nedenlerine göre özel olarak planlandığını ve uygulandığını belirtelim. Her anne adayında aynı tedavi prosedürü uygulanmaz. Öncelikle erken doğum şüphesi doğduğunda doktorunuz tarafından bazı ilaçlar reçete edilebilir. İlaç kullanımı ile bu risk ortadan kaldırılamazsa, kadın hastalıkları ve doğum uzmanları yüksek riskli bir doğum için kendilerini hazırlarlar ve her türlü önlem alınır. Fakat kimi zaman doğum maalesef gebeliğin 34. haftasında da başlayabiliyor ya da başlayacağına dair bazı şüpheler doğabiliyor. Bu durumda klinik ortamda tedaviye alınmanız gerekebilir ve doktorunuz hastaneye yatış yapmanızı önerebilir.

Hamilelik suyunun gelmesi durumunda çok daha farklı bir tedavi uygulanır. Özellikle prematüre doğum nedeni ve hamilelik suyunun gelmesi enfeksiyondan kaynaklıysa bu durumda doktorunuz antibiyotik ilaç reçete edebilir. Gebeliğin 24. haftası ila 34. haftası arasında anne karnındaki bebeğin akciğer gelişimini hızlandırmak amacıyla kortikosteroid kullanımı gerekebilir. Bununla birlikte kasılmaların da kontrol altına alınması ve doğumu geciktirmek amacıyla da bazı ilaçların kullanılması zorunlu olabilir. Tüm bunlar yaygın şekilde uygulanan tedavi protokolleridir. Anne adayı ve bebeğin durumuna bağlı olarak daha farklı tedavilerin uygulanması da gerekebilir. Böyle bir durumda anne adayının sakin kalması ve doktorunun önerilerine, uyarılarına harfiyen uyması, tedavinin sorunsuz şekilde uygulanabilmesi adına önem taşıyor.

Konu ile alakalı dış kaynaklar:

https://www.medicalpark.com.tr/erken-dogum-belirtileri/hg-2131

 

Detaylı bilgi almak için aşağıdaki bilgilerden bizlere ulaşabilirsiniz.

Cep Tel: 0532 325 30 08
Asistan Tel: 0535 761 60 97
dr.ismetyildirim@hotmail.com

Müdahaleli Doğum Nedir?

Doğumun dışarıdan hiçbir şekilde müdahale edilmeden gerçekleşmesine normal doğum denir. Ancak bazen doğum esnasında anne ve bebeğin sağlığını korumak için hekimin dışarıdan müdahalesi gerekebilir. En sık yapılan müdahale doğum sancılarının başlatılması ya da desteklenmesi
Devamını Oku

Zevk suyundan hamile kalınır mı

Zevk Suyu Hamile Bırakır mı?

Zevk suyu hamile bırakır mı konusunda aktif bir cinsel yaşamı olan hem kadınların hem de erkeklerin bilgi sahibi olması …

Ertesi gün hapı

Ertesi Gün Hapı Nedir? Nasıl Kullanılır?

Ertesi gün hapı: Korunmadan cinsel ilişkiye girilmesi durumunda, kadınların hamile kalmamak için kullandıkları bir …

Hamilelikte idrar rengi

Hamilelikte İdrar Rengi Nasıl Olmalıdır?

Hamilelikte idrar rengi: Gebelik süresi boyunca vücudun bazı tepkileri, sağlık durumunuz hakkında da size ipuçları …